Bursaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bursaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2014 Pazartesi

Lig Başlayınca Değişen Hayat

Sizce de çok özlememiş miyiz bu çocukları?

Cumadan gelen maç günlerini, iyisini kötüsünü, maç sonu kanal kanal dolaşıp program yorumlarını dinlemeyi, kimisine kızıp kimisine hak vermeyi, skoru sevip oyundan memnun kalmamayı ya da tam tersini...
Kısacası, özellikle de kendi adıma konuşacak olursam, hakikatten epey özlemişim futbol dolu günleri.

Elbette bu yıl çok acı çekmedik, sağ olsun Dünya Kupası doyurdu biraz bizi. Ama lig başka şey. Kendi canından kanından ligi izlemek apayrı zevk, heyecan...

İlk haftanın günahı olmaz, evvela bunu diyeyim. Yani şu takım bu skoru almış, öteki onu yapmış falan biraz yavan kalır her ne olursa olsun... Ama tabii ki de ilk hafta kayıplarının acısı lig sonlarında bir iki puana muhtaç kalınca çıkar ama yine de, özellikle saha içi performansı açısından ilk üç hafta sabredilmeli diye düşünüyorum ben.

Yine de tüm bu söylediklerime rağmen lig hızlı ve üç büyükler açısından beklenen şekilde başladı, bu iyiye işaret olabilir, bilemiyorum. Tek bildiğim, daha doğrusu tek tahmin edebildiğim ligin bu yıl epey kızışmalı ve heyecanlı geçeceği. Bu da işte, tam istediğimiz şey.

Bu yazımı uzun tutup, tek tek takımlara değinmek istemiyorum.

Galatasaray maçını izleyemedim, diğerlerine ufak ufak da olsa bakabildim. Dünya Kupasından gelen bir düzenle, kalecilerin parladığı ilk maçlar oldu herkes açısından. Sevdim ama her şekliyle, yine söyleyeyim.

Lig başladığına göre bizlerin de, fikstüre endeksli hayatları yerine gelmiş oldu böylece.

Hayırlı, uğurlu, bol çekişmeli az kavgalı, harika bir lig olsun!
Seyir zevki tavan yapsın! :)

15 Aralık 2011 Perşembe

Tribünden Sahaya Futbol

Güzel adamlar sahada oldukça güzeldir futbol. Sahayı besleyen tribünse bir artıdır çoğu zaman. Lakin sapla samanı karıştırmadaki ustalığımızı, tezahürat ile maçı karıştırmada da kullandığımızda bir eksiye döner kendileri.
Demek istediğim ne mi? Bir Avrupa maçında, adını dünyanın çeşitli liglerinde öyle ya da böyle duyurmuş milli futbolcuna küfür etmenin çirkinliği. Evet, tam olarak bundan bahsediyorum.

Futbol ne zaman mı izlenir?

Kramponuna tapılası Almeida her çalımında alkış aldığında,
Formanın hakkını vererek her pozisyona giren Pektemek golünü attığında,
İsmail’in saha içi dramını objektif yorumladığında,
Karşı takım kalecisini başarılı bulduğunda- ki bu aslında senin başarındır-,
Veli’nin yaptığı hatalara: “tecrübesiz, düzelir” diyebildiğinde,
“Başındaki” adama iyi ya da kötü sahip çıkabildiğinde izlenir futbol.

Ne zaman mı izlenmez?

Seninle fiilen alakası olmayan bir futbolcuya, “talihsiz” küfürler ettiğinde,
Avrupa’da başarıya koşarken, rakip takım futbolcusuna çakmak attığında,
“Aklan da gel” dediğin adam aklanmadığı halde, sadece o dört duvardan çıktı diye sahiplendiğinde,
Kendi başarına gölge düşürsen bile bir başka takıma laf attığında,
Saha içinde profesyonelliğe aykırı her adımında senin futbolun izlenmez Beşiktaş.

Ne zaman ki güzel adamlarını, kaliteli kadronu haddini bilmez bir avuç insandan soyutlarsın, o zaman tebrik edilir başarıların.

