Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bir Solukta Brezilya



Sizce de öyle geçmedi mi?

Daha turnuvanın yeni yeni tadına vardığım sıralarda, bir baktım ki beklediğimden bir saat evvelinden final maçı başlamış bile.
Bakmayın öyle, hakikatten final maçının saatini unutmuştum. Turnuvayla çok ilgiliyim canım, saatin bununla hiç ilgisi yok! (Yazar burada, durumu toparlamaya çalışıyor.)

Bana daima, izlediğim tüm maçlarda şans getiren arkadaşımla, sakin ve Almanya tarafı ağırlıklı bir kafenin bahçe bölümünde, yaklaşık 13. dakikasında yetiştim ve maçı izlemeye koyuldum. (Arkadaş bu kez şans getiremedi, zira ikinci uzatma dakikasında birbirimizden ayrılmıştık ne yazık ki.) Birkaç masa yanımda, maç aralarında çalan her şarkıda oturduğu yerde çılgıncasına dans eden Barcelona formalı bir adam ve daha gerilerden (kaçan gollere olan tepkilerinden anladığım kadarıyla) birkaç kişi ve benim zorumla "lacivertli olanları" destekleyen dışında, neredeyse herkes Almanyalı idi. "Yahu siz ne kadar Almansınız!" bile dedirtti bana. Doğrusu çok bozulmuştum bu işe. Meğer asıl bozulmam gereken, Higuain'in hunharca harcadığı pozisyonlar olacakmış. Bense henüz bundan habersiz, limonlu sodamı yudumluyordum.

Anlayacağınız, tahminlerim tutmadı ve yıllar yıllar sonra kupayı kaldıran Almanya oldu. Bir ara, Löw ve Mesut için sevinir gibi oldum ama Messi'nin evine adımını atar atmaz höykürerek ağlayacağını belli eden yüzünü görünce, derhal vazgeçtim bu histen. Neyse ki 2018 Dünya Kupası var ve %90 orada da forma giyebilecek Messi. Ve belki de, son şansı ya da sondan bir önceki olarak...

İyisi mi final konuşmasını daha da derinleştirmeden, kısa kısa aldığım notlarla, bir solukta geçen 2014 Fifa Dünya Kupasına ve Brezilya semalarına geçiş yapalım, ne dersiniz?



- Bizim için "hoş" olan tek şey, Doğan Babacan'tan tam 44 yıl sonra Dünya Kupasında maç yöneten Cüneyt Çakır ve onun berabere sonuçlanarak biten maçlarıyla, yüzümüzü gülümsetmiş ve bizleri gururlandırmış olmasıydı.

- Yılların şampiyonu İspanya için turnuva neredeyse başlamadan bitti. Ardından üç büyüklerden İngiltere, İtalya ve Fransa da, başlarını öne eğen takımlar arasında yerlerini almayı başardılar.

- Upuzun bir seyahat yolunda hızlıca gitmesi gereken bir aracın patlayan lastiğini onarıp, Brezilya'yı turnuvada "iyi yerlere" taşıyan Neymar, lastikle birlikte patlak verince, seyahat Brezilya için hayal kırıklığından öteye geçemedi.

- "Bir ısırık da ben alabilir miyim"ci Luiz Suarez için bu Dünya Kupası, yüklü bir ceza almasına ve stat kenarından bile geçemeyecek hale gelmesine neden oldu. Uslanmaz çocuk!

- Bizlere, "kötü kaleci yoktur çok iyi şut vardır" dedirten, en kaleci turnuva oldu bu hiç şüphesiz ki. Bu Dünya Kupasında bir köşede iyi kaleciler, öteki köşede ise tek başına dev olan Neuer vardı. Onun dışında Ochao, M'Bolhi, Benaglio, Navas, Bravo, Ospina ve Belçika maçında 19 pozisyonu kurtaran ABD'li Howard, ayakta alkışlandı.

- Elenince gözyaşlarına boğulan, hakkıyla 10 numara kavramını yeniden hayatımıza katan Rodriguez, bu turnuvanın bize kattığı en güzel şey oldu. Ayrıca kullanın sprey tekniği de tarafımızdan oldukça sevildi.


