Bıyıksızlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bıyıksızlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mart 2012 Pazar
Bıyıksızlar Posta Gazetesinde!
9 Mart 2012 Cuma
Bıyıksızlar
Bıyıksızlar olarak Kadınlar Günüyle ilgili Karşıyaka Life Dergisi'ne konuştuk.
Derginin mart sayısında yer alan röportajımız bayilerdeki yerini aldı.
İzmirli ve özellikle Karşıyakalı dostlarımızın alıp okuması bizleri ayrıca mutlu eder! :)
27 Şubat 2012 Pazartesi
Yeni Haberler
Sizlerin yüzünü yepyeni haberlerle, gülümsetmeye geldim!
Geçtiğimiz Perşembe günü bizim Bıyıksızlar kalkıp, TV8'e gittiler. Gittik daha doğrusu.
Canlı yayın programına konuk olup, Bıyıksızlar'dan söz ettik.
Sonra mı?
Sonrası güzel. Yarın ise, sunuculuğunu Ayça Tekindor'un yaptığı "Futbol Eğlence" programına yarın Bıyıksızlar ile konuk olacağız. Program saat 22.30'da, TRTSpor'da.
İzleyip yorumlayın, keyfimize keyif katalım! :)
Geçtiğimiz Perşembe günü bizim Bıyıksızlar kalkıp, TV8'e gittiler. Gittik daha doğrusu.
Canlı yayın programına konuk olup, Bıyıksızlar'dan söz ettik.
Sonra mı?
Sonrası güzel. Yarın ise, sunuculuğunu Ayça Tekindor'un yaptığı "Futbol Eğlence" programına yarın Bıyıksızlar ile konuk olacağız. Program saat 22.30'da, TRTSpor'da.
İzleyip yorumlayın, keyfimize keyif katalım! :)
7 Şubat 2012 Salı
Kadınlar futbolu daha iyi yorumlar
Bıyıksızlar.com 11 kadın yazarın futbol yorumu yaptığı bir site. Futbolun bir sanat olduğunu düşünen bu kadınlardan Tuba Kiraz bu ilişkiyi şöyle anlatıyor: “Sahayla bütünleşiyorsunuz, bu seyirciyi de içine alıyor. Saha içindekiler, tribün, atılan sloganlar, söylenen marşlar birbirinden ayrılamaz. Hepsi beraber bir performansı oluşturuyor”
Futbol sanattır görüşünü savunan, yaşları 16-27 arası değişen futbol tutkunu bir grup hanımefendi bıyıksızlar.com adresinde futbol yazıları yazıyor. Hem günlük hem de hayata dair planlarını maç günlerine, saatlerine göre ayarlayacak kadar düşkünler bu spora. Kendi takımlarının maçı olan hafta sonları için başka plan yapmıyorlar. Düşünün ki 23 yaşında güzeller güzeli bir kız, beğendiği bir delikanlının buluşma teklifine o gün maç varsa hayır diyor. Üstelik o delikanlı futbol meraklısı olsa bile, onunla maça gidip orada romans yaşamak gibi bir derdi de yok. Naciye Türkmenli (21) stattayken yanında kimin olup olmadığını görmediğini söylüyor. Yüzde yüz konsantrasyondan bahsediyoruz burada.
Neden bilmem ama belki de çok tutkulu gördüğüm için Ayşegül Acar’a (22) soruyorum, “Diyelim ki dokuz aylık hamilesin. Doğurdun doğuracaksın ve 10 gün sonra hayalini kurduğun maç var, ne yaparsın? Sezaryenle maç öncesi doğurup, kendini toparlayıp maça gitmeyi düşünür müsün?” Hiç tereddüt etmiyor. “Olabiliyorsa” diyor, “Elbette.” Tuba Kiraz (27) araya giriyor ve maçlara kucağında bebeğiyle çok kadın geldiğini söylüyor. Naciye Türkmenli ekliyor: “Benim hayalim tamamıyla Fenerbahçeli bir çocuk yetiştirmek.” Bu konuda hepsi hemfikir. Kesinlikle futbolsever çocuklar yetiştirecekler. Bunun için de futbolsever beyefendilerle tanışmaları gerekiyor tabii. Zira Ayşegül’ün de söylediği gibi futbola ilgi duymayan bir adamın onların ilgisini çekme ihtimali yok.