Avrupa’ya, Asya’ya, Amerika’ya… Nereye gidersen git, nerede başarılı olursan ol, üzerinde dalgalanan bayrağa ne zaman ihanet etmez, armanı taşıyan futbolcuyu küfürle beslemezsin, o zaman göklere çıkarsın Kartal.

Ki bu aynen Fenerbahçe, Galatasaray, Bursaspor ve diğerleri için de geçerli. Sizler kendi başarılarınızla anılmayı “başardığınızda” asıl şampiyonluğa ulaşmış olacaksınız.

Zaten futbol bir çeşit siyah çantalara taşınmışken, bir de tribün coşkusunu rezil etmeye hiç lüzum yok.

Biz ki aylardır aynı şeyleri söylüyor, birlik olup savaşmalıyız diyoruz. Ama kime, neye? Birbirine düşman olmuş, dağılmayı çoktan yaşamış “Türk” takımlarına… Değer mi? Asla.

Tezahüratlarla uyuyup uyanıyorum sayenizde. Dilimde benzer şeyler: “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler…”  Esasında pek ihtimal vermesem de…

26 Şubat 2011 Cumartesi

Bir Düşüş Hikayesi

Her zaman Fenerbahçeli olduğum için şükretmişimdir. Beni kızdırıp küfrettirdiği için, sevinçten gözyaşlarına boğup, haksız olduğunu yüzüne vurduğumda sırtını dönmediği, renklerin en güzellerini doğduğumdan an daha kucağıma bıraktığı ve oynadığı futbol, gelip giden futbolcular, aldığı ve alamadığı; kısacası başına gelen her şeyde Fenerbahçeli olduğum için şükrettim. Şimdi, artık bir sebebim daha var.


Lige başlangıcımız kötü oldu, Avrupa’ya daha giderken dönüş biletlerini bavullarımızda bulduk. Toparlandık, kendi çöplüğümüze döndük hızlıca. Hemen ardımızdan Galatasaray, Trabzonspor ve sözde beşinci şampiyon olan Bursaspor geldi. Avrupa sadece kartal kanadımız kalmıştı. Yıkıldık, çöküşün eşiğine geldik haliyle. Aslanlarda patlak veren mağlubiyet serisi dur durak bilmeyince, “istifa” sesleri yükselmeye başladı, bir ivmeyle kaldırıp konduruldu, yönetimde garip haller gerçekleşti. Galatasaray’ın adamı Hagi oturdu koltuğa, değişen hiçbir şey olmadı: Türkiye’ye kazandırılan muazzam bir stat dışında.

Karadeniz fırtınası Avrupa utancını ligde unutturmaya kararlıydı, istikrarlı futbolunu göz dolduran gollerle taçlandırıp liderlik safhasına ulaştı, kalkmaya niyeti yok falan da denildiği oldu tabii.

Bursa iyi geldi, hiç anlamadığım bir anda çöküşe ortak oldu sonra.

Beşiktaş nerede mi? Ona gelecek olursam, dört çarpı dört devam ediyor yoluna. Avrupa’da sekizlik serisinden kurtulup, kendi futbolunu ikiye bölerek dörder dörder filesini doldurmaya başladı. Guti’nin düşmanlığını sezdim mesela geçtiğimiz maçta, öylesine kızdım ki ona.

Şimdilerde düşüş hikayesinin en hazin karakterleri Galatasaray ve Beşiktaş. Hangisi daha kötü, hangisinin futbolu diğerini dibe vuracak ve Kartalın Avrupa diye övündüğü futbol bundan ibaret mi, görüyoruz işte.

Fenerbahçe ise yakasını bu düşüşten zor da olsa kurtarmayı başardı. Son yedi maçtır aldığı galibiyetle yüzümüzü güldürmenin ötesinde, kırık kalplerimizi tamir edip, hayallerimizdeki şampiyonluğa ulaşmanın aslında o kadar da zor olmadığını gösterdi.

Volkan Demirel: Panter Kaleci

Kısaca Fenerbahçe-Kasımpaşa maçına değinmek istiyorum.

