David Villa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
David Villa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2010 Salı

Yenilgiyi Hazmetmektir Liderlik


Haftalardır dünya gözünü İspanya’ya dikmiş, dünyanın maçına, evrenin gelmiş geçmiş en güzel maçına, o maçın olacağı güne, maç öncesi yaşananlara, açıklamalara, olaylara dikmişti gözünü. Hangi maç demeyeceksiniz herhalde, El Clasico’dan bahsediyorum…
Bir yanda dünyanın delice hayran olduğunu, büyüklüğünü ve futbol dehasını kabullendiği Messi; diğer tarafta ise dünyanın en pahalı, sınır tanımaz, bana göre pas vermekte bencil, sert şutlarla kalecilerin başını döndüren Ronaldo. Ve bu iki dünya devini buluşturan El Clasico.
Fenerbahçeli olduğumun yarısı kadar da Barçalıyımdır. Yanlış anlaşılmasın, sevgim hemen hemen eşit ama Barcelona’yı bir futbol takımı olarak daha geç tanıdım. Bu maç öncesinde de hiçbir korkum yoktu, Barça’nın maçı alacağına inanıyordum. Maç öncesindeki gergin bekleyişi belirtilen mekânda, belirlenen saatte olma çabasıyla atlattım. Üzerimde Pique formam, boynumda Barça atkım, dilimde Barça marşı, kalbimden forza Barça diyerek maçı izleyeceğim alana vardım.

Maça hızlı başlayan taraf Barcelona oldu. İsabetli paslarından ve kaliteli orta sahasından tanıdığımız Barcelona takımının orta sahasının beyni Xavi, 10. Dakika topu ağlarla buluşturdu. Attığım sevinç çığlığının Nou Camp’tan duyulmuş olma ihtimali bile var. İyi futbol, iyi orta sahanın meyvesidir görüşünü desteleyecek şekilde vuruşlar yapan Barça, bu kez ilk golden sekiz dakika sonra Pedro ile 2-0 öne geçti. Hızlı başlayan ikinci yarıda birer dakika arayla iki gol kaydeden D.Villa, yerini benim minik futbolcum Krkic’e bıraktı. Maç anında heyecandan olsa gerek denge problemi yaşayan Bojan, beşinci golü atamadı ancak Jeffren’e asistini vererek maçın 5-0 tamamlanmasına katkı sağladı.

Maçın başından sonuna yılmadan mücadele eden, gol asistini veren, koşan, zevkle futbolunu oynayan Messi, büyüklüğünü sadece Real Madrid’e değil, tüm dünyaya bir kez daha kanıtlamış oldu.

Maç esnasında sekizden fazla sarı, bir adette kırmızı kart çıktı. Yenilgiyi hazmedemeyen Real Madridli futbolcular, kendilerine hiç de yakışmayan çirkin hareketler yaptılar. Onların bu çirkef halini görünce, neden Barcelona’yı sevdiğimi bir kez daha anladım.
Maçın en hazin görüntüsü, ellerini bağlamış bir halde kalenin önünde duran ve neredeyse ağlayacak olan, Dünya Kupası’na damgasını vurmuş, Casillas’tı. Onu öyle görmek içimi acıttı elbet, ama oynayan ve isteyen başarıyor işte, daha ne söylenebilir.
Bizlere böylesine zevkli bir futbol maçı seyrettirdikleri için Barcelona’ya teşekkür ederim. Elbette bu maç şampiyonu belirlemedi. Önümüzde Espanyol maçı var. Ne olacağını bilemiyorum, izleyip göreceğiz! Zevkli futbol derken, maç esnasında gerçekleşen tartışmaları saymıyorum elbette!

Son olarak eklemeden geçemeyeceğim, hangi ülkede, hangi ezeli rakiplerin derbi maçı olursa olsun, sonucu Fenerbahçe’ninki gibi olmuyor! 6-0’dan bahsediyorum canım, bakmayın öyle!

15 Kasım 2010 Pazartesi

Messi Attı Gol Oldu!

İzlemekten en çok zevk aldığım liglerden biridir La Liga. Bilirsiniz, futbolla özdeştirdiğim başlıca futbolcum Messi’dir. Dün akşam Antep’ten İstanbul’a esen rüzgârdan sonra tüm nefretimi yazarak kusmak istedim. Maçı izleyenler ve takip edenlerin de bildiği gibi kullanılası tek kadro buydu. Elden gelen yapıldı, oynandı, edildi. Ama bu kadar yani. İsmini ağzıma her aldığımda lanet ettiğim bir Caner ve Baroni vardı sahada, yine onlardan beklediğim kadar berbat oynayıp, sahteliklerinin hakkını verdiler. Neyse, Fenerbahçe yazmayacağım sadece ufaktan değineyim dedim.


Gelelim günü güzel kapatmamı sağlayan Barcelona’ya. Diyorum ya, iyi ki futbol, Barça ve Messi var. İyi ki!

Lig de oldukça sevimsiz bulduğum Real Madrid liderlik koltuğundayken, benim Barça’m hemen ardından takibe geçmişti. Nou Camp’ta, ligin üçüncü sırasında bulunan Villareal ile oynanan maçta, yine sahnede Messi vardı. Sahaya değil ilk 11, hiç çıkmayan bir de Pique vardı.

Maça hızlı başlayan taraf Barcelona oldu. Alışılmış futbolunu yaşatıp, rakibe top geçirtmediler. İlk yarda orta sahanın rakip yarı alanına bakan bölümün ilk metrelerine anca saniyeyle belirlenecek sürelerde geçip top kaybeden Villareal, 22. Dakika da Barçalı Davil Villa’nın golüyle kendilere geldiler. Bu dakikadan sonra neredeyse eşitlenen maç, 26. Dakikada Nilmar’ın Villa’ya cevabı ile 1-1 oldu.

İkinci yarıda maç hâkimiyetini yine eline alan Barcelona’da, direksiyona geçen Messi oldu. Tek toplarına, çalımlarına ve sert şutlarına hayran olduğumuz “bit”, 58. Dakikada takımını 2-1 öne geçirdi. Öne geçen Barcelona’nın futbol taktiğini biliyoruz, uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum o yüzden. Derin, kısa ve isabetli paslarla rakibi boğan Barça, kalesine yaklaşan tehlikeleri uzaklaştırıp, 83. Dakikada yine Messi’den gelen golle maçı 3-1 tamamladı. Böylece puanı 28’e çıkan Barcelona, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu.

Her attığı gol olan Messi ve futbolun asıl ismi olan Barcelona, yer neresi ve rakip kim olursa olsun izlenmeye değer…

Ne diyordum? FC Barcelona: més que un club. “Bir Kulüpten Daha Fazlası”
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...