O şiirsellik hissediliyor
Peki onları erkek futbolseverlerden ayıran ne? Elif Parlak (23) açıklık getiriyor: “Kadınlar kendilerini daha iyi ifade edebildikleri için daha iyi yorumda bulunuyor. Analizleri daha iyi.” Bir de belki de, duygularını saklamadan yaşamaları bu ayrımlardan biridir. Hepsi de maçlarda, bazı pozisyonlarda, bazı mağubiyetlerde ya da galibiyetlerde ağladıklarını söylüyor. Arzu Bıçakçı (18) zaman zaman ağlamaktan helak olanlardan. Fenerbahçe - Shaktar Donetsk maçı öncesinde ağlamaya başladığını ve ilk yarı bitene kadar da devam ettiğini anlatıyor: “Çünkü tam şike olayları ortaya çıkmıştı ve bu ondan sonraki ilk maçtı. Uzun zamandır takımımla kucaklaşamamıştım ve üstümüze bir leke atıldıktan sonra onları böyle dipdiri görmek beni çok duygulandırdı. Ben zaten o haldeyken taraftar ‘Guiza buraya’ diye bağırdı. Böyle durumlarda futbolcu genelde gelir, taraftara el sallar, ama Guiza bununla yetinmedi, tribüne atladı ve seyirciyle kucaklaştı. İşte ben orada darmadağın oldum.”
Futboldan anlamayan biri olduğum halde o anın şiirselliğini hissedebiliyorum. Heyecan, sevinç, tedirginlik gibi duyguların bir araya gelerek bütünlüğü oluşturması söz konusu olmalı. Zaten Tuba Kiraz da futbol-sanat ilişkisini o bütünsellik içinde kurduklarını anlatıyor. “Sahayla bütünleşiyorsunuz, bu seyirciyi de içine alan bir performans haline geliyor” diyor: “Saha içindekiler, tribün, atılan sloganlar, söylenen marşlar birbirinden ayrılamaz. Hepsi beraber bir performansı oluşturuyor. O yüzden de maçı saha içinden seyretmek bambaşka bir duygu. Asla televizyonda seyretmekle aynı şey değil.” Elif Parlak da “Ben tiyatroya gitmeyi de çok severim,
o nasıl sanatsa futbol da insanlar tarafından yine insanlar için yapılmış bir sanattır” diyor. Onlarca, hatta yüzlerce taraftarın ortaya koyduğu, en yüksek katılımlı bir çağdaş sanat performansı adeta.
(Röportajın tamamını Milliyet Sanat’ın şubat sayısında okuyabilirsiniz)
O şiirsellik hissediliyor
Peki onları erkek futbolseverlerden ayıran ne? Elif Parlak (23) açıklık getiriyor: “Kadınlar kendilerini daha iyi ifade edebildikleri için daha iyi yorumda bulunuyor. Analizleri daha iyi.” Bir de belki de, duygularını saklamadan yaşamaları bu ayrımlardan biridir. Hepsi de maçlarda, bazı pozisyonlarda, bazı mağubiyetlerde ya da galibiyetlerde ağladıklarını söylüyor. Arzu Bıçakçı (18) zaman zaman ağlamaktan helak olanlardan. Fenerbahçe - Shaktar Donetsk maçı öncesinde ağlamaya başladığını ve ilk yarı bitene kadar da devam ettiğini anlatıyor: “Çünkü tam şike olayları ortaya çıkmıştı ve bu ondan sonraki ilk maçtı. Uzun zamandır takımımla kucaklaşamamıştım ve üstümüze bir leke atıldıktan sonra onları böyle dipdiri görmek beni çok duygulandırdı. Ben zaten o haldeyken taraftar ‘Guiza buraya’ diye bağırdı. Böyle durumlarda futbolcu genelde gelir, taraftara el sallar, ama Guiza bununla yetinmedi, tribüne atladı ve seyirciyle kucaklaştı. İşte ben orada darmadağın oldum.”
Futboldan anlamayan biri olduğum halde o anın şiirselliğini hissedebiliyorum. Heyecan, sevinç, tedirginlik gibi duyguların bir araya gelerek bütünlüğü oluşturması söz konusu olmalı. Zaten Tuba Kiraz da futbol-sanat ilişkisini o bütünsellik içinde kurduklarını anlatıyor. “Sahayla bütünleşiyorsunuz, bu seyirciyi de içine alan bir performans haline geliyor” diyor: “Saha içindekiler, tribün, atılan sloganlar, söylenen marşlar birbirinden ayrılamaz. Hepsi beraber bir performansı oluşturuyor. O yüzden de maçı saha içinden seyretmek bambaşka bir duygu. Asla televizyonda seyretmekle aynı şey değil.” Elif Parlak da “Ben tiyatroya gitmeyi de çok severim,
o nasıl sanatsa futbol da insanlar tarafından yine insanlar için yapılmış bir sanattır” diyor. Onlarca, hatta yüzlerce taraftarın ortaya koyduğu, en yüksek katılımlı bir çağdaş sanat performansı adeta.