Tüm bu maddeler ışığında, kısaca toparlayacak olursam özellikle de atılan gol sayısı bakımından oldukça doyurucu bir turnuva oldu. Kendi adıma daha şimdiden önce Avrupa Şampiyonasını, ardından da 2018'i iple çektiğimi söyleyebilirim.

Tribün açısından çok canlı olmasa da, eğlenmeye gelen insanları hakikatten eğlendirdiğini gördük. Ömer Üründül yine her zamanki yerindeydi. Ona zaman zaman Ceyhun Eriş, zaman zaman da Fatih Terim yorumlarıyla eşlik ettiler.

Ve böylece bizler de, televizyon karşısında izleyip sempati duyduğumuz takımları desteklemekten bir yanımız buruk olarak bir turnuvayı daha sonlandırdık. Dilerim bir daha ki turnuvada, kaybeden X takıma değil de, kazanan Milli takımımıza seviniriz.

Dipnot: Henüz Dünya Kupası yorumlarımın bitmediğinin, burada sadece kısaca ele aldığımın farkındasınız değil mi? Yani üzgünüm ama sizin için tehlike henüz geçmiş sayılmaz. 



11 Temmuz 2014 Cuma

Biz 'Fahri' Arjantinliler



Ah benim güzel aklım; şu haftalardır ilk kez serin(!) geçen yaz akşamında, balkona oturup dizüstü bilgisayarımı açmış ve sineklerle delicesine mücadele ederken, futbol yazmak dışında başka bir şey yaptırmaz mısın sen bana?

Dünya Kupası aklımı başımdan aldı benim! Sanırım hayatım boyunca bir başka şeye bu denli heyecan duyamayacağım. Tanıyanlar bilir, bizim lig henüz Nisan'da ipleri çekip Fenerbahçe'nin şampiyonluğuyla sona erince, Haziran'da başlayacak 2014 Dünya Kupasına gün saymaya başladım ben.
Sonra turnuva başladı, ilk bir iki maç harika... Lakin sonra ne olduysa, bir kopukluk yaşadım. Maçlar tat vermiyor, sürpriz takımlar heyecanlandırmıyor, yahu zaten İspanya elenmiş daha ikinci maçtan, e Brezilya desen turnuva açılışını kendi kalesine gol atarak yapmış, Ömer Üründül gitmiş beterin beteri var Ceyhun Eriş gelmiş, daha ne olsun...
Neyse çok bir şey kaybetmeden toparladım yine ben kendimi. Bu kez bir bıkkınlık, bir bıkkınlık ki bende sormayın gitsin! Meğer ne denli sıkılmışım birlik içindeki Avrupa futbolunun pas trafiğinden. Eh doğru doğruya, İstanbul ile yarışır hale geldiler neredeyse...
Oysa zalım futbol çocukları, Avrupa'nın aksine bireyselliğin desteklediği beraberlikle nasıl da götürüyorlardı işi...
Sonuçta olan oldu, yılların intikamı sahada boy gösterecek bir final adı kondu: Arjantin-Almanya! Sevdim ben kendilerini, es geçmeyeyim bu kısmı. Turnuva içinde yer yer Almanya'yı desteklediğim de oldu tabii ama bundaki Mesut etkisi aya uçmaktaydı neredeyse. (Ay'a nasıl uçulur?) Ama zamanın ötesinden beri içimde kalan "abi şu Messi de bi DK görse, ne olurdu!" cümlesiyle 2014 Dünya Kupasına savaş açmış ve Arjantin'in kupayı alacağına inanmıştım.

Sanırım futbolla ilgili şükrettiğim nadir şeylerden biri de, kısa futbolcu şortları zamanında henüz varlık halinde olmamam. Kendimi biliyorum, çok takılırdım ben bu konuya. Zaten şimdi bile durup durup takım formalarını kendine dert edinen biriyim, o dönemde olsa, sevdiğim futbolcuyu sahada 'don' ile görüp kıskançlıktan ölürdüm herhalde.
(E ne yapalım beyler, kadınlar futbol sevince böyle oluyor.)

Yahu ben bu konuya nereden geldim yine...

Oradan oraya koştur koştur gidiyorum ama söyleyecek çok şeyim var. Birçoğunu final sonrasına saklıyorum, neticede ben ne kadar inansam da, temkinli olmakta fayda var. Sonra üstüme yürüyüp dalgalar geçmenizi kabullenemem. Hassasım ben.

