uefa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uefa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2012 Cuma

Q7 Hangi Takımlı?


Eğer daha insaflı olmaya karar vermeseydim, fazlasıyla şiddet içeren satırlar görecektiniz burada.

Futbolun bambaşka bir şey olduğunu oturup yeniden ve uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ününü kazanmış birtakım adamların da neden bekleneni veremediklerini biliyorsunuz.

İşte o adamlardan biri de Quaresma. Normalde olsa, zerre kadar umursamayacağım performansı, dün akşam beni delirtti.

Yahu bir insan nasıl bu kadar isteksiz olabilir?

Tam da bu soruyu, A.Madrid maçını izlerken düşündüm. Sevmediği bir takımda ve sevmediği insanlarla olsa bile, futbolu seviyorsa bir adam, top ayağına değdiği anda unutur tüm dertlerini. Futbol oynamadım o hissin ne olduğunu bilmiyorum.

Ama ben bile maç izlerken tüm dert ve sıkıntılarımdan arınıp, kendimi sadece o doksan dakika yaşıyormuş gibi hissediyorsam, benim izlediğim adamların da benzeri şeylerle dolu olması lazım.

Bir Türk takımına transfer olduğun, o formayı giydiğin ve her renkten yüce taraftarla buluştuğun andan itibaren, bambaşka bir çekim gücüyle, zaten o takımın taraftarı oluyorsun.

Eğer Beşiktaş’ın çok sevgili Quaresma’sı hala Beşiktaşlı olamadıysa, yazık onun o formayı taşıyan haline.
Bir tek o mu kötüydü maçta diyeceksiniz, elbette durum yalnızca Q7’den ibaret değil.

Veli’ye kızayım diyorum ama itiraf edeyim, kızmak pek de içimden gelmiyor. Yaptığı hatalar affedilir gibi değil. Ancak görev bölgesi dahilinde bulunmayan bir alanda, yapabileceğini yaptı aslında.

Yergiyi bir kenara bırakırsak, Madrid’in 21’lik golcüsünden 19’luk kalecisine kadar herkes hak etmişti bu galibiyeti. Fazlasını hatta.

Bir de güzeller güzeli golünü attıktan sonra tereddüt etmeden maça devam eden, hiçbir sevinç gösterisinde bulunmayan Simao’yu ayrıca alkışlamak istiyorum. Yıllarını verdiği takıma gol atmak zorunda olmak, attığı için sevineceği anlamını elbette taşımıyor. Görevini yapıp, içindeki renge olan saygısını bir kez daha gösterdi Simao. Gereken de buydu aslında.

Unutmadan; hayatında ilk kez UEFA’da gol atıyormuşçasına, deliler gibi sevinen A.Madrid teknik adamına nasıl sövdüğümü de itiraf etmeden geçemeyeceğim.

Şimdilik Karakartal, Madrid’de uçuş seferlerini iptal etti!

15 Aralık 2011 Perşembe

Tribünden Sahaya Futbol

Güzel adamlar sahada oldukça güzeldir futbol. Sahayı besleyen tribünse bir artıdır çoğu zaman. Lakin sapla samanı karıştırmadaki ustalığımızı, tezahürat ile maçı karıştırmada da kullandığımızda bir eksiye döner kendileri.
Demek istediğim ne mi? Bir Avrupa maçında, adını dünyanın çeşitli liglerinde öyle ya da böyle duyurmuş milli futbolcuna küfür etmenin çirkinliği. Evet, tam olarak bundan bahsediyorum.

Futbol ne zaman mı izlenir?

Kramponuna tapılası Almeida her çalımında alkış aldığında,
Formanın hakkını vererek her pozisyona giren Pektemek golünü attığında,
İsmail’in saha içi dramını objektif yorumladığında,
Karşı takım kalecisini başarılı bulduğunda- ki bu aslında senin başarındır-,
Veli’nin yaptığı hatalara: “tecrübesiz, düzelir” diyebildiğinde,
“Başındaki” adama iyi ya da kötü sahip çıkabildiğinde izlenir futbol.

Ne zaman mı izlenmez?

Seninle fiilen alakası olmayan bir futbolcuya, “talihsiz” küfürler ettiğinde,
Avrupa’da başarıya koşarken, rakip takım futbolcusuna çakmak attığında,
“Aklan da gel” dediğin adam aklanmadığı halde, sadece o dört duvardan çıktı diye sahiplendiğinde,
Kendi başarına gölge düşürsen bile bir başka takıma laf attığında,
Saha içinde profesyonelliğe aykırı her adımında senin futbolun izlenmez Beşiktaş.

