Şükrü Saraçoğlu Stadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şükrü Saraçoğlu Stadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2012 Pazartesi

Ağlatan Sow



“Seninle ölmeye geldik” diyor ya hani Beşiktaş taraftarı. Derbiden sonra ölsünler zaten; ölmüşlerdir ya da. Çoğu kahrından ve bir kısmı da hazımsızlıktan.

Bazı tezahüratlar gerçek olsun diye yazılmıştır. Mesela, “Fenerbahçe düşmanlarını yeneceğiz” diyoruz. Yeniyoruz da. Sadece sahada değil. Filede, potada, ringde, kürekte… Bir bir yeniyoruz Fenerbahçe düşmanlarını.

Akşamki maç mı? Onun için söyleyecek çok fazla şeyim yok. Maçı anlatmaktansa, tribünü anlatmayı tercih ederim. Karmaşa içindeki güzelliği, hasreti dile getirmek gerek.

Taraftar grupları arasında, bir çeşit anlaşmaydı aslında. En başında, konuşulduğunda öyleydi sadece. Konuşulanları hayata geçirmek konusunda sıkıntı yaşandığı kesin.  Felakete döndü sonra, büyüyen alevlere ve atılan pet şişelere… Belki de takım sevgisinden evvel, taraftarlığını sorgulamalı insan. Takımına katkı sağlayıp sağlayamadığını bilmeli. Öylesi daha bilinçli ve tabii daha güvenli.

Her şeye rağmen iyiydi tribün. Olmaması gerekenler, ‘olmamasına’ rağmen olduruluyor zaten bir şekilde. Ona çok da dokunmamalı o yüzden. Tribün güzel, tribün kültür ve aşktır; uygulamada başarılı olana. Ruhunu orada bulmak gibi aslında. Takımın neredeyse, sen hep orada olacakmışsın gibi.

Tribünde sözün özü, Çarşı’dan bir Kanarya geçti. Öyle de çok hasar bıraktı ki. Yaraları nasıl sarılır, bilinmez.

Ayağında krampon ve üzerinde Çubukluyla, onlarca adam gördüm ben Saraçoğlu’nda. Nice ilk maçlara tanık oldum, bazen dile geçmemiş sonlara.

Ne Carlos’un ilk golü ne Guiza’nın geç kalmış oku ne de Alex’in röveşatası böylesine ağlattı beni. Bir Sow vardı ki dün sahada, 90+2’de gelen golle boğazımdaki düğümleri gözlerimdeki yaşa çevirdi.

Aslına bakarsanız, Sow’un iki tarafı da ağlattığı kesin. Siyah-beyazı üzüntüden, Sarı ve Laciverti sevinçten.

Defansta Yobo, golde Yobo, preste ve orta yuvarlakta Yobo. Çok iyisin ama bir Tota olamazsın.



19 Kasım 2011 Cumartesi

Es-Es Dediler, Esemedi!




Nasıl zor bir lig, farkındasınız değil mi? Futbolcuların maçın başlama düdüğüyle omuzlarındaki baskı ve yük öylesine artıyor ki, “bu adam niye koşmuyor” diye sorduğumuzda sebebini anlamıyoruz bile. Oysa bir bilsek, 3 Temmuz’dan sonra artık tüm takımlar için her şeyin zorlaştığını, daha da zorlaşacağını… Bilmiyoruz, anlamıyoruz. Üstüne bir de yargısız infaz yapıyoruz!

Sivas deplasmanından sonra avucumuzdan rekorun akıp gitmesine kızamadım bile. İtiraf edeyim, zerre kadar umursamadım. Söylemiştim zaten ta en başında, rekorları, kupaları ve şampiyonlukları için sevmemiştim; başarısızlığı ya da hataları yüzünden sevmekten de vazgeçmeyecektim.