(Röportajın tamamını Milliyet Sanat’ın şubat sayısında okuyabilirsiniz)
Neler Var:
Bıyıksızlar,
Milliyet,
Milliyet Sanat Dergisi
1 Şubat 2012 Çarşamba
Bıyıksızlar Haberi!
Bıyıksızlar olarak, "Futbol Sanattır" dedik ve Milliyet Sanat dergisinin şubat sayısına konuk olduk. Keyifle okuyun! :)
18 Ocak 2012 Çarşamba
Blogtivi
Her Çarşamba saat 15.15'te Sportivi ekranların canlı yayınlanan "Blogtivi"
programının bu haftaki konukları Bıyıksızlar!
İzleyin, yorumları bizlerle paylaşın!
programının bu haftaki konukları Bıyıksızlar!
İzleyin, yorumları bizlerle paylaşın!
10 Aralık 2011 Cumartesi
Bıyıksızlar Haberi!
"Kim demiş ki, “kadınlar futboldan anlamaz” diye? Futbola birde kadının penceresinden bakan ve Oğulcan Selçuk Akbulut’un önderliğinde kurulan “Biz Bıyıksızlar” hareketi “bıyıksızlar engellenemez “ sloganıyla çıktıkları yolda, futbolu bildikleri ve gördükleri kadar anlatmaya çalışıyor. Ofsaydı günümüz hakemlerinden daha iyi bilip, maç sonunda değil, pozisyon esnasında anlayan kadınlar bir araya geldi, “Futbol yalnız erkek işi değildir” dedi!"
1 Kasım 2011 Salı
10'un Taraftarlığı
Kadıköy’de, Fenerbahçe’nin kendi evinde bir Karabük maçı en fazla ne kadar zor olabilirdi ki? Olamazdı elbet. Daha maçın başlamasına saatler kala, maça gitmeye hazırlanan Tuba Kiraz ile yaptığımız telefon konuşmasında dedik biz bunu: “Lokum gibi maç olacak” diye. Öyle olacaktı evet, eğer sahada elleri titreyen bir yeniyetme olmasaydı. Sahadaki verdiği kararların ardından duran bir maç yöneticisi olsaydı, değil on kişi, dokuz kişi bile kalsak “lokum gibi” maç olacaktı. Ama sahada bir korkak vardı. Verdiği kararların sebebini kendi bile bilmiyordu, bundan eminim. Bir önceki pozisyona çalamadığı düdüğü, iki pozisyon sonra kartla değerlendiren bir hakem vardı sahada. Aytekin Durmaz’dı o hakem ve yaptığı hiçbir hainlik hamlesi ile durduramadı Fenerbahçe’yi.
Dün geceki maçla birlikte anlaşıldı ki Fenerbahçe’nin 10 numarası sahadan “çıkarıldığında”, takım yine de 10 kişi kalmıyordu işte. Alex maçtan çıkmış, 5 Caner, Volkan, Emre, Mehmet Topuz girmişti. Bir de taraftar vardı ki, golün asistini, mücadelenin inancını, vuruşların keskinliğini, savunmanın direncini sağlayan etkenlerin tamamı ondaydı neredeyse.
Yenilmezlik serisi 27’ye çıktı. İster burada kalsın, ister Sivas deplasmanıyla 28’e çıksın. İnanın işin bu kısmıyla ilgilenmiyorum. Söylesenize, takımın beyni daha 5. dakikada maçtan atılsa, kaç takım Fenerbahçe gibi dayanabilirdi? Üstelik attığı tek golle yetinmeyip ısrarla gol arardı? Ah, doğru! Aziz Başkan içeriden de iyi çalışıyordu değil mi?
Öyle ya da böyle, artık kabul etme vaktiniz geldi. 27 maçtır hiç yenilmemek bir tesadüf olamaz. Ekinler yeşillenip, tarlalar biçilince olmuyor. Siz Fenerbahçe’nin önüne engeller çıkardıkça o hepsinden bir bir kurtuluyor işte, farkında değil misiniz?
