Manisaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manisaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2012 Salı

Üzgünüm Manisa

“Sahada Alex yoksa Fenerbahçe bir hiç” diyenler, dün akşamki maçı izlemişler mi acaba?

Tam anlamıyla Alman futbolu denir buna. Son dakikaya, hatta uzatmaya kadar maçı bırakmamak; bitiş düdüğüyle de istediğini almak…

İnanmak lazımmış meğer Caner’e. Futbolunun düzeleceğine ve hiç yılmadan saha içinde savaş vereceğine.
Öyle bir an geliyor ki, siz sadece sahada koşan adamları görüyorsunuz. Yapılan pas hatalarını sonra, kaçan golleri bir de ve ofsayda düşen forvetleri.

Bense bambaşka haller içinde görüyorum o adamları. Islanan formalarını, çoğunun alnındaki teri, Baroni’nin gözlerinde birikmiş inancı, Stoch’un kendinden emin oluşunu ve sahada olmayan o iki 10 numaranın bizi izlediğini görüyorum.

Dakikalarca koşuyorsun. Saniyede bilmem kaç pas yapıyorsun. 55 dakikaya sığan, onlarca şut çekiyorsun kaleye. Herkes bilip bilmeden konuşuyor. Rakip takım tribünleri, ayna karşısına bir kez bile geçmeden, senin aleyhinde tezahüratlar yapıyor. Sonra bir an geliyor, onlarca şutun arasından Caner’in şutu sıyrılıyor ve rakip takım susuyor.

Söz konusu Fenerbahçe ise, mücadele burada bitmez elbet.

 17 rakibe karşı direnmeye devam ediyorsun. 39 dakika geçiyor ardından. Söz dönüp dolaşıp Alex’ geliyor yine. Sonra biri çıkıyor ve 90+5’te, kaleyle birlikte 17 takıma daha gol atıyor; maç bitiyor.
Sararıp soluyor ardından tam 17 kelebek. Sevinçleri sığmıyor ömürlerine.

Alex büyük, Alex kaptan, Alex her şeyimiz; kabul ediyorum. Ama onun yokluğunda Fenerbahçe yıkılmıyor, artık siz de bunu kabul edin.

Bienvenu mü? Çok değil, onun da zamanı gelecek.
Vahşi batıda böyle tipler sağlam kalmaz yoksa.

Üzgünüm Manisa, yine başaramadın.

Şike Şike Yeniyoruz


Lefter’in vefatının ardından, omzunda bin bir yükle sahaya çıkan adamın koşması,

Dakikaların yetmeyip uzatmaların dar gelmesi,

Henüz 17’sine yeni girmiş bir çocuğun maçın adamı olması,

Aykut Kocaman’ın hiç çekinmeden, bir küçük Alex yetiştirmesi,

Hatta 90+5’te golün gelmesi;

Şikedir şike…

Tarlalar biçilmiş,
Ekinler yeşillenmiştir.
Ayşe tatile gitmiş bile olabilir.
Ama biz buradayız.

Bir çeşit yeşil paralar siyah çantalardan poşetlere taşınmış olabilir.

Bunun paralel olarak 17 takım rengini, onurunu ve adını satmış olabilir.

Bir gol ki mesela, 90+5’te geldiğinde, bayramların öyle ucuz olmadığını kanıtlamıştır.

Bizse Aykut’un 90+5’te ellerini havaya kaldırıp, Lefter’in ruhuna gönderdiği duaların şahidiyiz.

Caner’in ağlara topu göndermesi,

Ardından tribünlerin onu çağırması;

Şikedir şike…

“S” harfinin yazılamayacağı yerler vardır, yazılırsa uygunsuz düşer. Ama siz bilirsiniz.

“Ş” ile yazılır, bambaşka hallerde okunur:

Şike şike yendik hepinizi yine!

22 Eylül 2011 Perşembe

Mabedin Hatunları!



Başlıktan da anlaşılacağı gibi, herkesin konuştuğu şeyi yazacağım şimdi.

Birini sevmek başlı başına zor bir eylemken, sevdiğin yüz yılı aşkın tarihe sahip bir takımsa, durum daha da zorlaşıyor. An geliyor sevgin için sınırları aşıyor, bazen de ona çok yakınken kavuşamamanın acısını yaşıyorsun. Ligin ilk maçında, nefeslerimiz tükenircesine, uzaktan uzağa desteklerken takımımızı tam olarak bu acıyı yaşıyorduk. Kavuşmaya daha çok vardı ve muhtemelen bu acı da gittikçe büyüyecekti. Tam da bu esnada hepimizin bildiği, şaşırtmayı çok seven TFF kararı çıktı. Ligin üçüncü maçı, ikinci haftasına denk gelen Manisaspor maçı için tüm Fenerbahçeli hatunlar “kuşandık sarı-laci, Saraçoğlu yokuşlarında”

