Real Madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Real Madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2012 Perşembe

Real Madrid mi, Galatasaray mı?


Sizce hangisinin canı daha çok acıyordur?

Kaybetmek böylesine zor mudur ezeli rakibe?

Zordur tabii ya. Bin bir umut ve inançla çıktığın sahadan, yine aynı sonuçla ayrılmak, zordur elbet.

Aslında işin “can yanma” kısmına, eşit bile diyebiliriz.

Birbirlerini çok iyi anladıklarından eminim.

Tıpkı 90+5’te gol yiyen Manisa’yı, Gaziantepspor’un anlayacağı gibi. 90+4’te yemişti o da, unutmamalı!

“Derbinin favorisi olmaz” derler. Fakat biz biliriz, her debinin olduğu gibi her El Clasico’nun da bir favorisi vardır.

Aslında bu artık bir Barça klasiğidir.

Real Madrid’de sevilesi birkaç Türk’ün olduğu ve hatta o Türklerden birinin, 11de sahaya çıktığı doğrudur.

Ama bazen sevmeye engeller vardır.

Bastığı yeşil sahayı hak etmeyen, yeri tiyatro sahneleri olan bir Pepe mesela…

Sonra, renklerini sevmesen de ruhunu çok yakından hissettiğin Barça vardır, sevmelerin en güzeli.

Neyi merak ediyorum, biliyor musun?

Acaba maç sonlarında, Barçalılar kendi aralarında “koyduk mu” diyorlar mıdır?

Onlar diyor mu bilmiyorum ama ben olsam derdim.

Maç sonu tribünden iner, en Katalancasından haykırırdım:

“Koyduk mu?”

1 Şubat 2011 Salı

Miralem Pjanic


Yepyeni ve taptaze futboluyla, 21 yaşında Fransız Ligini alt üst eden adam: Miralem Pjanic.
İsmini ilk kez duyuyor olabilirsiniz. Ben kalemim yettiğince anlatacak kadar iyi tanıyorum onu. Misimiovic'in veliahtı diyeceğim ama henüz o bile genç! Bu çocuğu anlamak için çıktığı maçlardan birini izlemek yeter aslında.
Futbolu temiz ve güzel. Mevkii orta saha yani, takımın beyni. Oyun kurucu ve sistemli. Bosna-Hersekli futbolcu acemi futbolculuk yaşantısını üstünden kısa sürede atıp yetenekleriyle diğerlerine fark atmış. Yaklaşık 3 yıldır da Fransa'nın Lyon takımında 18 sırt numarası ile forma giyiyor.
Nasıl olur bilmem ama, ben bu adamın ayağının İspanya'ya kaymasını istiyorum. O hiç sevmediğim Real Madrid ya da taptığım Barcelona formasını üstünde gördüm, "böyle olacağını biliyordum" demek istiyorum. Bu çocuk, bence Fransa liginde harcanmamalı. El üstünde tutulup, iyi bakılmalı.
Not düşülsün, Pique'den sonra dünya futbolunda hem tipini hem de futbolunu beğendiğim ikinci bir adam çıktı ortaya: Miralem Pjanic.



Hatta kimileri Miralem'e, geleceğin Xavi'si bile demeye başladı! :)

1 Aralık 2010 Çarşamba

El Clasico #YatCasillasYat



E yani, ben de bu kadar çok gol yesem böylesine yatardım maçta. Aslında Valdes'in yatması gerekiyordu.
Sahi, El Clasico'da Real Madrid Barça kalesine yaklaştı mı hiç? Benim dikkatimi çekmedi de..

El Clasico #









Futbol acımasızdır. Ve gözyaşları çimleri yeşertmez ne yazık ki..

30 Kasım 2010 Salı

Yenilgiyi Hazmetmektir Liderlik


Haftalardır dünya gözünü İspanya’ya dikmiş, dünyanın maçına, evrenin gelmiş geçmiş en güzel maçına, o maçın olacağı güne, maç öncesi yaşananlara, açıklamalara, olaylara dikmişti gözünü. Hangi maç demeyeceksiniz herhalde, El Clasico’dan bahsediyorum…
Bir yanda dünyanın delice hayran olduğunu, büyüklüğünü ve futbol dehasını kabullendiği Messi; diğer tarafta ise dünyanın en pahalı, sınır tanımaz, bana göre pas vermekte bencil, sert şutlarla kalecilerin başını döndüren Ronaldo. Ve bu iki dünya devini buluşturan El Clasico.
Fenerbahçeli olduğumun yarısı kadar da Barçalıyımdır. Yanlış anlaşılmasın, sevgim hemen hemen eşit ama Barcelona’yı bir futbol takımı olarak daha geç tanıdım. Bu maç öncesinde de hiçbir korkum yoktu, Barça’nın maçı alacağına inanıyordum. Maç öncesindeki gergin bekleyişi belirtilen mekânda, belirlenen saatte olma çabasıyla atlattım. Üzerimde Pique formam, boynumda Barça atkım, dilimde Barça marşı, kalbimden forza Barça diyerek maçı izleyeceğim alana vardım.