Kendi sahasında oynuyor olmanın verdiği rahatlıkla fazla baskı kurmayan Fenerbahçe, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu. 2-0 biten maçın gollerini Alex ve Dia attı. Bu yazdığım, sadece maç sonundan bahsediyor bizlere. Oysa maç esnasında kalede bir panter vardı ki, nasıl anlatsam, hangi kelimeleri kullansam az gelecek gibi duruyor.

Kasımpaşa’ya çok fazla pozisyon vermeyen sarı-lacivertli ekip savunması kendini açığa aldığı anda, ceza sahasında gördüğü futbolcularla baş etme görevini Volkan’a devretmişti. Görevini hakkıyla yerine getiren Volkan Demirel, yine kalede panter kesildi. Kurtarılması imkansız pozisyonlardan tutun da, büyük bir güçlükle gol olmasına izin vermediği penaltıya kadar…

Volkan dışında sahada aktif olan, görevini istekle yerine getiren bir futbolcu göremedim açıkçası. Özer, yerlere inen performansıyla tüm haykırışlarımızı hak etti.

Baştan sona yüreğiyle oynayan Volkan ve düşüşe teslim olmayan Fenerbahçe, yine kalplerimizi fethetmeyi başardı.

Teşekkürler Fenerbahçe, kendini bir an önce toparla Türk futbolu!

26 Kasım 2010 Cuma

Her Horoz Kendi Çöplüğünde!

"Bursa bizim her şeyimiz… Canın sağ olsun Ertuğrul hoca, en azından arada bir kulübedeki yerinden kalkıp surat astın, asabi ve üzgün mimikleri falan yaptın. Helal olsun Bursa taraftarına da, yalnız bırakmadı takımını. Olsun canım, o gönüllerin birincisi. Eh, Şampiyonlar Ligi’nden de gol atmadan dönmedik en azından… “ gibi sözler beklemiyorsunuz herhalde benden? Yok, yok bunu sadece benden değil, Bursa taraftarından bile beklemeyin!


İzlediniz değil mi maçı? Eminim taraflı tarafsız herkes, en azından gol görmek, üstün futbol izlemek, ilk kez bir futbol maçı izlerken heyecanlanmamak için göz ucuyla da olsa bakmıştır televizyona. Türk futbolunun rezilliğinin, acınılası halinin faturasını sakın ola ki, Bursa’ya kesmeye kalkmayın. Bu maç, bu oyun, bu futbol hepimizin ayıbı! Sahada dört dönmekten afallamış Bursalı oyunculara kızmayın. Onların afallamasının sebebi Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor, Sivasspor’dur… Sen dizini kırar, kendi liginle yetinmeye çalışırsan, tarihinde “Avrupa”yı ilk kez duymuş bir Türk takımının devler karşısındaki çıtır çıtır ezilişine böyle yanar, söver, hatta gülersin içten içe… Gülmeyin, kızmayın. Bu, Türk futbolunun ayıbıdır! Hatta milli takımın, tüm teknik direktörlerin, medyanın ayıbıdır. Varsın İspanya gülsün, dünya gülsün bize… Biz eksiklerimizi tamamlamayıp bir başka takımın yanlışlarıyla alay ettikten sonra, kim gülerse gülsün!

Bursa’nın hiç mi hatası yok diyeceksiniz. Tabii ki var! Bir zamanlar, Türk futbolunun kanayan yarası altyapıdaki tazecik futbolculardır demiştim. Ekleyeyim bir de, tembellik bizim sarılması en zor yaramız. Gün olur ki adam akıllı çalışmayı öğrenir, çıktığımız maçlarda akıttığımız terin hakkını vermeyi amaçlarız, o zaman yaramıza ilacı buluruz… Adamlar on sekiz yaşındaki çocuğu Şampiyonlar Ligi maçına çıkarıyorlar. Skor ve oyun üstünlüğünün etkisi büyük tabii bu hamlede. Ama yine de yaptıkları büyük cesaret değil mi? Biz daha lig maçlarında genç yeteneklere şans tanımıyoruz. Çekiniyoruz, ya ayak uyduramazsa diyoruz. Çünkü biliyoruz, hepimiz biliyoruz. Adamlar gerektiği gibi çalışmıyor! Bunun sorumlusu ne bir teknik direktör olabilir ne de yönetim. İstikrar, inanç, azim ve istek gerekir. Sen kendi liginde dibe vurmuş takımlara Şampiyonlar sahasında yenil, hala “yıldız” transfer peşinde koş, kendi liginde onu bunu öyle ya da böyle yen, sonra da geç karşıma Türk futbolunun yeni yüzü ol. Bu ne ya?! Nerede kaldı bunun savaşı, inancı, direnci…