Şurada kalmış finale bir gün kadar bir şey... 

Maradona futbolun Tanrısı iken onu izleme fırsatı bulamadım ben, çünkü henüz doğmamıştım. Ama Messi'yi izledim. Ve Messi'ye, futboluna, hayatına, mücadelesine hayran kaldım. Öylesine çok seviyorum ki futbolu, yaşıtlarım ya da hemcinslerim oturup 'pembe dizi' ya da makyaj videosu izlerken, ben Maradona'nın maçlarını izlemeyi seçtim. Pele'ye bir adım uzak duruşum ondan belki de. Kötü bir hayatı vardı  Maradona'nın, ona karşılık harika bir futbolu. Messi tüm bu özellikleriyle, ondan bir iki tişört üstün. (Bu sıcakta gömlek diyeceğimi düşünmediniz herhalde?) Ama yine de, genç yaşında almış olduğu her sembolik ödüle rağmen bu kupayı alamadığı sürece, bir Maradona olamayacak...

Final öncesi, biz fahri Arjantinliler adına geçmişe son bir cümleyle değiniyor ve yarından da aynısını umarak bu içeriği net olmayan yazımı sonlandırıyorum.

"Yıl 1986,  gün 29 Haziran... Almanya-Arjantin maçı, skor bilmem kaç; dakika ise sonlara adım atmış. Alman spiker avaz avaz bağırıyor: "Toni, halt den Ball!" (Toni, tut o topu). Lakin nafile. Arjantin, anasının ak sütü gibi helal bir Dünya Kupasına kavuşuyor."

Dipnot: Beyler müjde! Final maçında Ömer Üründül olmayacakmış. Hadi yine iyiyiz! 

10 Temmuz 2014 Perşembe

Geçen Yine Çok İnanmışım...


Bir inanıyorum, bir inanıyorum, öyle bir inanıyorum ki, söz konusu futbol ve desteklediğim takım değil de başka bir şey olsa bu denli inanamazdım herhalde. Zaten daima da bu sebeple üzülüyorum. 

Her ne kadar üst fotoğraftaki amcayı kupacı Sadri'ye benzetenler olmuş olsa da, açıkçası maç akşamı ben de aynen bu amca gibiydim. Maçın hakkında bir şey söylemeden evvel, bizimkilere değinmek istiyorum.
Yahu nasıl oldu da bir anda hepiniz Brezilya düşmanı oldunuz ve dalgalar geçmeye başladınız? Aradaki boşluğu kaçırdım ben epey bi...
Hiç kimse olmasa Zico, Alex, Deivid hatırına inadına Brezilya dedim. Ben dedim de, onlar benim kadar inatçı değillerdi ne yazık ki.

Neymar'ın sakatlığı bu maçın skorunu derinden etkilemedi bence. Milli marşlar okunurken David Luiz'in elindeki Neymar forması, bana ne kadar hırslı olacaklarının kanıtıymış gibi gelmişti. Lakin değilmiş. 

Neden oldu, nasıl oldu bu skor...

Bilemiyorum. Evet, yanlış okumadınız. Hakikatten bilemiyorum. Aklıma gelen tek şey futbol şansı. Evet, Löw'ün Almanya'sı kilit kırıyor, evet iyi oynuyor, evet ayağa sık paslar yapıyor, evet defansı çok güçlü, evet, evet, evet... Ama bu başka bir şeydi! 
Birkaç metre ötende topla buluşan adamı durduramıyorsan, ona engel olamıyorsan zaten sahaya kaybetmek için çıkmışsın demektir sevgili Brezilya defans hattı.

Neyse, uzun lafın kısası, acayip üzüldüm. Hiç de zevkli değildi bana kalırsa maç. Bunu üzgünlüğümden söylemiyorum, futbol seven her adam benim gibi düşünür. 


Ama zevkin kralı, Hollanda-Arjantin maçıydı!
Konuştuğum çoğu kişi bıkkınlıkla izlediğini söyledi bu mücadeleyi. Bana kalırsa tam tersi, penaltılara gidene dek heyecanını koruyan, kontrollü ama bir o kadar da saldırgan bir maçtı.

Turnuvanın başından beri bin bir umut ve hevesle desteklediğim Arjantin, yüzümü kara çıkartmadı, beni utandırmadı. Belki di Maria olsaydı, skor daha hızlı lehimize dönerdi ama önemi yok, penaltı heyecanı da bambaşkaydı.

