Bilica etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilica etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2011 Pazar

“Kocaman” Hatan Olmasın


Sevgi eylem gerektirir, çoğu zaman. Öyle vurdulu kırdılı, gaz bombalı eylemlerden bahsetmiyorum elbette.

Üstünde forma, yüzünde gurur ve kalbinde inanç olacak evvela. Gerisi zaten gelir. Nasıl mı?

Bir gol sevincinin hemen ardından belki, bu kez küfürsüz. Sesin çıktığı ve soluğun yettiğince. Bağırmak yetmez, tezahüratı kalbinde hissetmek lazım. Dört duvarın ardına itilmiş, iyi ve kötü geçmişiyle Türk sporuna damgasını vurmuş o adamın da, senin sesine ihtiyacı olduğunu anımsayarak üstelik.

“Rekabet” sözcüğünün kirine bulanmış, sahanın yeşilini siyaha döndürmüş “günümüz futbol”unun çocuklarıydık biz. Saha içi dostluğu bilmediğimizden bu kadar hırçındık. Böyle öğretmişlerdi bize. Adını bilmediğimiz adamların karşısına yazmıştık açıklamalarını: “Futbol hainleri” diye. Vatan haininin günümüz şekliydi aslında bu. Futbol terörü de geliyordu hemen ardından, üstelik siz farkında bile değilken.

Bir Fenerbahçe-Ankaragücü maçının ardından konuşacak fazla bir şey yoktur düşündüğünde. Maç başı “şike iddianamesi” ve maç sonu “derbisi” taban alınırsa, evet, konuşacak öyle çok şey var ki! Sesimiz yetmiyor lakin konuşmaya. Hatalar yüzme seviyesini aşalı çok olmuş. Şike varken, futbolu konuşmak niye…

Sezon başından, hatta geçtiğimiz sezondan gelen bir uyumsuzluk bu. Aykut Kocaman – Stoch arasında. Çoğu zaman hak verdiğim, ardından satırlarca sövdüğüm Aykut Hocanın Stoch’u oynatmamak için geçerli bir sebebi olabilirdi elbet. Karşı çıkacak değilim. Tek maçın sonunda Stoch’u kahraman ilan edecek ise hiç değilim. Sadece görünenden daha büyük bir yük var bu adamların omuzlarında, fark edin istiyorum. Doğru karar vermenin zorluğu kol gezerken sahalarda, oyuncular üzerine oynamak öyle kolay olmuyor işte.

Stoch genç, Emre hırçın, Bilica kazma, Alex kral.

Kendi “içimizde” bile böyle ayrılıyorduk gruplara. Seveni sevmeyeni, bileni bilmeyeni. Böyleydik işte özetle. Sonra aynı formayı terletip, tek bir armayı yücelttiklerini anladık. Özgürlük savaşçısıydı onlar. Yıllar ve yollar geçse de, hakları ödenmeyecek, Fenerbahçe’nin özgürlük savaşçıları

En nihayetinde 4-2’lik bir skorla üç puanı kucaklayan taraf oldu Fenerbahçe. Hassasiyet ile kullanmak lazım tabii tarafı, es geçmeyelim!

Önümüzde bir Galatasaray derbisi var. Yasak bir derbi üstelik. Olmamış, görülmemiş bir deplasman yasağı taraftara. Çirkinlik ve utanç akarken paçalarınızdan, takımının ardından ölürcesine giden taraftara bir cezadır bu. Ama siz bilmezsiniz, ceza sahası dışından da takımına yol olur bu taraftar. Bilmezsiniz şimdilik. Öğreneceksiniz ama.

Ne diyordum?

Elbet hata yapacaksın Aykut hoca. “Kocaman” bir hatan olmasın ama. Göze batmasın, can acıtmasın yeter.


5 Ağustos 2010 Perşembe

Devler Ligi'ne Erken Veda

Fenerbahçe dün sahada, asla yapmaması gereken şeyi yaptı ve daha ligin ilk elemesinde, yenilgiyle veda etti. İnanın dün aldığım tüm güzel haberlerin üstünü örttü bu mağlubiyet.


Şimdi diyorum ki ben, Galatasaray’ı yenmen yetmiyor artık Fener! Avrupa’da da güzel işler yapmanı bekliyoruz senden.

Ne demiştim? Maçlarda 10 kişi kalmayı alışkanlık haline getirmemeliydin. En büyük hatanın bu olduğunu söyleyebilirim. Stoch'un 2 saı kartla oyun dışı kalmasının şoku var hala üzerimde...Sonra bir de savunmanın eksikliği tabi… Bilica’nın yaptığı hataların sınırı yok artık! Orta sahadaki genişlik, Volkan’ın kalede güven verememesi… Hepsinin toplamıyla da, Devler Ligine hiç olmaması gereken, erken bir veda…

Fenerbahçe Avrupa’daki mücadelesine UEFA Avrupa Ligi play-off turundan devam edecek, bunu da not olarak ekleyeyim ve çubuklu formanın aşkına, Fener’in UEFA’da iyi işler yapmasını dileyerek yazıma son vereyim…


Şimdilik şunu söyleyebilirim ki Fenerbahçe'nin en büyük başarısı, başarısızlığı yenmek olacaktır.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Savunma Alarm Veriyor!


Bölük-pörçük izlediğim bir maç oldu. Ağız dolus gol diye bağıramadım, Aykut'a kızamadım dakikalarca.
Yalnızca Stoch'un golünü, Kazım'ın ikinci sarı kartını, Aykut'un havalarını, Bilica'nın gereksizliğini, Young Boys'un çerez olmadığını gördüm ve bunlar da delilenmeme yetti haliyle!
Bu takımda hala stoper beyni yok ve zaman olacak diye merakla bekliyorum! Sevmiyorum Bilica'yı ve takıma yakıştırmıyorum.
Savunma eksikliğinin bir an önce dolması gerektiği yönünde tüm düşüncelerim. Kızgınlığımdan, çokta fazla yazamıyorum şuan.
Gözüm yalnızca rövanş maçında. Dilerim, 'Şimdi Kocaman hedeflerimiz var!' sloganıyla çıktığımız yolu, 'Kocaman hayal kırıklıklarımız var!' diye tamamlamayız.

Dipnot: Stoch: Alex'in yerini alıp, bu takımın 10 numarası olacaksın oğlum. Kaptan diyeceğiz sana.

Maç skoru: Young Boys 2 - 2 Fenerbahçe
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...