Sahi, dün akşam Bursaspor’un kalesini koruyan biri var mıydı? Ben fark edemedim de…


Diyorum ki ben, bu “çukur”dan çıkmak için iki yol var… Ya sen, Türk Futbol Federasyonu olarak işi ciddiye alıp bir adım atacak, çözüm bulacaksın ya da yine kendi çöplüğünde ötmeye devam edeceksin. Ligde senin için en az gol yiyen takım diyecekler, tarihinde ilk kez kupa kaldırdın diye çıktığın maçlar derbi olacak, İstanbul takımları seni gözünde büyütecek, sen o bizim baş tağcımız üç büyüklerimize kafa tutup onlardan iyi olduğunu savunacaksın; sonra Avrupa futbol basını geçecek karşımıza, Türk futbolu çöküyor diyecek.

Şimdi hepimiz neyin ne olduğunu anladığımıza göre, her horoz mümkün olduğunca seri adımlarla kendi çöplüğüne gitsin. Artık ötecek mi, hatalarını örtecek mi bilmiyorum. Tek bildiğim, birinin bu işe el atması gerektiği.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Hamsi Timsah da Yer!

Haftalık bir hazırlık yapmıştım bu maçı izleyebilmek için, ama plan değişikliği her şeyi alt üst etti. Maç başladığı esnada alana henüz varmış, koltuğuma yeni oturmuştum. Ben kendime gelip maç moduna girerken Jaja beni bekleyecek kadar sabrı olmadığını gösterip, daha maçın beşinci dakikasında Timsahların o gol yemez, ezilmez, yıkılmaz ağlarını havalandırdı. Attığım sevinç çığlığının tüm Trabzon’dan duyulmasını diledim, büyük bir ihtimal de öyle oldu zaten.


Ligin “uçtu uçacak” iki takımı oynuyor, sahadalar. İzlemekten çok da zevk aldığım futbolcular yok, ama maç önemli. Zirve maçı. Şampiyonluktan düşme, koltuktaki yerini garantileme belki de. Hatta biliyor musunuz, bu maç için “derbi” diyenler bile vardı. O alışılmış Fenerbahçeli taraftar yanımı susturup defansa bile geçmedim bunu söyleyenlere. Ne derbisi arkadaşım! Sizin bu öpe koklaya baştağıcı yaptığınız Bursa’nız bu kadar işte. Ne öyle uzun uzadıya anlatmaya, dil dökmeye, kalem bükmeye gerek var, ne de bu maçı derbiden görenlerin futbol bilgisini sınamaya… Adam iki bilinmez maç sonunda kupayı kaldırdı diye beşinci büyük ilan edildiği yetmezmiş gibi bir de Şampiyonlar Liginde önemli işler bekledik. Komiğiz ya! Neyse, “ uzattın ama he!” dediğinizi duyar gibiyim, maça değineyim ben kısaca.

Erken gol yiyen Bursalılar şaşkınlıklarını üstlerinden atamadan, bu kez on altıncı dakikada yine Jaja’nın attığı golle 0-2 geriye düştüler. Hayal kırıklığı ve şaşkınlığı aynı anda yaşayan Bursa, gelen ikinci golden sonra maçın hâkimiyetini tamamen kaybetmişti.

İkinci yarıya geçecek olursak, tabiri caiz ise Trabzonspor’un şovunu izledik. Futbol zevkini dorukta yaşatan Trabzonlu futbolcular, ikinci yarıda Bursalı oyunculara tek bir pozisyon bile vermezken, skorun tabeladaki yansısını değiştirecek sayısı unuttuğum kadar çok atakta bulunup, hepsinden eli boş döndü.