Sonuçta Fenerbahçe yine lider kapadı işte haftayı. Ve haksız yere maçtan atılan gerçek taraftarın Alex olduğunu anlamış olduk böylece. Verilen kararın haklı olduğundan değil, takım arkadaşlarının maçtan kopmaması adına sustu, sakinleştirmeye çalıştı hepsini. Bir adam’a, kaptana, lidere yakışanı yaptı. Fenerbahçe’nin 10 numarası böyle olur işte! Seninle aynı sahada bulunmaya bile layık olmayanların verdiği kararlar bizi etkilemez Kaptan.
12 numaranın taraftarlığından sonra, bir de içi içini yese de takım arkadaşlarını yalnız bırakmak zorunda kalan 10’un taraftarlığıyla kazanıldı bu maç…
Neler Var:
12 Numara,
Alex,
Aytekin Durmaz,
Aziz Yıldırım,
Bıyıksızlar,
Fenerbahçe,
Karabükspor,
Taraftar
5 Aralık 2010 Pazar
Bıyıksızlar!
Bıyıksızlar Zaman Gazetesi'nin Pazar ekinde! Leziz bir söyleşi oldu bizim için.. Siz de okumak isterseniz: http://www.zaman.com.tr/ezaman.do adresine tıklayın ya da gazeteyi alın derim ben! : )
21 Kasım 2010 Pazar
Bıyıksızlar Bugün Tv'de!
Takip edenlerin de bildiği gibi geçtiğimiz hafta itibariyle Bıyıksızlar Bugün Tv'de kendi isimlerini taşıyan bir programa başladılar. Canlı yayında futbol konuşan hanımları takibe almak, izlemek için:
http://www.facebook.com/pages/biyiksizlarcom/125022910891604?ref=mf
http://www.biyiksizlar.com/televizyon
http://www.facebook.com/pages/biyiksizlarcom/125022910891604?ref=mf
http://www.biyiksizlar.com/televizyon
19 Ekim 2010 Salı
2 -Trabzon’u Üçten Aşağısı Kurtarmıyor!
Ligin sekizinci haftasında Kasımpaşa ile karşı karşıya gelen Trabzonspor, kaleyi adeta gol yağmuruna tuttu. Bir kez daha söylüyorum, bu adamları izlemekten zevk alıyorum abi, kim ne derse desin! Ligin daha başından, hatta geçen sezonun son maçından (!) beri Trabzon’un hükmü geçmeye başladı bende. An geldi, Liverpool’u “yine” yeneceklerine inandım. Destekledim, alkış kıyamet tebrik ettim.
Fenerbahçe maçı öncesinde Bıyıksız hanımlarla toplandığımızda bile, hiç şüphesiz kazananın Trabzon olacağını söylemiştik. İçim çok da yanmamıştı o maçta, görünen köye kılavuz gerekiyor işte… Neyse, hızlıca ileri saracağım şimdi.
Kasımpaşa maçına gelirsek, zaten alacağını, hem de farklı bir galibiyetle alacağını biliyordum. Kabul, 7 gibi bir rakam beklemiyordum. Ama ne diyebilirsin ki? Hadi tuta anlat bana bu maçı! Adamlar resmen sahada güle oynaya gol atıp, vitrin gezercesine top koşturdular. Nasıl aldılar diye sormayın hiç. Trabzonspor taktire şayan bir futbol oynadı da, Kasımpaşa sahada mı yoktu?! Vardı da, bunları böyle arkadaşım… Ne savunma var, ne atak! Koşmayan futbolcu, değersizdir benim gözümde. Madem çıktın maça ve diyelim ki rakip sağlam, yağacak bir şey yok diye çekme kendini sineye. Pres yap ağabeycim, bu kadar mı zor? Koş yani, en fazla yapabileceğin buysa yap! Yazıktır, günahtır o taraftara…
Fenerbahçe maçı öncesinde Bıyıksız hanımlarla toplandığımızda bile, hiç şüphesiz kazananın Trabzon olacağını söylemiştik. İçim çok da yanmamıştı o maçta, görünen köye kılavuz gerekiyor işte… Neyse, hızlıca ileri saracağım şimdi.
