12 Numara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Numara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2012 Pazartesi

Fenerbahçe Sensin!




Kiminin 1907’de başladı aşkı, Siyah Çoraplılar ile yeniden doğdu bir kısmı, aslında çoğu da milenyum başlangıçlıydı.

Fenerbahçe Spor Kulübü kurulduğunda, gökyüzü halka verilmişti. Uçurtma onların elindeydi. Ya onu iplerinden yaratıp bir dünya kulübüne çevirecek ya da gökyüzünü karalara bırakacaktı.
Savaşmayı seçti halk. Bir kulüp doğurmayı ve doğurduğu bu kulübe sahip çıkmayı seçti. Tüm bu sebeplerden Fenerbahçe halkın takımıdır.

Aslında şimdi durum çok da farklı sayılmaz. Belki devlet değil, ama halk hala Fenerbahçe. Zaten ne zaman bir güce ihtiyacın olsa devleti değil, halkı ararsın yanında.
Halk verir oyunu, halk dolar ipi boynuna, isyanı halk eder, savaşta barışta halk hep vardır.

Şimdi sen halksın, Fenerbahçe’sin yani.

Zeminden ısıtmalı dev binalar, bozulmayan çim sahalar, tribündeki koltuklar, formaların satıldığı mağazalar değil, Fenerbahçe sensin! Taraftar sensin. İnanan, her zorluğa dayanan, güvenen, bildiğinin ardında durup bilmediğini araştıran, savunan sensin.

Giden futbolcunun ardından bakan da, yenilerini aynı yerde karşılayan da sensin.

Kalesin sen. Yıkılmayan son kale üstelik… Potasın, filesin, ringsin, yelkensin. Fenerbahçe sensin!


Dışarıda Semih’sin sen, bir taraftarsın. Formayı üzerine giyip, armayı tam kalbine koyduğunda Semih Şentürk’sün.

“1 Volkan Demirel”sin o forma altında. Saha kenarında bir taraftar, kulübede saç baş yolan bir kaptansın.

Formayı giydiğinde bir futbolcu, bir voleybolcu, bir basketçisin. Damarların kalbine kan pompaladığında bir taraftarsın sen de bizim gibi. Fenerbahçe sensin!

Kuruluşunda sen yoktun belki, ilk adımlarını görmedin. Ama geleceğe dair yeminler eden yine sendin. Aldığı her nefesi kulübüyle paylaşan, sırf sahaya çıkan o 11 dev yürek biraz daha motive olsun diye canını ortaya koyan, 11 çubuklunun yanındaki Kocaman adamsın. Fenerbahçe sensin!

Yağmurda çamurda, sıcağın en yoğununda, takımını yalnız bırakmayansın sen.

Siyahların ötesinde yatan devlet büyükleri için bile yerinden kıpırdamayanlara, başkanını destekleyerek örnek olansın. Bayrağı gururla sallayıp, atkıyı omzundan düşürmeyensin. Fenerbahçe sensin!

Gücünü göster 12 Numara! 
Düşmanlarının farkına var! Bir değil bin tane olsalar, topla tüfekle gelseler, yeri yerinden oynatsalar da yıkamayacaklar.
Gücünün farkında ol 12 Numara!

Aylardır içeride olansın sen, demir parmaklıklar ardında yatan, Aziz adamsın. Değil sahaya adım atmadan gönderilen futbolcular, başkanının yanında olmaması bile yıkmadı seni. Yıkamaz hiçbir güç. Çünkü sen Fenerbahçe’sin!

Yıkılmayan son kale, aşılamayan tek engel sensin. Soğuk binalar, gizli hesaplaşmalar, yazılı iddianameler değil. Fenerbahçe sensin!

23 Ocak 2012 Pazartesi

Saraçoğlu’nun Sesi




Sesinden güç aldığınız biri oldu mu hiç?

Sesini duyduğunuzda kendinizi daha iyi hissettiğiniz mesela, her zorluğa katlanabileceğinize olan inancınızın arttığı…

Sesler güçlüdür.

Sesler eskimez.

Sesler yenilmez.

An gelir, umudunuz yiter.

Bir ses vardır mesela, elinizden tutar.

Milli bayramlarda, eski bir kasetten gelen cızırtılar eşliğinde duyduğumuz o ses gibi.

“Türk milleti çalışkandır” diyen, yapamadıklarımızı ustaca yüzümüze vuran Atamızın sesi gibi…

Saraçoğlu’nun havasını soluduğum her an, bize bu imkânları yaratanlara şükrediyorum.

Ben gözlerimi kapayıp, taraftarı dinlerken, o sesleri duyuyorum.

Bir maç öncesinde yenilmiş olsa dahi, hiç gocunmadan tribüne çağrılan futbolcuların ayak seslerini.

Alkış, ıslık, tezahürat…

Sonra bir ses daha geliyor arkadan, bir marş bu kez. Şampiyonluk marşı.

Maç başlıyor.

Tezahüratlara karışıyor futbolcuların sesleri.