Ne zaman ki güzel adamlarını, kaliteli kadronu haddini bilmez bir avuç insandan soyutlarsın, o zaman tebrik edilir başarıların.

Avrupa’ya, Asya’ya, Amerika’ya… Nereye gidersen git, nerede başarılı olursan ol, üzerinde dalgalanan bayrağa ne zaman ihanet etmez, armanı taşıyan futbolcuyu küfürle beslemezsin, o zaman göklere çıkarsın Kartal.

Ki bu aynen Fenerbahçe, Galatasaray, Bursaspor ve diğerleri için de geçerli. Sizler kendi başarılarınızla anılmayı “başardığınızda” asıl şampiyonluğa ulaşmış olacaksınız.

Zaten futbol bir çeşit siyah çantalara taşınmışken, bir de tribün coşkusunu rezil etmeye hiç lüzum yok.

Biz ki aylardır aynı şeyleri söylüyor, birlik olup savaşmalıyız diyoruz. Ama kime, neye? Birbirine düşman olmuş, dağılmayı çoktan yaşamış “Türk” takımlarına… Değer mi? Asla.

Tezahüratlarla uyuyup uyanıyorum sayenizde. Dilimde benzer şeyler: “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler…”  Esasında pek ihtimal vermesem de…

8 Aralık 2011 Perşembe

Devletin Hayvanat Bahçesi



Tota olmadan, Galatasaray ile yapılan ilk derbiydi bu.
“İstenmeyen olaylar” yaşanmadı, saha içinde. Saha dışında mı? Orada kimin ne istediği belli değil zaten.
Biz Türkler öyle bilgiliyiz ki! Her konuda bir fikrimiz ve söyleyecek sözümüz var. 13 yaşındayızdır mesela, ama siyaset konuşuruz. Hem de öyle ballandırarak anlatırız ki mahalle aralarında, kırk yıllık siyasetçilere taş çıkartırız.
Biri çıkar, tarih içerikli televizyon dizisi yapar. Tarih profesörü oluruz bu sefer. Bütün savaşlar, padişahların “özel” hayatları, kıyafetleri, özlü sözleri… Hepsi bizden sorulur!
Ve her sezon derbiler olur, 7’den 70’e cinsiyet ayrımı yapmadan hepsi fanatik taraftar kesilir. Bildiklerinden ya da anladıklarından değil, sadece duydukları ve derbi saatinden belki de birkaç dakika önce öğrendikleri için taraftar olurlar üstelik. Sorsanız, futbolcu ismi bile bilmezler ama o gün ülkede bir şey popüler ya, elbette “bilgili” olacaklar.
Hayatında “imkânı olduğu halde” stat görmemiş, forma giymemiş insanların futbol ve takım sevgisinden, hele ki bilgisinden hiç bahsetmeyin bana! 3 Temmuz’dan sonra “Fenerbahçeli” ve “Beşiktaşlı” olanlar ya da Galatasaray’ın geçen seneki duraklama devrinde takımına sahip çıkıyor görüntüsü verenler de aynı kategoride benim için.
7 Aralık 2011, Çarşamba.
Yazın bunu bir yere. Tarih yazsın! UEFA Kupasının yanına, bir de o gün giyilen formaları eklesin Galatasaray. Şampiyonluk turu atılsın sahada -ki atıldı- Fatih Terim sözüm ona “2000 ruhunu” getirdi diye manşetler atılsın.
Sonra yanına eklesin not olarak. “Metris’te bir gece rahat uyumak isteyen” Başkanına verdiği sözü tutamadı Fenerbahçe’nin özgürlük savaşçıları! Bir tek buna üzülür, bir tek buna kızarım ben.
Aynı tarihe bir başka not daha yazılsın, bu kez altı çizili olsun. “Emek hırsızları, davetiye ile çıktıkları ligden başarısızlık ile düştüler!”
Yıllar sonra Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi yenmesini bayram havası şeklinde karşılayanlar bir şey unutuyorlar; bizim olayımız Saraçoğlu’nda. Bizim rakibimiz TFF, UEFA. Galatasaray sadece Fenerbahçe ile oynadığı güne ismini verirken bizim için durum hiç değişmedi. Derbiden önce de, sonra da,“önce Fenerbahçe, sonra geri kalan her şey” dedik, demeye de devam edeceğiz.
Hayatım boyunca takımımın armasını taşıyan hiç kimseye hayvan demedim, biliyor musunuz? Demem de. Köpek diyemem mesela futbolcuma.Dersem ne mi olur? Derbi öncesi yenmek için dua edilip, derbiden galibiyetle ayrılınca o malum söz söylenir. Kızıp gücenirsiniz belki. Yapmayın, gücenmeyin. Etrafa saldırmadan önce, aşıları tam mı diye kontrol edin, önlem alın. Bu bize yeter!
Bu arada, yazı esnasında “biz Türkler” dedim ama Fransızlar darılmaz umarım.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Siyasetçilerin Namlusunda