Kasımpaşa maçına gelirsek, zaten alacağını, hem de farklı bir galibiyetle alacağını biliyordum. Kabul, 7 gibi bir rakam beklemiyordum. Ama ne diyebilirsin ki? Hadi tuta anlat bana bu maçı! Adamlar resmen sahada güle oynaya gol atıp, vitrin gezercesine top koşturdular. Nasıl aldılar diye sormayın hiç. Trabzonspor taktire şayan bir futbol oynadı da, Kasımpaşa sahada mı yoktu?! Vardı da, bunları böyle arkadaşım… Ne savunma var, ne atak! Koşmayan futbolcu, değersizdir benim gözümde. Madem çıktın maça ve diyelim ki rakip sağlam, yağacak bir şey yok diye çekme kendini sineye. Pres yap ağabeycim, bu kadar mı zor? Koş yani, en fazla yapabileceğin buysa yap! Yazıktır, günahtır o taraftara…
Neler Var:
Bıyıksızlar,
Fenerbahçe,
Kasımpaşa,
Liverpool,
Trabzonspor
6 Ekim 2010 Çarşamba
Aziz Yıldırım Beni Okuyor!
"Yok artık, Lebron..." diyebilirsiniz bu yazının başlığı için. Ancak önce biraz sakinlik rica ediyorum, her şeyi açıklayacağım.
Kalemim yettiğince futbolun özellikle de Fenerbahçe'nin kanayan yaralarından bahsedip duruyorum. Eksikleri tespit edip, not alıyor sizlerle paylaşıyorum bir de. Bu eksikleri görenin yalnızca ben olmadığımın bilincindeyim. Ancak bizim köklü başkanımız Aziz Yıldırım'ın bunları görebildiği konusunda belirli bir inanca sahip değildim. Ta ki, bu sebebi belli eksikliklerin çözüm arayışlarına girilinceye dek. Başlığıma eklediğim "Ben" Fenerbahçe'nin düşünen taraftar kesimini kapsıyor. Anlaştık?
Ben, burada Birinci Çözüm Yollarımı anlatırken, özellikle "yıldız transfer" ve "savunmasızlığa"dikkat çekmiştim. Henüz transfer döneminin göbeğinde bile değilken üstelik. Zaman geçip günler birbirini kovaladıktan sonra gördük ki, Fenerbahçe "yıldız avından" vazgeçerek, yapılması gereken en önemli şeyi yapmıştı! (Ters cümle.) Yerinde ve "işe yarar" transferler yaparak uygun hamleyi doğru zamanda kullanmıştı.
Savunmanın dengsizliği başta Lugano karmaşasının çözülmesiyle ayağını oturttu. Ardından "Yeter ulan!" dedirten Bilica Aykut hocanın da gözüne güvenirlikten uza ve agresif gelmeye başladı. Siyahi futbolculara kafayı takan yönetim, Yobo'yu savunmanın can alıcı noktasına alarak, hatasız bir defans oluşturdu.
Bitmedi tabii.
burada bambaşka Çözüm Yolları ürettim.
Alex dedim, idari görev falan. Seneye sözleşmesi bitecek olan Alex için bi jübile planladığını ve onun takımda bir görevi olmasını istediğini açıkladı Aziz Yıldırım. "Ağzından bal damlıyor!" dedim sonra.
Deplasmanı kaderimiz olmaktan, Kasımpaşa maçı ile çıkarmış olduk. Ağır bir espri yaparak, "Kasımpaşa'nın suçu yok, biz onu Cimbom sandık.." bile dedik.
Bir an evvel eski Fenerbahçe olmamı gerekiyor dedim, en azından bu uğurda bir-iki emin adım attık.
Sonra burada, rakibe göre oynamanın tehlikesini ele aldım, tüm takımların bu tehlike içinde olduğunu söyledim. Son iki maçtır bu durum Fenerbahçe için değişti diyebilirim.
Az biraz sabır falan derken, kaleci eksikliğinden çok söz ettik. Hoop Serkan Kırıntılı geldi. Daha bahsettiğimiz ama şimdilik atladığımız konular var elbet.
Fenerbahçe'yi okuyan (ruhunu) taraftar ve yönetim, sorunların çözümü için elele bile vermeli gerektiğinde.
Şimdilik söz sizde. Aslında söz hep bizde, biz hep.. Aman, neyse ne canım!
