Karabükspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karabükspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2011 Salı

10'un Taraftarlığı




Kadıköy’de, Fenerbahçe’nin kendi evinde bir Karabük maçı en fazla ne kadar zor olabilirdi ki? Olamazdı elbet. Daha maçın başlamasına saatler kala, maça gitmeye hazırlanan Tuba Kiraz ile yaptığımız telefon konuşmasında dedik biz bunu: “Lokum gibi maç olacak” diye. Öyle olacaktı evet, eğer sahada elleri titreyen bir yeniyetme olmasaydı. Sahadaki verdiği kararların ardından duran bir maç yöneticisi olsaydı, değil on kişi, dokuz kişi bile kalsak “lokum gibi” maç olacaktı. Ama sahada bir korkak vardı. Verdiği kararların sebebini kendi bile bilmiyordu, bundan eminim. Bir önceki pozisyona çalamadığı düdüğü, iki pozisyon sonra kartla değerlendiren bir hakem vardı sahada. Aytekin Durmaz’dı o hakem ve yaptığı hiçbir hainlik hamlesi ile durduramadı Fenerbahçe’yi.

Dün geceki maçla birlikte anlaşıldı ki Fenerbahçe’nin 10 numarası sahadan “çıkarıldığında”, takım yine de 10 kişi kalmıyordu işte. Alex maçtan çıkmış, 5 Caner, Volkan, Emre, Mehmet Topuz girmişti. Bir de taraftar vardı ki, golün asistini, mücadelenin inancını, vuruşların keskinliğini, savunmanın direncini sağlayan etkenlerin tamamı ondaydı neredeyse.

Yenilmezlik serisi 27’ye çıktı. İster burada kalsın, ister Sivas deplasmanıyla 28’e çıksın. İnanın işin bu kısmıyla ilgilenmiyorum. Söylesenize, takımın beyni daha 5. dakikada maçtan atılsa, kaç takım Fenerbahçe gibi dayanabilirdi? Üstelik attığı tek golle yetinmeyip ısrarla gol arardı? Ah, doğru! Aziz Başkan içeriden de iyi çalışıyordu değil mi?

Öyle ya da böyle, artık kabul etme vaktiniz geldi. 27 maçtır hiç yenilmemek bir tesadüf olamaz. Ekinler yeşillenip, tarlalar biçilince olmuyor. Siz Fenerbahçe’nin önüne engeller çıkardıkça o hepsinden bir bir kurtuluyor işte, farkında değil misiniz?

Sonuçta Fenerbahçe yine lider kapadı işte haftayı. Ve haksız yere maçtan atılan gerçek taraftarın Alex olduğunu anlamış olduk böylece. Verilen kararın haklı olduğundan değil, takım arkadaşlarının maçtan kopmaması adına sustu, sakinleştirmeye çalıştı hepsini. Bir adam’a, kaptana, lidere yakışanı yaptı. Fenerbahçe’nin 10 numarası böyle olur işte! Seninle aynı sahada bulunmaya bile layık olmayanların verdiği kararlar bizi etkilemez Kaptan.

12 numaranın taraftarlığından sonra, bir de içi içini yese de takım arkadaşlarını yalnız bırakmak zorunda kalan 10’un taraftarlığıyla kazanıldı bu maç…

19 Ekim 2010 Salı

1 - Karabük Puan Topladı!

Evvela Bursa’nın maçına değinmek istiyorum. Yedinci hafta maçında Galatasaray’ı hiç beklemediği yerden vurup mağlup eden Karabük bu kez Bursa’yı da rahat bırakmadı. 2-2 berabere biten maçta, fiziksel açıdan Karabük hâkimiyeti hissettim sahada. Bursa’dan daha istekli, atak ve güven veren futboluyla taraftarın gönlünün kazanan Karabük, tabiri caiz ise Bursa’ya sahayı dar ederek nefes aldırmadı. Üstelik aynı zamanda, iki hafta üst üste rakiplerine puan kaybettirerek, ligin üst sıralarında yerini aldı. İlerleyen haftalarda oynayacağı maç rakiplerine gözdağı veren Karabük, “ben de buradayım” diyerek yerini belli etti.


Berabere biten maçta Bursa’nın çok da büyük bir kaybı olmazken, haftayı yine lider tamamlamayı başardı.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Baros Yoksa Ben de Yokum!