Söylediğim bir başka şey de, Milli maç aralarından hiç hoşlanmadığımdı. Futbolcuların düzenini bozuyor olması en büyük nedeni zaten. Hatta şöyle söyleyeyim, tek olumlu yanı diğer takım futbolcularıyla birlik olmak, aynı amaç uğrunda çalışmak, aynı forma altında ter dökmek. Ama bunun da değerini bilmiyorlar, onu da lekeleyip sevilmeyecek hale getiriyorlar. Milli maça kulüp formasıyla gitmenin rezilliği bir yana, kendi takımının futbolcusunu saha içinde diğer takım futbolcularından ayırmak bir yana. Öyle kötü şeyler ki bunlar… Biz ki Türk milleti olarak futbolda birleşmeyi alışkanlık haline getirmiş; Beşiktaşlısı, Galatasaraylısıyla tribünde omuz omuza olmayı sevmişiz. Ama dedim ya, bunu da bozdunuz, ihanet ettiniz. Futbolda birlik yok artık, parçalanma ve dostluktan yoksunluk var!

Fenerbahçe-Eskişehir maçına gitmemin başlıca sebebi Volkan Demirel’di. Ona yalnız olmadığını gösterecektik, evet. O hiç gol yemeyecek, en zor pozisyonların altından ustaca kalkacaktı. Milli maçta yaptığı çok büyük bir yanlıştı ama ona yapılan sırtından vurmaktı, ihanet ve alçakçaydı. Demir eldi o, demir eldivendi. Son birkaç yıldır Milli takımı sırtlamış, öyle ya da böyle götürüyordu. Bizdi her şeyden öte, bizdendi. Sarı ve lacivertten önce, kırmızı ve beyazdı. Ama anlamadınız, anlamayacaksınız.

Maç hakkında söyleyecek çok bir şeyim yok. Sadece Caner’e nazar değmemesi için dualar etmeye başlayacağımı düşünüyorum. Çünkü o artık bana göre takımın vazgeçilmezi. Uğur ile oturaklı bir ikili oluşturdular, müthiş bir uyum içerisinde götürdüler maçı. Dilerim bundan sonra da böyle devam eder Caner, bir kez daha yanıltmaz beni. Uğur’u ise uzun zamandan sonra formda görmek inanılmaz mutlu etti beni. O bizim, Fenerbahçe’nin çocuğuymuş meğer… Bir de son haftalarda futbol zekasını olduğunu gibi sahaya koyan Baroni var, aslında iyi ki var!

Deplasman yasağının ilk somut protestosu Fenerbahçe taraftarından geldi. Evet, tribünlerin tamamı destek verseydi belki daha etkili olurdu ama bence bu bile büyük bir adımdı. Teşekkürler çocuklar!

Evet, maçın 90 dakikası boyunca tribünde kalamadım. Yorgun gittim, titreyerek döndüm. Bunun olacağını zaten biliyordum. Maçın ortasında sarı-lacivert tezahüratları yapılırken gözlerimi kapadım ve dinledim sadece. Gözlerimden akan yaşlara engel olma gereği bile duymadım. Kokladım uzun uzun Saraçoğlu’nu, havasını içime çektim durdum.

Öyle çok derinden sevdim ki Fenerbahçe. İyi kötü, yağmur çamur dinlemeden yanında olmaya yemin ettim üstelik. Ne kadarını gerçekleştirebildim bilmiyorum ama varlığın bambaşka dünyalara götürüyor. Üstelik Saraçoğlu’nda aradığım her şey var. Aşk, güven, huzur, mutluluk, gözyaşı, heyecan ve en önemlisi de özgürlük. Saraçoğlu artık olduğundan daha fazla özgürlük kokuyor.

Eskişehir hakkında yazmadığımı fark ettim. Ama zaten başlık her şeyi özetlemiyor mu? Eskişehir taraftarının –ki en güvendiğim taraftar grubudur ama yine yanılttılar, çirkefliği maça futbolculardan daha çok damgasını vurdu. Ama sonuçta, taraftar Es-Es dedi, Eskişehir esemedi!





14 Eylül 2010 Salı

Alex Doğmuş, Ne İyi Olmuş!