İtiraf edeyim, tribün olarak büyük ama futbol açısından oldukça az umutlarla gittim maça. Kadınların tamamından aynı futbol ve tribün bilgisini beklemiyordum ama gördüklerim karşısında büyük hayal kırıklığına uğradım… Bir tek, “bedava yaptık koş koş” sloganı eksikti. Korkum başlayacağı yönündeydi bir de… Tribünün adabımuaşeretini bilmeyen her hatun çoluğunu çocuğunu kapıp gelmişti. Tamam, belki asıl amaç ve mantık buydu ama dilimize yapışan tezahüratlar yerine stada konser havası veren “bir daha, bir daha!” tezahüratını yapmak hiç hoş olmadı…

Fakat her şeye rağmen, işini gücünü bırakıp gelmiş yaklaşık 40 bin kadın vardı statta. Bu ne demek biliyor musunuz? Manisa maçının tam olarak karşılığı, “aşk” oluyor işte. Hayatında belki de ilk kez maça gelen kadınlar vardı tribünde, hatta çoğu öyleydi. Belki de tek geldiler, şehrin bir diğer ucundan. Ama her şeye rağmen, sadece kalpten dile dökülen ve aşkı en iyi anlatan amaç için, yani Fenerbahçe için oradaydılar…

Maça dönecek olursam, beklediğim futbolun aynısıydı. En fazla ne olabilirdi ki zaten? Başta Aykut hocanın Stoch ve Bienvenu kararını anlamakta güçlük çektiğimi belirteyim. Bir de sorum olacak hemen ardından, bu Caner’in futbolu hiç mi düzelmeyecek? Adamsız yerlere top atma olayı ya da… Futbolundan hiç hoşlanmadığım diğer iki isim olan Bekir ve Bilica’nın da sahada geniş yer kaplamasıyla maçta tat tuz kalmamıştı bana göre. Böyle kötü futbolun sebebi elbette fiziki yorgunluk. Biraz daha böyle giderse, lig bitimine bir ay kala tüm maçları oynamış olacağız zaten. Bunun, futbolcular için ne kadar zor olduğunu tahmin etsem de, Semih’in oyununa şaşırdığımı söylemeden geçemeyeceğim. Uzun ve yorucu günlerin kötü izlerini silmeye çalışan futbolcuların omuzlarındaki yük arttıkça, futbolları o oranda kötüleşecek korkusu yaşıyorum. Ama biliyorum ki, benim futbolcum kendini toparlama yollarına gidecektir.

Kaptan Alex için söyleyecek pek sözüm yok aslında. Evet, akşamki maçta iyi değildi. Ancak 42 bin küsur kadın aynı anda sizin de isminizi bağırsa, bu kadar bile “iyi” olamazdınız.

Tezahüratlar dışında Dişi Kanaryaların içtenliğinin yanında, bir başkası daha vardı. Yine yedek kulübesinin kenarında, oturmasıyla kalkması bir olan, Güzel bir adam vardı. Samet Güzel’den bahsediyorum elbette. Samet’ten ve kaçan gollerde, yedek kulübesinden güç alarak sinirlerine hâkim olmasının verdiği güven ve içtenlikten bahsediyorum. En başından beri söylüyorum, futbol bu adamlar ve futbolu seven, onu yaşayan kadınlarla güzel…

İki puan rakip takımların cılız puan tablosu karşısında büyük bir kayıp değil, ancak olmaması gereken bir şeydi. Deplasman dönüşü, mabedin kadınları yerini Saraçoğlu’nun çocuklarına bırakacak. Maça “ücretsiz” olduğundan değil, sadece destek için gelen hatunlarla birlikte, hep bir ağızdan en güzel tezahüratlar sıralanacak…

Ve mabedin gerçek sahipleri söyleyecek son sözü: “Haklıyız kazanacağız” diye…

19 Ekim 2010 Salı

3 - Kartal, Manisa’da Uçuş Seferlerini İptal Etti!

2-3 biten bir maçtan bahsediyorum. Beşiktaş-Manisaspor maçı. Hani şu, ligin başından beri uçup yücelen, Guti’li, Q7’li Beşiktaş’ın yenildiği, Manisa’ya hapsolduğu maçtan bahsediyorum, aman karışıklık olmasın!


“herkes hata yapar!” dedirten bir maçtı. Yaptığım girişe aldırmayın hiç, zerrece kızmadım Beşiktaş’a. Sakatlar çoktu zira bu maçla da yenileri eklendi listeye. Hafta içi oynanacak Porto maçı öncesi gelen bu puan kaybı moralleri bozdu elbette. Ancak Beşiktaş cephesinde kafaya takılası daha mühim olaylar var. Maçın henüz yarısında oyundan düşen futbolcular ve sakatlar… Çözüm ne olur, Porto maçı ne getirir göreceğiz.

Dediğim gibi Beşiktaş aldığı bu puan kaybını telafi edecek güçte. Ancak sakat futbolculardan başı ağaracak olan teknik adamın o dillere destan zengin kadrosuna başvurması gerekecek.
Dilerim Porto maçında göz zevki doruklarda olur da, gole doyarız.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...