Spor Toto Süper Lig’de 7. Haftanın açılış maçları Cuma günü, Bucaspor-Eskişehirspor ve Kardemir D.Ç. Karabükspor-Galatasaray arasında oynandı. Ben bu maçlardan Galatasaray’ınkine değinmek istiyorum ufaktan, sinir kat sayımı çok da yükseltmeden…

Öncelikle yazıma isim olan başlığa açıklama getirmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta oynanan maçta Baros’un iyinin çok üstündeki performansını görünce, kesinlikle Galatasaray’ın ona hala ihtiyacı olduğunu düşündüm. Öyleyse dedim, bu maçı da taraftarmışçasına izle Arzu; hazır o sahada çok da sevimli bulmadığın Arda da yok, bak bakalım nasıl oluyormuş diye… Sahiden de öyle yaptım. Oturdum televizyon karşısına, bir G.saray taraftarının yerine koydum kendimi. Yazının başlığındaki “ben de” derken, G.Saray taraftarını temsil etmeyi amaçlıyordum aslında.

Karabük maçının Galatasaray için, Kasımpaşa ve Fenerbahçe arasında oynanan maç tadında olacağını düşünüyordum. Hatta Karabüklü Cernat’ın 2. Dakikada kazanıp attığı o sevimsiz penaltıdan sonra bile fikrim değişmedi. “Maç 90 dakika” , “top yuvarlak” klişelerini bile kullandım Hakan’ın ayağından gelen 2. Golden sonra. Niye ve nasıl güvendiğimi bile anlamadım oysa… Maçı izleyenler hak verecektir, Galatasaray’ın ilk yarıda tek bir pozisyonu bile yoktu!

Maç esnasında Galatasaray’ın fazla fanatik taraftarı olan arkadaşım Orçun ile sürekli iletişim halindeydik.Tutkunu olduğumuz takımlar farklı olduğundan, kendi "futbolumuzu" ve takımlarımızı tartışırız sürekli. Akşamki maçta ise hemen hemen aynı cephedeydik diyebilirim.İlerleyen satırlarda buna yine değineceğim.

İkinci yarıya geçersek, G.Saray’ın ilk pozisyonu altmışıncı dakika dolaylarında Pino’nun geliştirdiği atakla oldu; ancak topla buluşan Misimoviç kötü gününde olmuş olacak ki gayet uygun olan pozisyonda topu ağlarla buluşturmayı başaramadı. Sinirden çıldırırcasına bağırdım ama ne fayda! En nihayetinde yakaladığı ikinci pozisyonda Barış ile golü bulan taraf Galatasaray oldu da, derin bir “beraberlik geldi gelecek” nefesi aldık.

Evet, ben kendimi öyle kaptırmışım ki maça, gelen golle beraber sevinç çığlığı attım. Golün ardından oyuna dâhil olan Sabri ile futbol arasında bir bağlantı kurmaya çalıştım. Tamam, iyi güzel oynadı ama o son dakikalarda yaptıklarıyla kalbim nasıl durmadı diye hala şaşırıyorum! “Sabri, Sabri, Sabri…” diye bağırmaktan beter oldum! Aytekin Durmaz da bu maçta biraz taraflıymış gibi geldi bana. "Yok canım, Karabükle ne ilgisi var adamın?!" diyecek oldum ama düşüncelerimi dış sesle yansıtmadım...
Zaten teknik adam Frank Rijkaard zor bir dönemden geçiyor, bu yüzden takıma ve ona çok fazla yüklenilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Neyse, sonuç olarak maçı K.Karabükspor 2-1’lik bir skorla alarak ligdeki puanını 13’e yükseltti ve G.Saray’ın önüne geçti. Cimbom günden güne kan kaybediyor, taraftarın için acıyor arkadaşım! Benim için hava hoş, Fenerbahçeliyim ezelden. Ama bu, futbol zevkimin önüne geçeceği anlamına gelmez. Dilerim ligdeki tek kan Beşiktaş olmaz da, biraz heyecan gelir…

Ne diyordum? İşte benim o taraftar arkadaşımla, Sabri’ye etmediğimiz laf kalmadı. Kızdık, sövdük, saydık, döktük… Misimoviç hayal kırıklığına boğdu, Barış nefes kesti, Pino kafayı yedirtti, Baros üzdü, Arda kendini arattı derken bu maçı da geride bıraktık. Bu maç Karabükspor için önemliydi elbet, zira tarihlerinde ilk kez sarı-kırmızılı ekibe karşı bir galibiyet kazandılar.

Son olarak diyorum ki, Baros yoksa ben de yokum arkadaşım!

Dipnot: Futbolunu da al, git Sabri, kızıyorum artık sana fazlasıyla!

Dipnot2: Fenerbahçe’nin maçı içinde korkmaya başlamadım dersem yalan olur. Totem yapalım, hepimiz susalım bu maç için, ne dersiniz?

Unutmadan, Buca ve Eskişehir 0-0’lık bir skorla berabere kaldılar…




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...