Takım elbiseli futbol adamları, elinde mikrofonla ülkeyi kurtaracağını düşünen siyaset adamları ya da diğer bir deyişle, işi olmayan yerde her zaman karşımıza çıkan o adamların namlusunda bir futbol izliyoruz, tam yedi aydır. Ya da izlemiyor, sadece konuşuyoruz. Birçoğumuz ne konuştuğunu, niye konuştuğunu bile bilmiyor üstelik.

Bilirsin, eski yeni tüm Türk filmlerinde ve dizilerinde alışıldık replikler vardır. “Açılın, ben doktorum!” mesela en çok kullanılanlardandır. İş, bir şekilde zor durumda olan takımların aleyhinde konuşmalar yapmaya gelince de, bu repliği futbola uyarlamak, ceza hukukunu yalayıp yutmuş adamlara kafa tutarcasına, sırf rakip takımın başarılı geçmişine tahammül edemediği için oldukça kolay oluyor. Başını kaldırıp baktığınızda ya da elinizi boşlukta salladığınızda bunlara fazlaca denk gelebilirsiniz. “Açılın, ben avukatım”cılara tabii ki…

3 Temmuz’dan bu yana, ayağı sahaya sağlam basan bir futbolumuz yok. İşe bunu kabul etmekle başlamalıyız. “Ülkede zaten doğru giden ne var ki?” derseniz, birçoğu çıkıp, “şikeciler” diyebilir. Yanlış okumadınız, “şikeciler”. Kulağa ve göze nasıl da çirkin geliyor değil mi? Ama burada, hangi şikecilerden bahsedildiğine dair bir ayrım yok. “Saman altından su yürüten” mi yoksa “başarısına çelme takılan” mı? Ya da belki, “futbol adamı” olup kendini namlunun parlaklığına adamışlardan bahsediliyordur. Biri de çıkıp der mi acaba, “hepimiz şikeciyiz” diye. Türkiye’nin gerçeği bu, biliyorsunuz. Ölenle ölür, yananla yanar, sevinenle seviniriz. Kaybedenlere sözlüğümüzden en güzel küfürler armağan ederiz. Düşenle düşmeyip tekme atmakta en büyük özelliğimizdir.

Biz ki Türkiye olarak kardeşliği unutmuş, birliği kenara atmış, gerçek suçlularla ilgilenmeyi bırakıp magazine yönelmiş bir ülke olmadık mı? Olduk. Hepimiz avukat, hepimiz savcı, hepimiz hâkimiz. O kadar okumuş ve bilgiliyiz ki, bu yüzden işsiziz hepimiz. Şike var, haksızlık var, uğraşıyoruz işte.

Madem futbol siyasetçilerin namlusunda ve ateş edilmesi için artlarında destek olanlar var, bırakın üzerine toprak atalım futbolun. Ardından “ruhuna” dualar gönderelim. Çiçeklerle süsleyelim bir de mezarını. Sonra gelsin siyaset, gitsin “haksız ekonomik kazançlar.” Gidebilecekse tabii…

1 Ekim 2010 Cuma

Kartal Yolunu Biliyor!


Futbol dünyasında lig takımları sadece yeni sezon başladığında değil, sezon açılmadan önce de taraftarlarına tarifi imkânsız bir heyecan yaşatırlar. Bu heyecanı kalbine ilk dolduran taraftar grubu, takımlarının süper lige yükselmesinin sevincini yaşayanlardır. Ardından ballandıra ballandıra dillere destan edilen bir süreç olan transfer dönemi başlar. İşte o, en büyük keyiftir! Hele de tutkunu olduğun takım “yıldız” ya da “yıldız adayı” transferi yaptıysa, tadından yenmez bir hal alır!


