Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Dünya 'Maç Esnasında Sakatlananlar' Kupası


Haksız mıyım?

Bu futbol tutkusu, dünyanın en büyük zevki uğrunda kimleri kimleri kaybettik biz. Anlık sakatlanmalar, pozisyon sonucu oluşanlar, insanlık dışı - düşmanca darbeler yüzünden yaşananlar, kendi kendini sakatlayan çok heyecanlı 'ay ben şimdi napıcam'lar ve dahası, Dünya Kupasını, maç esnasında sıkça sakatlananlar kupasına dönüştürmeyi çok iyi başardılar, ne yazık ki...

Dünkü maçta Neymar'ı kaybettik, turnuvayı kapattı. Bugün de vuruş tekniğinin sıkıntısından, di Maria aramızdan ayrıldı. (Böyle yazınca da, adam ölmüş gibi gözüküyor ama aramız dediğim, turnuva yahu. Anlayın o kadarını da...) Oysaki daha sabah bari Arjantin maçından sakatlık olmasın demiş idim ama bizim şapşal di Maria bunun tersini yapıp beni üzdü... Ne de güzel oynuyordu üstelik! Geçen maç kızdığımın aksine harikaydı... 
Sanırım ben baya etkilenmişim bu sakatlıktan, bu denli uzun yazdığıma göre.

Neyse, ne diyordum?

Arjantin-Belçika maçı...

Garip Belçika futbolu. Erken gelen ve çok güzel bir vuruşla oluşan gol ve sonrasında defansını boşa çıkaran Belçika, hücuma giderken geriyi o kadar boş bıraktı ki, Arjantin ilk yarıda skoru daha da artırabilirdi. Yapamadı çünkü Messi'yi çılgıncasına yere yatırıp üstünden ve ayaklarından üç beş kişinin geçmesi, öncelikle skoru etkileyen en büyük şey oldu. (Düşündüm, şey yerine başka kelime bulamadım. Üzgünüm Messi!)

İkinci yarıya değinecek olursam, en başında ilk yarıdan daha kötüye dönüşen futbolu, ilk yarıdaki tek golün sahibi Higuain'in direğe takılan pozisyonu, maçın en heyecanlı anlarından biriydi hiç şüphesiz ki.

Oyun dışında söylemek istediğim şey şu, iyi ki Arjantin taraftarları var. Çünkü onlar Dünya Kupası turistik bir seyahat olmaktan çıkarıp, kıyasıya futbol mücadelesi tadında bizlere yaşatıyorlar. Tribünde yükselen sesleri, maça müdahale etmeleri ve dahasıyla, turnuvanın tribündeki en güçlü yanı olmayı başardılar.

Konudan çok bağımsız olsa da söylemeden edemeyeceğim, hakemlerin sıkmış oldukları spreyler bende olsa, saha ortasına neler yazardım kim bilir... 

Neticede, istemiş olduğum gibi yarı finale yükselen Arjantin oldu. Yalnız, farkında mısınız? Dünya Kupasındaki son maçların tamamı neredeyse aynı. Favoriler iyi oynayıp bir gol atıyor, rakip takım da son altı-yedi dakikada iyi oynayan birçok pozisyon kaçırıyor ve haydi hepimiz ona üzülüyoruz!

Ciddiyet önemli şey... 
Mesela, son dakikalarda forvette oynayan Van Buyten gibi.
Ve sahada neredeyse hiç gözükmeyen Messi ve son dakikada "Messi de insanmış" dedirtecek kadar imkansızı kaçırdığı pozisyon...

Söyleyeceklerim bu kadar arkadaşlar, dağılabiliriz!

26 Haziran 2014 Perşembe

Bir Garip Rusya, Dünya Kupası Yolunda



Yıl oldu 2014, atamayana hala atıyorlar arkadaşlar...

Bu deyimin bugünkü, yani bu maçtaki kurbanı da Rusya idi. Lakin burada, durum biraz farklıydı. Rusya attı, atamadı demek olmaz. Atmasına attı da, golden sonra öyle geniş açılarla yaslandı ki sahaya, ikinci golü bulma zahmetine bile girmediler. Ki, en kritik maçları idi Cezayir ile olan... Sonunda ne mi oldu?
Maçı rölantiye alacak ikinci gol Ruslardan gelmeyince, Cezayir misler gibi bir duran top organizasyonundan golü buldu...