Maçın doksanıncı dakikasında tahminimce alkışlatmak için Jaja’yı maçtan aldı Şenol hoca. Taraftarın desteği ve alkışı görülmeye değerdi. Ama bu, işin gülen yüzü. Bir de çirkin tarafı var ki, maçı izleyen herkes eminim çok kızmıştır! Bursaspor’un kalecisi Ivankov maçtan çıkan Jaja’ya saçma sapan bir müdahalede bulundu. Gerçi pek sevgili (!) Bülent bunu görmezden gelmeyerek kaleciye sarı kartı gösterdi ama içimde kaldı ne yalan söyleyeyim. Hep golle yiyip hem de böyle bir hareket yapınca, buradan da kızmak istedim Ivankov’a!

Ve Bursa’da gelen son düdükle Trabzonspor yaptığı çıkışlara ara vermeden devam etmiş oldu. Ligde üçüncü puan kaybını alan Bursaspor ise şampiyonluk yolunda kan kaybetmeye başladı.

Eklemeden geçemeyeceğim, Trabzonsporlu taraftarların Bursa’da kolbastı oynamasından sonra keyfime diyecek yoktu!

Ne diyordum? “Hamsilerin timsah yediği görülmüş mü kardeşim!” demeyin. Yediler, afiyet bal şeker oldu!

19 Ekim 2010 Salı

1 - Karabük Puan Topladı!

Evvela Bursa’nın maçına değinmek istiyorum. Yedinci hafta maçında Galatasaray’ı hiç beklemediği yerden vurup mağlup eden Karabük bu kez Bursa’yı da rahat bırakmadı. 2-2 berabere biten maçta, fiziksel açıdan Karabük hâkimiyeti hissettim sahada. Bursa’dan daha istekli, atak ve güven veren futboluyla taraftarın gönlünün kazanan Karabük, tabiri caiz ise Bursa’ya sahayı dar ederek nefes aldırmadı. Üstelik aynı zamanda, iki hafta üst üste rakiplerine puan kaybettirerek, ligin üst sıralarında yerini aldı. İlerleyen haftalarda oynayacağı maç rakiplerine gözdağı veren Karabük, “ben de buradayım” diyerek yerini belli etti.


Berabere biten maçta Bursa’nın çok da büyük bir kaybı olmazken, haftayı yine lider tamamlamayı başardı.

16 Eylül 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Bambaşkadır!

Evet ben oturdum sakinleştim ve Şampiyonlar Ligi'ndeki Bursa değerlendirmesi yaptım. buyrunuz okuyunuz efenim.
Geçen sezonun son maçında Bursaspor’a karşı tarifi imkânsız bir kızgınlık duymaya başlamıştım. Henüz bu durumu aşmış değilim tabii. Ayrıntıya girip geçen sezonu hatırlamak ve hatırlatmak gibi bir niyetim yok elbette. Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim, Bursa kupayı şahlanaraktan kaldırırken ben bu konuda olur olmaz yorum yapan herkese bunu diyordum: şampiyonlar ligi bambaşkadır! En nihayetinde de öyle oldu tabii, daha başlangıçta rengini belli etti bizimkiler. Tırnak içinde söylüyorum, taraflı tarafsız kimse kızmasın bana, sert eleştireceğim Bursa’yı. Zira Beşiktaş’ın saçma bir şekilde yenilmesiyle kupa kaldırmak, lige iyi başlamak ya da her neyse ile şampiyonlar liginin gemisi yürümez, benden söylemesi! Bakın Fenerbahçe’ye, sizin dilinizden düşmeyip “çerez” dediğiniz Young Boys’a elenerek kendi ayağını kaydırdı. Gerisi kendiliğinden geldi zaten…


Maça dönecek olursam, dün akşam sahada oynayan bir Bursasporlu gören var mıydı? Ah, çok pardon! Volkan dışında tabii ve bir de, kalecileri. Hakkını yemeyelim, adam hayatınız boyunca bir daha asla göremeyeceğiniz kadar basit goller yedi. Devler liginde boy gösteriyor ne de olsa, yeridir!