Transferlerde giden-gelen kim olursa olsun yeni sezon başlamadan önce zihnimde, kalbimde ve hayalimde tek bir şampiyon adayı olur: Fenerbahçe! Geçtiğimiz 2009/10 sezonuna Galatasaray ile Fenerbahçe’nin oldukça iyi başlamaları aday sayımı ikiye yükseltmişti. Ne olduğunu anlamadığım bir anda kendini gösteren Timsahların, tıpkı bir önceki sezonun Sivasspor’u gibi rayına oturacağını düşünmüştüm. Ancak bu hiç de umduğum gibi olmadı. Lige iyi başlangıç yapan sarı-kırmızılı ekip şampiyonluğa aday bile olamamışken, ligin “çerez” gözüyle bakılan takımı Bursaspor kupayı kaldırmıştı…

Şöyle bir geçtiğimiz sezonlara dönüş yaptıktan sonra asıl ele almak istediğim konuya döneyim. 2010/11 sezonunda transferleriyle fark yaratan takım Beşiktaş oldu. Geçtiğimiz sezonlarda Fenerbahçe ve Galatasaray’ın uyguladığı transfer politikasını esas alan Kartallar, gündeme oturmayı başardı.

Demiştim ya, durum ne olursa olsun tek bir şampiyonluk ayım vardır diye… Bu, gerçekleri görmeyeceğim anlamına gelmez elbette. Beşiktaş takımında yapılan altlı üstlü değişiklik kendini daha ligin ilk haftasında belli etmeye başladı.

Bir önceki yazımda Beşiktaş maçını anlatırken, “Hatalar Diz Boyu!” demiştim. Bu, yalnızca o akşamki maç için geçerli değildi. Geçen sene, adını duymaktan bile sıkıldığım bir Beşiktaş vardı ligde. Oysa şimdi öyle mi? Beşiktaş’ın “futbolunu” izleyip, yazmanın, konuşmanın ve eleştirmenin nasıl bir haz verdiğini yeni anlıyorum. Süper lig takımlarının yollarında ilerlerken arada bir dönüp arkalarına bakmaları gerekir diye düşünüyorum. Sanırım Beşiktaş kulübü de bu dediğimi onaylıyor ki, geçmiş sezonlarda yapmış olduğunu hataları telafi yolunda. Biz, Türk takımları olarak dönüp arkamıza baktığımızda Avrupa’da beş temsilciyle çıktığımız yolun çok başında fire verdiğimizi görüyoruz. UEFA’da emin adımlarla giden bir Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi’nde tökezlemesi an meselesi olan bir Anadolu takımı derken, aslında bu sene ligde de kimin iddiasının büyük olduğunu görebiliyoruz.

Elbette yeni sezonun henüz başındayız ama hafta ve oynanan maç sayısı arttıkça galibiyet, beraberlik ve mağlubiyet kavramlarının değeri de artıyor. Şimdilerde bayrağı elinde tutanın Beşiktaş olduğunu düşünüyorum. Ama bence bu sezon için Anadolu takımlarından bir çıkış değil de, büyüklerimizden ani bir yükseliş beklemeliyiz. Bana öyle geliyor ki şimdiler de kendilerini sineye çekti çekecek gibi duran “büyüklerimiz” ligin zorlu haftalarında taraftara şu bahsettiğimiz tarifi imkânsız heyecanı yaşatacak.

Ne demiştim? Kartallar gerçekten de yolunu biliyor! Gittikleri yol şampiyonluk, gittikleri yol Avrupa yolu! Ama yine de şimdiden kestirip atamayacağım. Benim hala şampiyonluğa tek bir adayım var. Kendi içinde çelişen, çalkantılar yaşayan bir Fenerbahçe yol yakınken özüne dönecektir, en azından ben bunu umuyorum…