Son birkaç gündür soluksuz bir takip yapamadım Dünya Kupasında. Bu akşamki maçı da izleme niyetim yoktu doğrusu. Gizli favori Belçika'nın, Kore'den maçı kolaylıkla alıp ikinci tura çıkacağına zaten emindim. Bu da gerçekleşti. Aynı saatlerde oynanacak olan Cezayir-Rusya maçını, en çok da Cüneyt Çakır faktörü sebebiyle merak ediyordum.

Kişisel koşturmama son verdiğimde, maçın ikinci yarısına denk gelebilmiştim anca... Rusya destekçisi babama kalırsa, bizim Cüneyt biraz 'insafsız' yönetiyormuş maçı. E haydi bakalım, oturup ben de izleyeyim dedim.

Kamera gösterdiği müddetçe, aslında sahadaki adamlardan çok, tribündeki yürekli izledim ben. Daha sıcak, daha içtendi hepsi. Cezayir beraberlik, diğer bir deyişle ikinci tura yükseliş golünü bulduktan sonra tribünde çığlık kıyamet sevinenler; Rusya'nın her atağından nefessizce dua ediyorlardı. Sanırım bunu görmek hoşuma gitti. Bir de maç sonunda elenen taraf Rusya olunca, tribünde içkisiyle baş başa kalan Rus abimizin içler acısı halini görmek de üzmedi değil doğrusu.

Cüneyt Çakır'a değinecek olursam, maçın tamamını izleyemediğim için kesin konuşmam yanlış olur. İkinci yarıyı kötü yönettiğini söylemem mümkün değil. Tek takıldığım kısım, bir taç atışını yerinden kullanılmadı diye defalarca tekrar ettirmesiydi. Yoksa bizim Cüneyt fazla mı takıntılı, ne dersiniz?

Yani kısacası, ölüm kalım maçından sağ çıkan Cezayir oldu beyler. 
Ruslara üzüldüğümü ne yazık ki söyleyemeyeceğim. Kendilerini bu kadar salıp bu denli az istekle oynamaları, bu sonucu hak ettiklerine işaret ediyor bana kalırsa.

Önümüzdeki maç, Cezayir-Almanya. Güzel olacağa benziyor ve de heyecanla bekliyoruz bakalım!

8 Haziran 2014 Pazar

Arada Kalmışlıkla 2014 Dünya Kupası




Uluslararası futbol mücadelelerinde Milli takımımız yer almıyor ise, tarafım ve rengim daima İspanya'dır. Şimdiye dek siz blog okuyucularım buna defalarca kez şahit oldunuz zaten. Ancak bu yıl oynanacak Dünya Kupası benim için büyük bir taraf karmaşası...

Evvela Maradona, hemen ardından Messi ile büyük bir sempati duyduğum Arjantin, İspanya ile eş değer olmasa da daima kupa favorilerimden olmuştur. Şimdi ise asıl karmaşayı, her birimizin gönlünde büyük yer eden ve kupaya ev sahipliği yapan Brezilya yaratıyor. O yüzden buraya rengimi değil, aklımdaki karmaşayı belli eden bir fotoğraf ekledim...

Normal şartlarda Dünya Kupası herkes için heyecan ve hevesle beklenen, muazzam bir ay yaşatacak bir organizasyondur. Ancak Brezilya'da yaşanan olaylardan sonra, sanırım maçları izlerken bir yanımız daima buruk kalacak...

Ve bir de bu tarz organizasyonların, özellikle de genç futbolcular açısından büyük bir önem taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Zira her takım, kupa performansına göre transfer alanını belirleyecektir. Yıldızı parlayanlar, bu kupayla milli takımdaki hayatına son verecek olan ve dahası...

Umuyorum ki güzel, seyir zevki doruklarda olan bir Dünya Kupası izleriz.
Ve de aklımı karıştıran üç takımdan biri, bu muazzam kupanın sahibi olur...