Kalemim yettiğince futbolun özellikle de Fenerbahçe'nin kanayan yaralarından bahsedip duruyorum. Eksikleri tespit edip, not alıyor sizlerle paylaşıyorum bir de. Bu eksikleri görenin yalnızca ben olmadığımın bilincindeyim. Ancak bizim köklü başkanımız Aziz Yıldırım'ın bunları görebildiği konusunda belirli bir inanca sahip değildim. Ta ki, bu sebebi belli eksikliklerin çözüm arayışlarına girilinceye dek. Başlığıma eklediğim "Ben" Fenerbahçe'nin düşünen taraftar kesimini kapsıyor. Anlaştık?
Ben, burada Birinci Çözüm Yollarımı anlatırken, özellikle "yıldız transfer" ve "savunmasızlığa"dikkat çekmiştim. Henüz transfer döneminin göbeğinde bile değilken üstelik. Zaman geçip günler birbirini kovaladıktan sonra gördük ki, Fenerbahçe "yıldız avından" vazgeçerek, yapılması gereken en önemli şeyi yapmıştı! (Ters cümle.) Yerinde ve "işe yarar" transferler yaparak uygun hamleyi doğru zamanda kullanmıştı.
Savunmanın dengsizliği başta Lugano karmaşasının çözülmesiyle ayağını oturttu. Ardından "Yeter ulan!" dedirten Bilica Aykut hocanın da gözüne güvenirlikten uza ve agresif gelmeye başladı. Siyahi futbolculara kafayı takan yönetim, Yobo'yu savunmanın can alıcı noktasına alarak, hatasız bir defans oluşturdu.
Bitmedi tabii.
burada bambaşka Çözüm Yolları ürettim.
Alex dedim, idari görev falan. Seneye sözleşmesi bitecek olan Alex için bi jübile planladığını ve onun takımda bir görevi olmasını istediğini açıkladı Aziz Yıldırım. "Ağzından bal damlıyor!" dedim sonra.
Deplasmanı kaderimiz olmaktan, Kasımpaşa maçı ile çıkarmış olduk. Ağır bir espri yaparak, "Kasımpaşa'nın suçu yok, biz onu Cimbom sandık.." bile dedik.
Bir an evvel eski Fenerbahçe olmamı gerekiyor dedim, en azından bu uğurda bir-iki emin adım attık.
Sonra burada, rakibe göre oynamanın tehlikesini ele aldım, tüm takımların bu tehlike içinde olduğunu söyledim. Son iki maçtır bu durum Fenerbahçe için değişti diyebilirim.
Az biraz sabır falan derken, kaleci eksikliğinden çok söz ettik. Hoop Serkan Kırıntılı geldi. Daha bahsettiğimiz ama şimdilik atladığımız konular var elbet.
Fenerbahçe'yi okuyan (ruhunu) taraftar ve yönetim, sorunların çözümü için elele bile vermeli gerektiğinde.
Şimdilik söz sizde. Aslında söz hep bizde, biz hep.. Aman, neyse ne canım!
Neler Var:
Alex,
Aykut Kocaman,
Aziz Yıldırım,
Bıyıksızlar,
Çözüm Yolları,
Fenerbahçe,
Serkan Kırıntılı,
Yobo
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Fenerblog!
Serbest Vuruş ve Serbest Vuruş'a eklenebilecek her türlü kelime ile ben ve blog sayfam artık Fenerblog'tayız! Ben derim ki sizlerle, önce Bıyıksızlar ve hemen ardından Fenerblog'da takip ediniz beni ve diğerlerini. Üstünüze afiyet, ööyle leziz yazılar var ki, tadından yenmiyor hiçbiri-benden söylemesi! : )
Hasta La Vista Millet, bu adreslerde görüşürüz!
Fenerblog
Biz Bıyıksızlar!
Hasta La Vista Millet, bu adreslerde görüşürüz!
Fenerblog
Biz Bıyıksızlar!
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Bıyıksızlar Lig Tv'nin Konuğu!
Dikkat Dikkat! İçlerinde benim de olduğum 11 kadın BIYIKSIZLAR'da gelişine futbol yorumu yapıyor, bilmeyenler öğrensin! BIYIKSIZLAR'a basının ilgisi oldukça yoğun... Biz Bıyıksızlar'dan 3 hatun, Aslı Aker, Aslı Eskibatman, Tuba Kiraz, bu akşam 22-23:00'te Lig Tv'de yayın yapan Stat Işıkları programında olacak! Duyanlarduymayanlara bildirsin, herkescikler izlesin!