Burada size Beşiktaş’ı gözünüzde büyütün falan demiyorum. Yalnızca biraz objektif bakıp, takiplerinizi ona göre yaparsanız olan biteni zaten anlayacaksınızdır. Ama tabii bu, her şeyin bittiği anlamına gelmez. Sanırım bu durumda, “zengin” kadrosunu iyi kullanan takım, “yolunu biliyor” konumunda. Bu ilerleyen maçlarda bir Galatasaray, haliyle Trabzonspor da olabilir. Ben yine de Beşiktaş’ı göz ardı etmeme taraftarıyım. Ancak, Fenerbahçe’nin yapmış olduğu “akıllı” ve “yerinde” transferlerini değerlendirerek taraftarın beklediği performansı göstereceğine inanıyorum. Aslında inanmak istiyorum da diyebiliriz. Benim böyle olumsuz konuştuğuma bakmayın siz bir üst paragrafta da dediğim gibi, hala şampiyonluk yolunda tek bi adayım var: Fenerbahçe…

Durum böyle gitmez de değişirse, “bekleyip göreceğiz” demekten başka bir şey gelmez elimden. Ama puan kaybettikçe inanın önümüzdeki maçlara falan bakmayacağım. Gözümü yönetime dikip, Fenerbahçe taraftarını ikiye bölen o istifayı isteyeceğim.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Hatalar Diz Boyu!

“Beşiktaş çok iyi mücadele etti, golü çağırdı ve atak yaptı. Dakika 90, Ernst’in kafa vuruşundan top ağalarda. Beşiktaş zorlu bir mücadelenin ardından maçı 1-0 kazandı ve bizlere söylenecek söz bırakmadı. Herkese benden çay!” mı dememi bekliyorsunuz? Hayır, söylenecek öyle çok söz var ki bu maç için...


Maçı konuşmaya başlamadan önce, sahayı ele alayım diyorum ben. Görünce şoke oldum! Asla küçümsemek için söylemiyorum ama Anadolu takımlarının sahası bile daha güzel bence. Cânım İnönü’nün niye bu durumda olduğunu biliyoruz elbette, ama “yetkililerin” bir an evvel ilgilenmeleri gerek. Sahanın bu halinin futbolu kötü etkilediğine dair iddiaya bile girerim!

Neyse, sahayı bir kenara itersek maçı baştan sona şöyle bir değerlendirelim derim ben.

Kötü saha şartlarına rağmen Beşiktaş’ın maça iyi başladığını söylememek olmaz! Maçın henüz ilk çeyreğinde Beşiktaş önce serbest vuruş, ardından korner kullandı. Neden bunu yazdığıma gelince, sanırım dün akşamki maçta Guti fazla heyecan yaptı. Atışları öyle kötüydü ki, taraftarın ona kızacağı anı bile gözümde canlandırdım.

Johan Cruyff’ın çok sevdiğim bir sözü vardır, “Futbol hatalar oyunudur, en az hata yapan kazanır” diye. İşte dün akşam sahada gördüğümüz tam anlamıyla buydu! İki takımdan biri bile mi isabetli pas yapmaz kardeşim! Bu maç beni sahiden de çıldırttı desem yeridir. Gole giderken yapılan pas hataları, hakemin nedense önemli hiçbir pozisyonda düdük çalmayışı, CSKA’nın sahil havasında oynadığı futboluyla ben çıldırdım işte. İki takımın da taraftarı olmadığım için, gol görmek ve keyifli bir maç izlemek istedim.

Beşiktaş’ın CSKA yarı alanındaki nefis paslaşmalarını görünce, onların pres yapmak için hala neyi beklediklerini inanın çok merak ettim! Hayır, zaten gol pozisyonlarında bile topa vuramıyor ve pasif oynuyorsun. Adamlar gelmiş senin kalenin yakınlarına ve sen hala pres yapmıyorsun! Eğer CSKA kalesini koruyan o “panter” kaleci olmasıydı, dün gece Beşiktaş çift hanelere bile çıkabilirdi. Futbolu berbattı ama en azından oynuyordu! Üstelik koşmayan futbolu nefretliktir arkadaş, nefretlik! Koşan adamlar belli işte, Ekrem’i bizzat ayakta alkışladım! Quaresma’nın oyuna dâhil olmasıyla zaten hareketli olan maç iyice kendini kaybetti. İzleyenler fark etmiştir, maçın özellikle de ikinci devresi tek kaleydi arkadaş. Eğer 90. Dakikada o gol gelmeseydi, yazımın başlığı “Gol Geçirmez Mbolhi” olacaktı. Bizimkilerin topu çok iyi kullandığını söyleyemem ama kaleci adeta devleşti dün sahada, hayran kaldım!