Valencia’nın da çok iyi oynadığını söyleyemeyeceğim, oldukça vasat futbolla bu maçı aldıkları için şaşkınım sadece. Ama hata bizimkilerde, dakika 80 sen 3-0 gibi bir skorla geridesin ve kendi sahanda pas yapıyorsun. Niye? Daha ne kadar gelir sanıyorsun o futbolcular senin sahana? Hayır, anlamıyorum şunu, zaten geridesin ve beraberlik bile mutlu edecek seni. Öyleyse atak yapsana arkadaşım, en fazla kaç gol yiyebilirsin daha? Dün daha hiç de organize olmamış bir Bursaspor vardı, içten içe üzüldüm aslında… Maçta tek beğendiğim, Bursaspor’a gönül veren taraftarın hoş görüntüsüydü, içimizi açtı, ne güzel oldu…

Bursaspor’a: İşte Şampiyonlar ligi bambaşka bir şeydir, daha yolun en başında bunu görmüş oldunuz. Öyle Ertuğrul hocanın dediği gibi, iki takımın da 11 kişi olmasına bakmaz bu işler. İspanya’nın düzeyi senden düşük bir takımına karşı oynuyorsun ama baskı kurmuyorsun. E o zaman niye çıktın maça? Pardon, hiç mi izlemediniz İspanya futbolunu? Öyleyse söyleyeyim ben size, İspanyollar orta saha adamıdır. Eğer orta sahanızda bir açıklık ve dengesizlik yakalarsalar, vay halinize! Bir de öyle güzel paslaşırlar ki, bu tüm La Liga takımları için geçerlidir. En etkili silahları prestir. Maçı aldıklarını düşündükleri an, bir kopuş sezersiniz; işte o sizin atak yapmanıza imkân tanıyan tek andır! Baskı sizin elinizdedir ve maçı lehinize çevirebilirsiniz. Tabii tüm bunları sizin biliyor olmanız gerekiyordu… Neyse, henüz kaybedilmiş bir şey yok, daha önünüzde oynayacağınız 5 maç var. İzleyip göreceğiz neler olacağını…

Şampiyonlar Ligi’nde Messi Fırtınası!

Evet, fırtına bu adamı tanımlamak için başka bir söz bulamıyorum! Adeta topla oynayıp, rakibi sahaya gömmekten zevk alıyor bu adam! Biz de onun futbolundan tabii. Söz konusu Devler Ligi olurda, Barca’dan bahsetmeden geçebilir miydim •? Dün akşam Barcelona ikisi Messi’den gelen 5 golle Panathinaikos’u 5-1 yenip, şampiyonaya müthiş bir hızla başladı. Barcelona’yı her izlediğimde, futbolun sadece “futbol” olmadığını anlıyorum, bu da büyük bir keyif veriyor doğrusu! : ))

15 Eylül 2010 Çarşamba

Demedim Mi Ben Sana Bursa?

Demedim mi, demedim mi Aha da burada demiştim! Öyle çok kızıp etrafa küfürler savururken demiştim hem de! Timsah ezmesi olacaksınız diye demiştimmmm! Saçma salak bir şekilde Beşiktaş size "yenildi" üstüne bir de kupa kaldırdınız diye havalandınız ama ben size söylemiştim daha bunun Şampiyonlar Ligi var diye! E ne oldu, geldiniz mi sözüme? Bakiyim, vallahi gelmişşsinizz! Kimse kusura bakmasın, yenildiler diye üzülecek değilim! Şimdi mutluyum, biraz sakinleşeyim Bursaspor-Valencia maçı için yeniden yazacağım. hihi :)))

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Üç Büyüklerin İkinci Hafta Alarmı


Spor Toto Süper Lig’de Pazartesi günü oynanan maçlarla ikinci haftayı da geride bıraktık.