8 Eylül 2010 Çarşamba

Hiddink: Bizim Kadar Sevinemeyen Adam

2012 Avrupa Şampiyonası eleme maçlarında yazdığım yazıların başkarakteri Hiddink oldu. “Teknik adamlarla sorunu var!” dediğinizi duyar gibiyim… Aslına bakarsanız Türkiye-Belçika maçında millilerimizin attığı 3 golde bir yanım sevinçten kendini kaybederken, diğer yanım baş adamımızın eksikliğini hissetti.


Elbette “futbol” denilen oyun profesyonel, katılmayı hedeflediğimiz şampiyona da bunun en somut örneği. Ancak atılan gollerde içimin yanmasının asıl sebebi, maç boyunca gözlemlediğim teknik adamımızın gollere bizim kadar sevinemeyişiydi. Tabii bu yanlış bir gözlem de olabilir. Bu adam ki, önceden de bahsettiğim gibi futbol hayatını başarılarla doldurmuş biri… Maç içerisinde yaptığı hamleler oldukça yerinde, hatta hayat kurtarıcı deyim yerindeyse. Bizi aldığı yerden daha yükseğe çıkarıp çıkaramayacağını zaman gösterecek elbet. Belçika maçıyla beraber üst üste oynanan 2 maçtan tam galibiyet alamama durumunu da aşmış olduk. Bu bir sevinç, bu bayram öncesi bir hediye bize... Dipnot olarak yazı içerisine ekliyorum; milli basketçilerimizin de bayramdan bir gün önce oynayacakları çeyrek final maçından galibiyetle dönerek bizlere en büyük bayramı yaşatmalarını diliyor ve yazıma kaldığım yerden devam ediyorum…

Maça dönecek olursam, 90 dakika boyunca tabiri caiz ise soğuk ter döktük. Maçtaki %60’ı seyirciden kaynaklanan o büyüleyici atmosferin futbolcuları ne kadar çok etkilediğini de bir kez daha görmüş oldum. Millilerimizin attığı beraberlik golünden sonra, Şükrü Saraçoğlu Stadı adeta ayağa kalktı. O dakikadan maç bitimine dek tezahüratların artarak sürmesi hepimizin keyfini yerine getirdi. Başta Hiddink olmak üzere, Türkiye’de ilk kez maça çıkan ya da ilk maç izleyen herkesin, Türk taraftarına hayran olduğunu söyleyebiliriz.

Ani gelişen atakların ardından gelen golleri bir kenara ayırırsam, futbolun geneline yaydığım gol yeme durumunu defansa bağlı tutarım genelde. Eğer karşı takım “senin” orta sahanda dilediği gibi pas yapıp organize ataklarla kalene golü gönderiyorsa, sorun kalecinde değil, defansındadır. Akşamki maçta da durum aynen buydu. 64. Dakikada 2. Sarı karttan sonra 10 kişi kalan Belçika milli takımı, orta saha hâkimiyetini tamamen kaybetti. Ancak millilerimiz bu fırsatı çok da iyi değerlendiremedi.

İkinci yarıyla birlikte kendine gelen oyunca, Hiddink’in golü çağırıp, gole yönelik değişiklikler yapması, benden artı puanı kapmasını sağladı. Gayet hareketli ve seyir zevkinin yüksek olduğu bir maçtı. Hop oturup, hop kalktık deyim yerindeyse. Hamit, Semih ve Arda’nın golleriyle Belçika’yı kendi yuvamızda 3-2 mağlup ederek 6 puana ulaştık. Puan tablosundan Almanya’dan sonra, 6 puanla ikinci sırada yer alıyoruz. Dip not olarak ekliyorum, Almanya’nın atamadığı golleri biz Belçika’ya attık, iyi mi? Bence gayet iyi!

Milli heyecanlar devam ederken, birlik olmanın mutluluğunu yaşıyoruz işte… Sporu sevmemizin asıl sebebi bu. Öyle değil mi?

Son olarak, 8 Ekim’de Berlin’de Almanya ile vereceğimiz zirve mücadelesinde millilerimize şimdiden güvenimiz tam!




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...