Yaklaşık 70. Dakikadan sonra el düşen maçta gözüm sadece İbrahim Toraman’daydı. Biliyordum yine bir arıza çıkaracağını zira. Beşiktaş taraftarı olmadığım halde söylüyorum, şu Toraman’ın agresifliğinden bıktım! Hakem de topsuz alanda yapılan faulleri görmemeye yemin etmişti zaten! Adamın yaptıkları cezasız kalınca iyice yırtıcı oluyor, kontrolden çıkıyor.

Az biraz göz zevki yaşatan futbolun ardından, Beşiktaş UEFA’da kaldığı gruplardaki ilk galibiyetini aldı. Guti’nin kullandığı serbest vuruş Ernst’in kafasıyla birleşince top kendini ağlarda buldu haliyle. Böylelikle bir maçı daha geride bıraktık işte. Hiç şüphesiz ki taraflı tarafsız herkesin gözü şimdiden, Pazar günü oynanacak olan Fenerbahçe-Beşiktaş debisine kilitlendi. Bekleyip göreceğiz sonucunu…

6 Ağustos 2010 Cuma

Fenerbahçe'ye Zorlu Rakip!

Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda İsviçre'nin Young Boys ekibine yenilerek elenen Fenerbahçe yoluna Uefa Avrupa Ligi play-off turundan devam edecek. Rakiplerin bugün belli olduğu turda Fenerbahçe'nin rakibi Yunanistan'ın zorlu takımı Paok oldu.
Siyah-beyaz renklere sahip olan Yunan ekip, liginin ve ülkesinin en çok değer gören takımlarının başında. Geçen sezonu 3. sırada bitirmiş olması, kendi talihsiliği olarak görülmektedir.
Dişe diş bir rakip ve oyun anlayışı Fenerbahçe'ninkine çok benzemektedir. 1926 yılına kurulan takımın en dikkat çeken futbolcusu hiç şüphesiz Zlatan Müslümoviç.
Fenerbahçe bu zorlu rakip karşısında ilk maçını 19 Ağustos'ta deplasmanda oynayacak. Rövanş maçı ise 26 Ağustos'ta Kadıköy'de olacak. Fenerbahçemize başarılar dileriz...

Uefa Avrupa Ligi'nde Rakipler Belli Oldu!


İsviçre'nin Nyon şehrindeki UEFA merkezinde gerçekleşen kura çekimi sonrasında oluşan eşleşmeler şöyle:


Paris Saint-Germain - Maccabi Tel-Aviv

Bayer 04 Leverkusen - Tavriya Simferopol

CSKA Moskova - Anorthosis Famagusta

Hajduk Split - Unirea Urziceni

Feyenoord - KAA Gent

Genk - Porto

Debreceni - Litex Lovech

Aris Thessaloniki - Austria Wien

GALATASARAY - Karpaty Lviv

Palermo - Maribor

Club Brugge - Dinamo Minsk
Omonia - Metalist Kharkiv

Vaslui - Lille

Napoli - Elfsborg

Sporting Lisbon - Brondby

Grasshoppers - Steaua Bükreş

Liverpool - TRABZONSPOR

Celtic - Utrecht

Borussia Dortmund - FK Qarabağ

AIK Stockholm - Levski Sofia

Sturm Graz - Juventus

Getafe - APOEL FC

Dundee United - AEK Athens

AZ Alkmaar - Aktobe

Dnipro - Lech Poznan

Rapid Wien - Aston Villa

CSKA Sofia - The New Saints

BEŞİKTAŞ - HJK Helsinki

Slovan Bratislava - Stuttgart

Sibir Novosibirsk - PSV Eindhoven

BATE Borisov - Maritimo

FC Luzern - Lokomotiv Moskova

Gyori ETO FC - Dinamo Zagreb

Odense - Motherwell

PAOK FC - FENERBAHÇE

Villarreal - Dnepr Mogilev

FC Timişoara - Manchester City

Avrupa Ligi’nde playoff maçları 19 ve 26 Ağustos’ta oynanacak ve gruplara kalacak takımlar belli olacak.
Takımlarımıza başarılar dilerim..

5 Ağustos 2010 Perşembe

UEFA'da Gol Yağmuru

OFK Belgrad 1 – 5 Galatasaray
Galatasaray taraftarın yüzünü güldürmeyi başardı! Sıcağın da büyük etkisiyle ilginin az olduğu maçtan, 2'si penaltıdan gelen 5 golle rakibini devirdi G.Saray. 3. ön eleme turunu da atlayarak, yoluna play-off'ta devam edecek. Kuraların yarın çekileceği Uefa'da, heyecan dorukta!