İlk haftaya Sivas deplasmanındaki yenilgiyle gözlerini açan Galatasaray için durum ikinci haftada da değişmedi. Geçen sezonun şampiyonu timsahları evinde konuk eden sarı-kırmızılı ekip, ne yazık ki garip futbollarıyla Bursa’ya boyun eğmek durumunda kaldılar. Futbollarının çok da göz doldurmadığı iki takımdan, lige iyi başlangıç yapan Bursa oldu. Henüz ligin çok başında olmamıza rağmen bu başlangıcın Galatasaraylı taraftarları üzdüğünü söyleyebilirim.

Ligin açılışını İzmir’de yapmış olan kartallar, ligin yeni takımı Bucaspor’un konuğu olmuşlardı. Beşiktaş açısında oldukça kolay bir maçın ardından, ilk hafta evine 3 puanla döndüler. Tırnak içerisinde söylüyorum, Bucaspor’un futbolunu es geçemeyeceğim. Zira lige yeni gelen diğer takımlara göre gayet de iyi oynadığını gördüm. Dilerim ilerleyen zamanlarda İzmir’in çocuklarını ligde eserken izleyebiliriz. İkinci haftaya dönersek, Beşiktaş yine “kolay” sayılan bir rakiple, İstanbul B.B. ile kendi evinde oynadığı maçtan, yenilgiyle ayrıldı. Bu yenilgiyle çok da sarsılmayan kartallar, üçüncü haftada bunu telefi edeceklerinin sinyalini verdi…

Gelelim ligin golü en bol maçına. Hangisi mi? Tabii ki Trabzonspor-Fenerbahçe maçından bahsediyorum. Maçın hikâyesi güzel, öncesi güzel olmasa da… Öncesi dediğim, Trabzon’la oynanan son iki maç Fenerbahçe’nin en büyük hayal kırıklığıydı. Dillere destan, eleştirilere kapak olmuştu… Maçın hikâyesine gelince: Gün boyu Biz Bıyıksızlar’dan 7 hatun bir aradaydık. Güzel güzel sohbetlerimizi yapıp, ligin mini değerlendirmesini yaptık, bir de güzel eğlendik! Saatlerin 20,30’u göstermesiyle Taksim’de bulduk kendimizi. Masamıza oturmuş, rahat rahat futbolumuzu izliyoruz. Yanlış anlaşılmasın içimiz değil, duruşumuz rahattı. Zira Trabzonspor maçı bu, şakaya gelmez! Başta kalede genç yetenek Mert’in olmasını eleştirenlerin karşısında dursam da, yediğimiz ilk iki golden sonra yanlarına sokuldum… Kabul edelim, üzerindeki sorumluluk ağırdı… Ligin en göz dolduran futbolu ise bu maça aitti. “Başını çevirsen, gol pozisyonunu kaçıracaksın” tadında bir maçtı. Bağrışmalar, sinir-stres, hüzün ve sevinç içinde sonlandı maç. Trabzonspor kendi evinde gollerden birinin Fenerbahçeli futbolcunun kendi kalesine atışından gelen 3-2’lik bir skorla mağlup etti. Fenerbahçe’de maçın en beğenilen adamı hiç şüphesiz Stoch-Niang ikilisiydi.

Hazır üç büyükler ligin ikinci haftasında alarm vermişken, Anadolu takımlarından bir atak bekliyoruz. Söylemeden geçmeyeyim, hafta içi oynanacak olan maçlarda takımlarımıza güvenimiz tam bir şekilde, başarılar diliyorum…

 
Bıyıksızlar!

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Yalancı Şampiyon.