Ben sıkıldım arkadaşlar Avrupa futbolundan. Messi'nin elinde yükselsin artık o kupa istiyorum!



Herkesin tek söylediği, yıllar yılı kupaya hasret kalan Almanya'nın 2014 Dünya Kupasını alacağı...
Lakin yine o aynı "herkes" Hollanda-Almanya finali olacak diyordu. Fark ettim, mesajı aldınız.

Ben 13 Temmuzu delicesine bi heyecanla bekleyenlerdenim. 
Hatta diyorum ki, var mısınız iddiasına? :)

Dipnot: Cüneyt Çakır DK boyunca çok güzel maç yönetti, kendisini ve ekibini tebrik ederim; gurur duydum. Fakat keşke bizim ligdeki maçları da bu kalitede yönetebilse...


5 Temmuz 2014 Cumartesi

Bir Yanım Rodriguez, Diğer Yanım Neymar


Tabii Mesut'u da unutmamak lazım. Bu adamı seviyorum gerçekten. Futbolunu, zekasını, başarısı ve giydiği her formada "olmazsa olmaz" sıfatını kazanabilmesini seviyorum. Geçenlerde Twitter'da Mesut hakkında yazılanlara bakarken, bir yorum gördüm. Yanlış hatırlamıyorsam şöyle idi: "Türk olduğu halde Alman milli takımını seçen bir adam gol attı diye neden seviniyorsunuz?"
Bu düşünce bana ters. Şartların gerektirdiği ölçüde yaşıyor Mesut, kendisine ve futboluna en uygun hayatı ve yeri seçerek doğruyu yapanlar arasında bence. Hiç tanımadığımız futbolculara sempati duyup destekleyebiliyoruz da, kendi evladımız Mesut'u mu desteklemeyeceğiz?

Almanya-Fransa maçı içi söyleyebileceğim tek şey, Löw'ün klasik taktiğine dönme işini geçe bıraktığı, ama neyse ki geç kalmadığı... Ben de birçoğunuz gibi, iyi oynayan Fransa'nın, dağınık oynayan Almanya'yı eleyip yarı finale yükseleceğini düşünüyordum lakin, Löw soldan vurmayı başardı bu kez.


Çılgınlar gibi Brezilya'nın kazanmasını istiyor, ancak Kolombiya'nın alacağını düşünüyordum. Yedinci dakikada gelen erken gol ve ikinci yarıda serbest vuruştan harikalar yaratan David Luiz golünden sonra, yarı finale yüklesen benimkiler oldu. Ama sevinemedim. Yine sevinemedim!

Önce Neymar'ın iç kanatan o kıvranmaları, ardından maç bitimiyle çocuk gibi ağlayan Rodriguez beni bitirdi...
İyi oynayan Brezilya karşısında direnememiş olabilir Kolombiya ama turnuvanın en güzel takımlarından biri oldu, bunu göz ardı etmemiz imkansız. 
Neymar için çok üzgünüm. Bu sabah, omur iliğinde kırık olduğunu öğrendiğimizde resmen içim parçalandı. Daha gencecik, futbolun harikası olma yolunda bir futbolcuydu zira. Tez zamanda iyileşmesini diliyorum...



Her futbolcu sakatlandığında üzülüyorum elbette ama bu futbolunu izlemeye bayıldığımız adamlara en ufacık bir şey olduğunda nasıl korkuyorum anlatamam! 

Yani kısacası, ne maçtan bir şey anlayabildim ne de istediğim takımların yarı finale çıkmalarından. Dilerim bu akşam da Arjantin ve Kosta Rika yarı finale, sakatlıksız kartsız çıkarlar da, sevinebilirim!





30 Haziran 2014 Pazartesi

Nereden Öğrendi?

Maç içindeki yer yer bölge değiştiren temposuyla, yeterince uzun bir maç olduğundan buraya da upuzun bir yazı yazıp sizleri sıkmak istemiyorum. (Teşekkürleri yazı bitiminde alırım.)
O yüzden dedim ki, ben yine madde madde maç içindeki gereksiz ayrıntıları ve gözüme takılanları yazayım. Sonra bana katılıp katılmadığınızı paylaşabilirsiniz pek tabii.