Sevgili Alexciğim,


Merhaba,

Nasılsın? Uzun zamandır seni "kişisel" olarak kaleme almadığımı fark ettim. Sanıyorum ki bana çok kızmamışsındır. Ama dayanamadım, kuru bir kutlama yapmayayıp bir de sana mektup yazayım dedim. İyi ettim, biliyorum. Bak ne güzel, samimiyetimizden hiçbir şey kaybetmemişiz.

Doğum günü kutlamamı sonra yapacağım. Önce sana biraz kızıp, sonra gönlünü alacağım-bekle ve gör.

Çok kızgınım sana Alex! Farkında mısın, son iki yılda çok değiştin! Hayır, karakterinde bir değişiklik oldu mu bilmem ama oyunun büyük ölçüde değişti. Orta sahası ne kadar da boş Fenerbahçe'nin! Neredesin oğlum, maçlarda ne yapıyorsun? Yemeden içmeden kesilmiş gibi bir halin var.. Çocuğun olmuştu değil mi, yoksa yanlış mı biliyorum? Aman her neyse.

Benden sana tavsiye, bir an evvel toparla kendini. Geç aynanın karşısına, Fenerbahçe'nin sana verdiği 10 numaralı çubukluyu hakkıyla taşıyıp taşımadığını sorgula! Bak oğlum bu takım diğerlerine benzemez! Bir futbolcuyu sevdi mi, onun da takıma gönül vermesini bekler. Geldiğin günden beri iyi iş çıkardın kabul, ama artık değişimin bizi kötü etkiliyor; üzülüyoruz. Taraftarı üzmeyi sevmezsin sen, bilirim.

Orada burada haberlerini okuyorum hep. Diyormuşsun ki, seneye Brezilya'ya dönüyorum. Seni mutlu edecek buysa, inan dönebilirsin Alex. Zaten önümüzdeki sezon sözleşmende bitiyor bizim takımla. Kabul, gidersen arkandan ağlarım ben.. Taraftarım en nihayetinde, daha ne futbolcular göreceğiz, daha kimleri kimleri yücelteceğiz Saraçoğlu'nda.. Ama senin yerin hepimizde farklıydı, biliyorsun işte, olayı daha fazla dramatikleştirmeye gerek yok..

Ne diyordum? Bugün doğum günün... Kaç oldun, 33 mü? Epey olmuş deyip üzmeyeceğim seni elbette. Biz seni futbolun dehası olarak sevdik, öyle kal gönüllerimizde. Fenerbahçe'yi bırakıp giden "diğerleri" gibi olma e mi, Kaptan :)

Yeni yaşın kutlu olsun, sana sağlık, mutluluk, başarı getirsin. Sen nerede mutlu olacaksan, oraya git diyorum son sözlerimi yazarken. Sadece tek bir tırnak açıyorum yazıma, gittiğin yerde de Fenerbahçe'den geldiğini unutma, olur mu?

"Dur! Daha bir yere gitmiyorum :) " dediğini duyar gibiyim, ön hazırlık yapıyorum Alexsandrocuğum, seni göndermeye çalıştığım falan yok.

He unutmadan. Aykut hoca ile aranı iyi tut, benden sana tavsiye. :)

İyi ki doğdun ve Fenerbahçeli oldun! Nice yaşlara futbol dehası, nice kupalara, sevinçlere!

Beni soracak olursan, burada her şey aynı. Yine sizinle üzülüp sizinle seviniyoruz. Neyse, çok uzatmamak lazım. Haydi, kendine iyi bak. Önümüzde Beşiktaş derbisi var, n'olur bizi daha fazla üzmeden alın bu maçı! Takım arkadaşlarına sevgiler, selamlarımı ilet.. Stoch'a özel selam tabii. hihi :)

Dipnot: Geçen gün bloglar arası gezinti yaparken bir arkadaş sayfasına senin fotoğrafını eklemiş, ismini yazmış: Alex De Souza. Altına eklemiş, Dahi anlamındaki "de" ayrı yazılır. Sen bu'sun oğlum, biz seni böyle seviyorum. Kocaman öptüm, bebişlere sevgiler. :))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...