Timsah gözyaşları sahtedir de, şampiyonluğu mu gerçek olacak? Hadi ordan.
O kadar çok sinirliyim ki aslında ne yazacağımı tam olarak bilemiyorum. En iyisi başa dönüş yapalım.
Dün erken sayılamayacak bir saatte hazırlıklara başlasak da, maç saatine kadar her şeyi yetiştirmiştik. Toplu totem vardı, çubuklu formamızı giydik. Ve maç da başladı. Her şey o kadar harikaydı ki.. Tanrım, kaçan gollere bakın! Direkten döndü, Onur bi hamlede çıktı topu aldı, savunmadan döndü, korner, savunmaya çarptı, korner, serbest vuruş derken 14. Dakika'da Guiza'nın attığı golle 1-0 öne geçtik. Fener bu, 1-0'la yetinir mi hiç? Yetinmesine yetinmez de, keşke dün gece top bizi sevseydi. Ama olmadı. Her vuruş direği yalayıp geçti. Sağolsun, Trabzonspor'un kalecisi Onur herkesten ağız dolusu küfür de yedi. Ama ne yalan söyleyeyim, harika bir futbol oynadı. Her neyse, oydu buydu derken 90+3'te şampiyonluğumuzu ilan ettik. TAM BİR FİYASKO !
Sinirden bağırmaya başladı herkes. İnan bana, dün gece ağlamaktan gözlerim şişti. Ama olmayınca olmuyor işte... Neyse dedik, en azından yeni bir şampiyon çıktı falan. İyi oynadık, alamadık. Tebrikler Bursa dedik.
Eve dönmeden önce, Bursa maçını da izleyelim dedik. Aman Tanrım !? O ne ya ?! Sen kim, Beşiktaş'ı yenmek kim abiciiiiiimm ! Eğer gerçekten futboldan anlıyorsanız, bu maçın ne tür sahtekarlıklarla alındığını sizler de görmüşsünüzdür. Benim hatırladığım kadarıyla futbolcular bi 4-5 sene önce kendi kalelerine gol atmayı bırakmışlardı. Ahhh ama ne tesadüfte, Bjk kendi kalesine gol atıyor. Vah yazık.. Ve gole giden adamı durdurmak için hiçbir girişimde bulunmuyor. Sence bu maçı Bursa hakkıyla mı aldı? Bence HAYIR !

Üstelik kendilerini hemen 5. Şampiyon ilan ettiler. Abi nereye 5.sin ya ? Hadi 4 demiyorum ama bu ülkenin 3 şampiyonu var. Fenerbahçe, Gs, Bjk. BU KADAR ! Ve bu 3 takım, Türk futboluna adlarını yazdırana dek, 100 yılı, onlarca kupayı, şampiyonluğu, Uefa, Şamp. Ligini devirdiler. Daha dur be Bursa! Dün bir, bugün iki. Daha yolun çok başındasın. Ve inan bana, bu timsah yürüyüşünle de, daha fazla ilerleyemezsin.

En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz? Gs. ve Bjk'ye. Henüz zirvenin ortağı bile olamamışlar, kupa finaline kalamamışlar ama Fener'in kupayı ve şampiyonluğu kaybetmesiyle dalga geçiyorlar. Hadi gidin be ! Siz bunları yapmaya LAYIK BİLE OLAMADINIZ ! OK ?
Şimdi siz sevinin, gülün, oynayın, kutlayın, kolbastı yapın, timsahçılık oynayın, aslan kralı izleyin ne bok yaparsanız yapın, seneye sizin (bursa) Şampiyonlar Ligindeki timsah ezmenizi izlerken aynılarını biz yapacağız ! Ve yazıklar olsun ki Türk futboluna, Fenerbahçe'ye düşman kesildiniz. Yıllardır da bu böyleydi. Neyse, varsın öyle olsun. Biz takımımıza yeteriz.
BU AŞK HİÇ BİTMEZ !

Fenerbahçe Yönetimine Öğüt: Abi yeterin artık, şu Volkan'ın işine bi son verin yaa! Daum ne bok diye duruyor bu takımın başında ?! Yeterin eskileri getirip duruyorsunuz başa. Gökhan Ünal da kimmiş. Maçın son dakikalarında VUR GÖKHAN HADİ VUUURRR ! demekten öldüm yaa ! Adam topa vurmayı bilmiyorrrr, uyann Türkiyeee, rezilliğine uyann !!!
Hilelerle, hak etmediğim bir şampiyonluğu almak yerine, HAK EDEREK kaybettik ulan ! VAR MI ÖTESİ ?!

Dipnot: Fener'i çekemeyenler top alsınlar, sektire sektire YOL ALSINLAR !
Bkz: Bursa'da çok top vardır.

Dinle : Rütbeni Bileceksin !!!!!!!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...