Pique etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pique etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2010 Salı

Pique - Messi

pek bi arkadaş canlısıdır sevgili'm.



Sevgilim Piqué.

Hola!
Sevgili'm Pique,
Nasıl sıkılıyor canım bilsen! Bugün bayram. Mutlu mu olmam gerekiyor, hiç de değil! Hayvan kesip bayram yapamıyorum ne yazık ki. Et yemedim hiç, bu saatten sonra da yemem zaten. Bilirsin beni, başıyla sonu bir olacak adımlar atarım.
Ne olacak bu kart cezaların? Dünya liglerinde beğendiğim tek futbolcu sensin, seni de sahada görememek üzüyor beni.
Uzatmayacağım sevgili, sadece seni görmeyi özlediğimi bil diye yazıyorum bunları. En sevdiğim fotoğraflarından birkaç tanesini paylaşacağım. Herkes sevsin seni.
Kocaman öpüyorum, bacaklarına iyi bak.
Hasta la vista :)






15 Kasım 2010 Pazartesi

Messi Attı Gol Oldu!

İzlemekten en çok zevk aldığım liglerden biridir La Liga. Bilirsiniz, futbolla özdeştirdiğim başlıca futbolcum Messi’dir. Dün akşam Antep’ten İstanbul’a esen rüzgârdan sonra tüm nefretimi yazarak kusmak istedim. Maçı izleyenler ve takip edenlerin de bildiği gibi kullanılası tek kadro buydu. Elden gelen yapıldı, oynandı, edildi. Ama bu kadar yani. İsmini ağzıma her aldığımda lanet ettiğim bir Caner ve Baroni vardı sahada, yine onlardan beklediğim kadar berbat oynayıp, sahteliklerinin hakkını verdiler. Neyse, Fenerbahçe yazmayacağım sadece ufaktan değineyim dedim.


Gelelim günü güzel kapatmamı sağlayan Barcelona’ya. Diyorum ya, iyi ki futbol, Barça ve Messi var. İyi ki!

Lig de oldukça sevimsiz bulduğum Real Madrid liderlik koltuğundayken, benim Barça’m hemen ardından takibe geçmişti. Nou Camp’ta, ligin üçüncü sırasında bulunan Villareal ile oynanan maçta, yine sahnede Messi vardı. Sahaya değil ilk 11, hiç çıkmayan bir de Pique vardı.

Maça hızlı başlayan taraf Barcelona oldu. Alışılmış futbolunu yaşatıp, rakibe top geçirtmediler. İlk yarda orta sahanın rakip yarı alanına bakan bölümün ilk metrelerine anca saniyeyle belirlenecek sürelerde geçip top kaybeden Villareal, 22. Dakika da Barçalı Davil Villa’nın golüyle kendilere geldiler. Bu dakikadan sonra neredeyse eşitlenen maç, 26. Dakikada Nilmar’ın Villa’ya cevabı ile 1-1 oldu.

İkinci yarıda maç hâkimiyetini yine eline alan Barcelona’da, direksiyona geçen Messi oldu. Tek toplarına, çalımlarına ve sert şutlarına hayran olduğumuz “bit”, 58. Dakikada takımını 2-1 öne geçirdi. Öne geçen Barcelona’nın futbol taktiğini biliyoruz, uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum o yüzden. Derin, kısa ve isabetli paslarla rakibi boğan Barça, kalesine yaklaşan tehlikeleri uzaklaştırıp, 83. Dakikada yine Messi’den gelen golle maçı 3-1 tamamladı. Böylece puanı 28’e çıkan Barcelona, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu.