Üç Büyüklerin İkinci Hafta Alarmı
Spor Toto Süper Lig’de Pazartesi günü oynanan maçlarla ikinci haftayı da geride bıraktık.
İlk haftaya Sivas deplasmanındaki yenilgiyle gözlerini açan Galatasaray için durum ikinci haftada da değişmedi. Geçen sezonun şampiyonu timsahları evinde konuk eden sarı-kırmızılı ekip, ne yazık ki garip futbollarıyla Bursa’ya boyun eğmek durumunda kaldılar. Futbollarının çok da göz doldurmadığı iki takımdan, lige iyi başlangıç yapan Bursa oldu. Henüz ligin çok başında olmamıza rağmen bu başlangıcın Galatasaraylı taraftarları üzdüğünü söyleyebilirim.
Ligin açılışını İzmir’de yapmış olan kartallar, ligin yeni takımı Bucaspor’un konuğu olmuşlardı. Beşiktaş açısında oldukça kolay bir maçın ardından, ilk hafta evine 3 puanla döndüler. Tırnak içerisinde söylüyorum, Bucaspor’un futbolunu es geçemeyeceğim. Zira lige yeni gelen diğer takımlara göre gayet de iyi oynadığını gördüm. Dilerim ilerleyen zamanlarda İzmir’in çocuklarını ligde eserken izleyebiliriz. İkinci haftaya dönersek, Beşiktaş yine “kolay” sayılan bir rakiple, İstanbul B.B. ile kendi evinde oynadığı maçtan, yenilgiyle ayrıldı. Bu yenilgiyle çok da sarsılmayan kartallar, üçüncü haftada bunu telefi edeceklerinin sinyalini verdi…
Gelelim ligin golü en bol maçına. Hangisi mi? Tabii ki Trabzonspor-Fenerbahçe maçından bahsediyorum. Maçın hikâyesi güzel, öncesi güzel olmasa da… Öncesi dediğim, Trabzon’la oynanan son iki maç Fenerbahçe’nin en büyük hayal kırıklığıydı. Dillere destan, eleştirilere kapak olmuştu… Maçın hikâyesine gelince: Gün boyu Biz Bıyıksızlar’dan 7 hatun bir aradaydık. Güzel güzel sohbetlerimizi yapıp, ligin mini değerlendirmesini yaptık, bir de güzel eğlendik! Saatlerin 20,30’u göstermesiyle Taksim’de bulduk kendimizi. Masamıza oturmuş, rahat rahat futbolumuzu izliyoruz. Yanlış anlaşılmasın içimiz değil, duruşumuz rahattı. Zira Trabzonspor maçı bu, şakaya gelmez! Başta kalede genç yetenek Mert’in olmasını eleştirenlerin karşısında dursam da, yediğimiz ilk iki golden sonra yanlarına sokuldum… Kabul edelim, üzerindeki sorumluluk ağırdı… Ligin en göz dolduran futbolu ise bu maça aitti. “Başını çevirsen, gol pozisyonunu kaçıracaksın” tadında bir maçtı. Bağrışmalar, sinir-stres, hüzün ve sevinç içinde sonlandı maç. Trabzonspor kendi evinde gollerden birinin Fenerbahçeli futbolcunun kendi kalesine atışından gelen 3-2’lik bir skorla mağlup etti. Fenerbahçe’de maçın en beğenilen adamı hiç şüphesiz Stoch-Niang ikilisiydi.
Hazır üç büyükler ligin ikinci haftasında alarm vermişken, Anadolu takımlarından bir atak bekliyoruz. Söylemeden geçmeyeyim, hafta içi oynanacak olan maçlarda takımlarımıza güvenimiz tam bir şekilde, başarılar diliyorum…
Bıyıksızlar!
Neler Var:
Beşiktaş,
Bıyıksızlar,
Bucaspor,
Bursaspor,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
İstanbul B.B.,
Mamadou Niang,
Mert Günok,
Sivasspor,
Spor Toto Süper Lig,
Stoch,
Trabzonspor
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Tıkla!
Sizin Q7'niz varsa bizim de N7'miz var!
Bıyıksızlar'daki yeni yazım. Okumadan geçmeyin derim ben. :))
Bıyıksızlar'daki yeni yazım. Okumadan geçmeyin derim ben. :))
Neler Var:
Bıyıksızlar,
Fenerbahçe,
Mamadou Niang,
Q7
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Bıyıksızlar'ı Okumadan Geçmeyin!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