E bakalım, Almanya-Cezayir maçında neler olmuş? Ya da daha doğrusu, Arzu maç içinde yine nelere takılmış?

- Mesut böyle şut atmayı,
- Hakem parmaklarının ucuyla sarı kartı narin narin çıkarmayı,
- Cezayir kalecisi yemediği golden sonra şaşırarak takım arkadaşlarına bakmayı,
- Mustafi bütün pasları Cezayirli futbolculara göndermeyi,
- Hakem Cezayirli futbolcuların pozisyon gereği olmadan Alman futbolcular biçercesine ezmelerine sessiz kalmayı,
- Ceyhun maçın ilk on dakikasında Cezayir'in savunma dizilişinden bahsetmeyi,
- Mesut köşe gönderinin hemen önünde, zerre faul yapmadan ve üç Cezayirli tarafından çevrilmiş halde olmasına rağmen sorunsuz çıkmayı,
- Almanlar ceza sahasına her girdiğinde korner kazanmayı,
- Neuer orta sahaya kadar top karşılamaya çıkmayı,
- Löw bu yaşta, bu kadar genç durmayı,
- 80lerdeki o pozisyonda, Müller topu imkansızı başarırcasına dışarı atmayı,
- Ve yine Müller serbest vuruş öncesi düşme taktiğini uygulamayı


Ve beyler Cezayir böyle direnmeyi, Almanya bu oyunla çeyrek finale kalmayı ve benim kuponum tek maçtan yatmayı NEREDEN ÖĞRENDİ?



26 Haziran 2014 Perşembe

Bir Garip Rusya, Dünya Kupası Yolunda



Yıl oldu 2014, atamayana hala atıyorlar arkadaşlar...

Bu deyimin bugünkü, yani bu maçtaki kurbanı da Rusya idi. Lakin burada, durum biraz farklıydı. Rusya attı, atamadı demek olmaz. Atmasına attı da, golden sonra öyle geniş açılarla yaslandı ki sahaya, ikinci golü bulma zahmetine bile girmediler. Ki, en kritik maçları idi Cezayir ile olan... Sonunda ne mi oldu?
Maçı rölantiye alacak ikinci gol Ruslardan gelmeyince, Cezayir misler gibi bir duran top organizasyonundan golü buldu...

Son birkaç gündür soluksuz bir takip yapamadım Dünya Kupasında. Bu akşamki maçı da izleme niyetim yoktu doğrusu. Gizli favori Belçika'nın, Kore'den maçı kolaylıkla alıp ikinci tura çıkacağına zaten emindim. Bu da gerçekleşti. Aynı saatlerde oynanacak olan Cezayir-Rusya maçını, en çok da Cüneyt Çakır faktörü sebebiyle merak ediyordum.

Kişisel koşturmama son verdiğimde, maçın ikinci yarısına denk gelebilmiştim anca... Rusya destekçisi babama kalırsa, bizim Cüneyt biraz 'insafsız' yönetiyormuş maçı. E haydi bakalım, oturup ben de izleyeyim dedim.

Kamera gösterdiği müddetçe, aslında sahadaki adamlardan çok, tribündeki yürekli izledim ben. Daha sıcak, daha içtendi hepsi. Cezayir beraberlik, diğer bir deyişle ikinci tura yükseliş golünü bulduktan sonra tribünde çığlık kıyamet sevinenler; Rusya'nın her atağından nefessizce dua ediyorlardı. Sanırım bunu görmek hoşuma gitti. Bir de maç sonunda elenen taraf Rusya olunca, tribünde içkisiyle baş başa kalan Rus abimizin içler acısı halini görmek de üzmedi değil doğrusu.

Cüneyt Çakır'a değinecek olursam, maçın tamamını izleyemediğim için kesin konuşmam yanlış olur. İkinci yarıyı kötü yönettiğini söylemem mümkün değil. Tek takıldığım kısım, bir taç atışını yerinden kullanılmadı diye defalarca tekrar ettirmesiydi. Yoksa bizim Cüneyt fazla mı takıntılı, ne dersiniz?

Yani kısacası, ölüm kalım maçından sağ çıkan Cezayir oldu beyler. 
Ruslara üzüldüğümü ne yazık ki söyleyemeyeceğim. Kendilerini bu kadar salıp bu denli az istekle oynamaları, bu sonucu hak ettiklerine işaret ediyor bana kalırsa.