Maça hızlı başlayan taraf Barcelona oldu. İsabetli paslarından ve kaliteli orta sahasından tanıdığımız Barcelona takımının orta sahasının beyni Xavi, 10. Dakika topu ağlarla buluşturdu. Attığım sevinç çığlığının Nou Camp’tan duyulmuş olma ihtimali bile var. İyi futbol, iyi orta sahanın meyvesidir görüşünü desteleyecek şekilde vuruşlar yapan Barça, bu kez ilk golden sekiz dakika sonra Pedro ile 2-0 öne geçti. Hızlı başlayan ikinci yarıda birer dakika arayla iki gol kaydeden D.Villa, yerini benim minik futbolcum Krkic’e bıraktı. Maç anında heyecandan olsa gerek denge problemi yaşayan Bojan, beşinci golü atamadı ancak Jeffren’e asistini vererek maçın 5-0 tamamlanmasına katkı sağladı.

Maçın başından sonuna yılmadan mücadele eden, gol asistini veren, koşan, zevkle futbolunu oynayan Messi, büyüklüğünü sadece Real Madrid’e değil, tüm dünyaya bir kez daha kanıtlamış oldu.

Maç esnasında sekizden fazla sarı, bir adette kırmızı kart çıktı. Yenilgiyi hazmedemeyen Real Madridli futbolcular, kendilerine hiç de yakışmayan çirkin hareketler yaptılar. Onların bu çirkef halini görünce, neden Barcelona’yı sevdiğimi bir kez daha anladım.
Maçın en hazin görüntüsü, ellerini bağlamış bir halde kalenin önünde duran ve neredeyse ağlayacak olan, Dünya Kupası’na damgasını vurmuş, Casillas’tı. Onu öyle görmek içimi acıttı elbet, ama oynayan ve isteyen başarıyor işte, daha ne söylenebilir.
Bizlere böylesine zevkli bir futbol maçı seyrettirdikleri için Barcelona’ya teşekkür ederim. Elbette bu maç şampiyonu belirlemedi. Önümüzde Espanyol maçı var. Ne olacağını bilemiyorum, izleyip göreceğiz! Zevkli futbol derken, maç esnasında gerçekleşen tartışmaları saymıyorum elbette!

Son olarak eklemeden geçemeyeceğim, hangi ülkede, hangi ezeli rakiplerin derbi maçı olursa olsun, sonucu Fenerbahçe’ninki gibi olmuyor! 6-0’dan bahsediyorum canım, bakmayın öyle!

29 Kasım 2010 Pazartesi

El Clasico!


Bir yanda "bağımsız futbol şehri" Barcelona, diğer yanda "donanımlı futbol ordusu" Real Madrid...
Türkiye saatiyle 22.00'de başlayacak olan maç, NTVspor ekranlarından naklen yayınlanacak.
İspanyada, Barcelona'nın cânım stadı Camp Nou'da devlerin derbisinin heyecanı var. Orada olup bu atmosferi daha yakından solumak isterdim elbet.
Bizim devlerimiz, Messi, Villa, Pedro, Xavi, Alves, Valdes, Krkic, İniesta, Pique, Puyol ve nice Barçalı futbolcuy büyük iş düşüyor.
Ben akşam saatlerin üzerimde Pique formam, boynumda Barcelona atkım ile maçı alabildiğine kalabalık bir ortamda izleyeceğim.
Keyifli, futbol zevkinin doruklarda yaşanacağı bir maç olacak. Gönlüm, kalbim, inancım, dularım, taraftarlığım Barcelona'dan yana!
FCB <3

27 Ağustos 2010 Cuma

Futbol Şöleni La Liga İle Başlıyor!

La Liga’da 2010-11 sezon heyecanı yarın (28 Ağustos) oynanacak maçlarla başlıyor. Sezonun ilk hafta maçında geçen sezonun şampiyonu Barcelonamızı deplasmana gönderiyoruz, 3 puan ile dönmesini bekliyoruz! Dünya Basketbol Şampiyonası ile aynı günde başlayan La Liga keyfimi daha da yerine getirdi diyebilirim.


İspanya İkinci Ligi'ni geçen sezon ilk 3 sırada bitiren Real Sociedad, Hercules ve Levante bu sezon birinci ligde mücadele edecek, bunu da not olarak ekleyelim.

Mesut Özilli Real Madrid, Javier Mascherano’lu Barcelona ile lig kapışmasını NTV ve NTVSpor’dan takip etmeye devam edeceğiz. Bu arada haberi olmayanlara dipnot, Barca Arjantinli orta saha oyuncusunu transfer ettiğini resmen açıkladı. İngiltere'nin Liverpool takımında oynayan Javier Mascherano'yu bu sezondan itibaren 4 yıl süre ile La Liga’da izleyeceğiz.

Yine bol gollü bir sezon olmasını diler, en çok golü Messimin, en iyi savunmayı Piquémin yapmasını temenni ederim. Öpücük onlara!

İşte La Liga’da ilk haftanın fikstürü şöyle:

28 Ağustos Cumartesi
Hercules - Athletic Bilbao

Malaga - Valencia


Levante - Sevilla



29 Ağustos Pazar

Deportivo - Real Zaragoza

Espanyol - Getafe

Real Sociedad - Villarreal

Osasuna - Almeria

Racing Santander - Barcelona


Real Mallorca - Real Madrid



30 Ağustos Pazartesi
Atletico Madrid - Sporting Gijon

Son olarak:

"Visca Barca, visca el Cataluna"

Sözünü çok duyacaksınız bu sezon kalemimden, benden söylemesi! Hihi :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...