Dakikalar geçiyor ardından. Hiç bitmeyecek gibi geliyor. Yeniliyorsun belki de, beraberdesin ya da. Sen farkında olmadan yitiyor umudun. Köşene çekiliyorsun.

Sonra bir ses geliyor. Güç veriyor sana, inanç, sabır…

Hakkı Akkaya’nın Saraçoğlu’nda yankılanan sesini seviyorsun bu kez.

Gol anonsu yapıyor.

O anonsu sürdürdükçe, eşlik ediyorsun sen de.

Böylesine güçlü hissettiğin olmamıştı hiç…

Maç bittikten sonra, maçın adamının sesini duyuyorsun. Bir çeşit tercüme eşlik ediyor ona.

Sesler birbirini yüceltiyor.

Omuz omuza onlarca şampiyonluğun karşılandığı Saraçoğlu’nda, şampiyonluğa katkısı olan öyle çok adam var ki.

Birbirinden sarı ve birbirinden lacivert adamlar.

Seslerini seviyorsun evvela, ardından seslerindeki gücü.

Kayserispor maçında, Hakkı Akkaya’nın yaptığı “Küçükandonyadis” anonsu hala kulaklarımda mesela.

Bitmek bilmeyen De Souza anonsları bir de…

Siz sadece topu ağlarla buluşturan futbolcunun sesini duyuyorsunuz.

Bizlerse, bize ses olan, sahanın her adımında izi olan diğer Fenerbahçe emekçilerinin de sesini duyuyoruz.

Bize hep seslendiğin, “Teşekkürler 12 Numara” dediğin gibi, şimdi de bizler sana sesleniyoruz:

Teşekkürler Hakkı Akkaya! Sesin, sesimiz olduğu için.

Bugüne dek olduğu gibi, Hakkı’mızla, nice şampiyonluk anonslarına…


1 Kasım 2011 Salı

10'un Taraftarlığı




Kadıköy’de, Fenerbahçe’nin kendi evinde bir Karabük maçı en fazla ne kadar zor olabilirdi ki? Olamazdı elbet. Daha maçın başlamasına saatler kala, maça gitmeye hazırlanan Tuba Kiraz ile yaptığımız telefon konuşmasında dedik biz bunu: “Lokum gibi maç olacak” diye. Öyle olacaktı evet, eğer sahada elleri titreyen bir yeniyetme olmasaydı. Sahadaki verdiği kararların ardından duran bir maç yöneticisi olsaydı, değil on kişi, dokuz kişi bile kalsak “lokum gibi” maç olacaktı. Ama sahada bir korkak vardı. Verdiği kararların sebebini kendi bile bilmiyordu, bundan eminim. Bir önceki pozisyona çalamadığı düdüğü, iki pozisyon sonra kartla değerlendiren bir hakem vardı sahada. Aytekin Durmaz’dı o hakem ve yaptığı hiçbir hainlik hamlesi ile durduramadı Fenerbahçe’yi.

Dün geceki maçla birlikte anlaşıldı ki Fenerbahçe’nin 10 numarası sahadan “çıkarıldığında”, takım yine de 10 kişi kalmıyordu işte. Alex maçtan çıkmış, 5 Caner, Volkan, Emre, Mehmet Topuz girmişti. Bir de taraftar vardı ki, golün asistini, mücadelenin inancını, vuruşların keskinliğini, savunmanın direncini sağlayan etkenlerin tamamı ondaydı neredeyse.

Yenilmezlik serisi 27’ye çıktı. İster burada kalsın, ister Sivas deplasmanıyla 28’e çıksın. İnanın işin bu kısmıyla ilgilenmiyorum. Söylesenize, takımın beyni daha 5. dakikada maçtan atılsa, kaç takım Fenerbahçe gibi dayanabilirdi? Üstelik attığı tek golle yetinmeyip ısrarla gol arardı? Ah, doğru! Aziz Başkan içeriden de iyi çalışıyordu değil mi?

Öyle ya da böyle, artık kabul etme vaktiniz geldi. 27 maçtır hiç yenilmemek bir tesadüf olamaz. Ekinler yeşillenip, tarlalar biçilince olmuyor. Siz Fenerbahçe’nin önüne engeller çıkardıkça o hepsinden bir bir kurtuluyor işte, farkında değil misiniz?

Sonuçta Fenerbahçe yine lider kapadı işte haftayı. Ve haksız yere maçtan atılan gerçek taraftarın Alex olduğunu anlamış olduk böylece. Verilen kararın haklı olduğundan değil, takım arkadaşlarının maçtan kopmaması adına sustu, sakinleştirmeye çalıştı hepsini. Bir adam’a, kaptana, lidere yakışanı yaptı. Fenerbahçe’nin 10 numarası böyle olur işte! Seninle aynı sahada bulunmaya bile layık olmayanların verdiği kararlar bizi etkilemez Kaptan.

12 numaranın taraftarlığından sonra, bir de içi içini yese de takım arkadaşlarını yalnız bırakmak zorunda kalan 10’un taraftarlığıyla kazanıldı bu maç…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...