Beşiktaş 3 – 0 V. Plzen
İlk 45te Q7'nin golüyle havalara uçan Beşiktaş, hız kesmeden ikinci yarıda da 2 gol atarak rakibini 3-0 eleyerek bir üst tura adını yazdırdı. Rakip takım ise maçı 9 kişi tamamlayarak elendi. Yoluna play-off turundan devam edecek olan Beşiktaş'ın da rakibi yarın çekilecek kurada belli olacak.

Devler Ligi'ne Erken Veda

Fenerbahçe dün sahada, asla yapmaması gereken şeyi yaptı ve daha ligin ilk elemesinde, yenilgiyle veda etti. İnanın dün aldığım tüm güzel haberlerin üstünü örttü bu mağlubiyet.


Şimdi diyorum ki ben, Galatasaray’ı yenmen yetmiyor artık Fener! Avrupa’da da güzel işler yapmanı bekliyoruz senden.

Ne demiştim? Maçlarda 10 kişi kalmayı alışkanlık haline getirmemeliydin. En büyük hatanın bu olduğunu söyleyebilirim. Stoch'un 2 saı kartla oyun dışı kalmasının şoku var hala üzerimde...Sonra bir de savunmanın eksikliği tabi… Bilica’nın yaptığı hataların sınırı yok artık! Orta sahadaki genişlik, Volkan’ın kalede güven verememesi… Hepsinin toplamıyla da, Devler Ligine hiç olmaması gereken, erken bir veda…

Fenerbahçe Avrupa’daki mücadelesine UEFA Avrupa Ligi play-off turundan devam edecek, bunu da not olarak ekleyeyim ve çubuklu formanın aşkına, Fener’in UEFA’da iyi işler yapmasını dileyerek yazıma son vereyim…


Şimdilik şunu söyleyebilirim ki Fenerbahçe'nin en büyük başarısı, başarısızlığı yenmek olacaktır.

29 Temmuz 2010 Perşembe

NTV'de 2-2 Salgını.


Guti'yi İnönü'de gördüm-göreli Beşiktaş'ın transferlerini baya bi övdüm. Eh, bugün de maçı varmış, oturup keyifle(!) izleyeyim dedim.

Yahu o ne maç arkadaş?! Adamların değil Q7'si, 10 numarası bile ayağında top tutamıyor. Haliyle pas yapamıyor, ezilip kalıyor takım karşısında. Ben tam, çok bayıcı maç biraz da Galatasaray'a bakayım derken Plzen'den duran toplu müthiş bir gol geldi. 8 numaralı futbolcu 28. dakikada topu Beşiktaş ağlarıyla buluşturdu. Ardından 2 net gol pozisyonu oluştu, ama değerlendiremediler. Yok, aslında yanlış söyledim. Hakan, değerlendirmelerine fırsat vermedi. Bu akşam bunu anladım ki, bu takımın tek şansı Hakan'dı arkadaş!

Ardından, "hakeme gözlükkkkkkkk!" diye bağrışmalara sebep olacak bir pozisyonda penaltı verdi İspanyol hakem. Neymiş efendim, Q7cik yere düşürülmüş. Haspinalllllahh. Delgado'nun oldukça gereksiz penaltısıyla 44. dakikada 1-1 olan Beşiktaş, 2. yarıyı da berabere kapatarak o çok dalga geçtikleri Fenerbahçe gibi evlerine 2-2'lik avantajlı skorla döndüler.Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, Fenerbahçe Şampiyonlar Liginde 2-2 berabere kaldı, siz ise UEFA'da. Dilerim bunun farkını kavrayabilmişsinizdir. Bir başka takımla dalga geçmeden önce kendi halinize yanın sayın kartallar.

Dipnot: İbrahim Toraman'dan tiksiniyorum abi. Hayat boyunca bunun kadar agresif bir futbolcu görmedim. Adam hem oynayamıyor, hem de oynayanları engelliyor. Yok artık! Köşe vuruşlarında adama rahat vermiyor. Böyle futbolcu olmaz arkadaş, sahiden olmaz!

Öpe koklaya getirdiğiniz Q7'yi de sahada göremediğimi söylemek isterim.

Maçın skoru: V.Plzen 2 - 2 Beşiktaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...