Önümüzdeki maç, Cezayir-Almanya. Güzel olacağa benziyor ve de heyecanla bekliyoruz bakalım!

16 Haziran 2014 Pazartesi

"Futbol 90 Dakika Süren ve Sonunda..."



Tamam tamam, endişelenmeyin. O iç gıcıklayıcı lafı yazmayacağım buraya. Zira klişe kullanmaya bayılanlarımız benden saat farkıyla bunu çoktan yazmışlardır.

Baştan belirteyim, tamamen tarafsızdım bu maçı izlerken. Ronaldo nefretimi, yani daha doğrusu ona duyduğum antipatiyi okurlarım ve beni tanıyanlar bilir. Lakin ona rağmen, kalbimin bir kısmı Portekiz'den yana idi. Durun bir dakika, sebeplerim var!

Her birimizin çocukluğundan gelen bir Alman ekolüne sempatisi vardır muhakkak. Ya da tam tersi... Bende bu durum biraz ortalama doğrusu. Ne seviyorum ne de sevmiyorum. Çünkü Almanya, başlığıma da isim olduğu gibi futbolun daima ama daima kazanan takımıdır. Sanırım ben bundan hoşlanmıyorum. Zaman zaman yenilgilerle beslenmeyi de seviyorum. Bu yıla kadar Portekiz'e olan uzak duruşumun sebebi de hiç şüphesiz ki Ronaldo. 

Ancak bu kez durum bir tık farklıydı. (Zaten farklı olmasa belki de Portekiz kazanırdı.) Spor Toto Süper Lig başladığından itibaren bu yıl, saçımın önünden bir tutamı bana beyaza boyatma isteği uyandıran Alves vardı sahada. Başımıza gelen en güzel şey! Ardından, bin bela, Ankaralı Meireles. (Yok artık, Raul'un Ankaralı olduğunu bilmiyor muydunuz?!)

Benim gönlüm de, yarım yamalak heves ve isteğim de Portekiz'i kurtarmaya yetmedi arkadaşlar. Bana bu Dünya Kupasını sevdiren maçlardan biri oldu gelen üst üste gollerden sonra. Her zamanki Almanya gibi, dakikayı geçtim. son saniyeye kadar mücadele etmeleri de, forma savaşçılarına duyduğum saygıyı yenilememe sebep oldu.

Yalnız demedi demeyin, Dünya Kupasının en çok konuşulanı penaltılar olacak. Bir vuvuzela olmasa da kendileri, her maçta yer bulmayı başarıyorlar bir şekilde. Ek olarak, birkaç maçta olduğu gibi tek bir adamın sahada devleşip üst üste goller atmış olması da konuşulacaklar listemde kendine yer buldu şimdiden.

Ve bir de, Meireles, Meireles işte yahu! Alman futbolcunun ayağına basıp şortundan çekmeler falan... Biz alışalı çok oldu onun bu hallerine. Portekiz milli takımı ise yeni yeni tanıyor bizim Ankaralı Raul'u...

Son olarak şunu demeden geçmeyeyim: Kırmızı kartına ve daha ilk yarıda çılgıncasına saldırıya karşı, istatistiki açıdan Portekiz, Almanya'nın bir adam önündeydi bu maçta.

 Lakin istatistik mini etek... Yok yok, bunu da söylemeyeceğim!


8 Haziran 2014 Pazar

2014 Dünya Kupası - Gruplar

Bakmayı unutanlar için de, son bir Dünya Kupası gruplar hatırlatması aşağıdadır efendim:

A Grubu
Ülke
OM
G
B
M
AG
YG
GF
PUA
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
B Grubu
Ülke
OM
G
B
M
AG
YG
GF
PUA
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
C Grubu
Ülke
OM
G
B
M
AG
YG
GF
PUA
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
D Grubu
Ülke
OM
G
B
M
AG
YG
GF
PUA
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
E Grubu
Ülke
OM
G
B
M
AG
YG
GF
PUA
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
F Grubu
Ülke
OM
G
B
M
AG
YG
GF
PUA
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
G Grubu
Ülke
OM
G
B
M
AG
YG
GF
PUA
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
H Grubu
Ülke
OM
G
B
M
AG
YG
GF
PUA
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...