Her attığı gol olan Messi ve futbolun asıl ismi olan Barcelona, yer neresi ve rakip kim olursa olsun izlenmeye değer…

Ne diyordum? FC Barcelona: més que un club. “Bir Kulüpten Daha Fazlası”

1 Ekim 2010 Cuma

Bojan Krkic Perez

Nereden çıktı şimdi bu çocuk? diyeceksiniz, durun açıklamamı yapayım. Yazmak için haklı sebeplerim var!
Bizim Bojan diyorum ben ona son birkaç haftadır, gayet de bizden görüyorum onu. Ufaktan bahsedeyim size ondan; tanıyanlarınız, sevenleriniz hatta hayranı olanlarınız vardır elbet.
20 yaşında olduğuna inanabiliyor musunuz? Ben inanıyorum, hayret de etmiyorum :)) Zira Barça'nın kadrosunda genç isimlerin yeri çok. En iyi iki örnek Pique ve Messi benim için. (Onları sevdiğin için yazdın. Hadi Hadi.)
1990 doğum bizim Bojan. Bakmayın sürekli Messi ve Pique ile "takıldığına". Gelecek de Messi'nin yerini alacağı söylentiler var, hak vermiyor da değilim hani. Çok büyük olmasa da bir şeyler bekliyorum o çocuktan.
Futbolunu seviyorum. Serii ve kaliteli oynuyor. Pasları kuvvetli, isabetli çoğu. (Yok artık, saymadın herhalde?)
Geçen gün ki Şampiyonlar Ligi maçında fark ettim onu yazmam gerektiğini. Kısa da olsa, konu edeyim dedim, çok da iyi yaptım.
Baya da bir sevimli bizim Bojan. Ama resmi bir ilişkisi var, aman he! : ))
Bakalım, dediğim gibi bu çocuktan fazla şey bekliyorum, özellikle yakın takibe aldım haberiniz olsun. Arada not düşeceğim Bojan ile ilgili, şimdilik bu yeter.


Dipnot: Messi'nin yerini alacak dedik, ispatımız da var tabii. O daha Barcelona ile ilk resmi maçına çıktığınd ismini bile bilmiyordum. Zamanla öğrendim. Nasıl mı? Maç performansıyla falan değil, bizzat attığı gollerle. Barca altyapısında 7 yılda 889 gol atmışlığı var, azımsanacak bir rakam değil bence.



Devler Ligi’nde Bir Cüneyt Çakır


“Cüneyt Çakır” ve “Avrupa maçları” aynı cümlede kullanıldığında çok da tezatlık yaratmaz aslında. Avrupa takımlarının kulak aşinalığı var ona, bayat gelmiyor bu yüzden göze de… Ama elbette şampiyonlar ligi bir ilk oldu Cüneyt için.


Devler Ligi’nde grupların ikinci maç hakemleri açıklandığında herkes de bir , “n’oluyor ya?!” havası vardı. Bizim, eli de gönlü kadar kart zengini olan hakemimiz Rubin Kazan-Barcelona maçını yönetecekti; haydi hayırlısı dedim duyunca, Pique kart görmese’ler falan gerdi ardından…

Maçın bitiş düdüğü, başlangıcın ki kadar saniyelikti bunu söyleyeyim önce. Cüneyt Çakır’ın maçı nasıl yönettiğini ele alacağım ama maçı ekran bakışıyla yazmamak da olmaz hani.

Çarşamba akşamı sahada gördüğümüz Barca, her ne kadar telaşlı oynamış olsa da, gözümü futbola doyurdu! Bu zaten hep böyle oluyor. “Barcelona futbolu keyif vermez!” diyenlere hep karşı çıkarım kendi içimde, zira Barca futbolun da ötesinde benim gözümde.

Dün maça ilk 11’de başlayamayan Messi’nin sakat olduğunu biliyorduk. Bizim cânım hakemimiz Cüneyt’in Rubin’e penaltı vermesiyle bin bir telaş aldı Katalanları. Kulübede yerinde duramayan bir Guardiola, sahada net vuruşlar yapamayan Barcalılar ve Gökdeniz vardı. Ne kadar istekli oynadı akşam, oysa futbolunu çok da sevdiğimi söyleyemem. Aslına bakarsanız Messi’nin oynamadığı her maçta, Messili ve Messisiz Barca arasındaki farkları da görüyoruz. Rubin’deki defansın kalitesini de es geçmeyeyim, etten kemikten değil, demirdendi hepsi sanki. Geçebilene aşk olsun!

Penaltı Maçı

Evet, evet yine aynı şeyi söyleyerek söze başlayacağım. Penaltıyı sevmiyorum, penaltıdan atılan golleri takdir etmiyorum, eğer kader değiştirici ve beraberlik sonucu atışı şeklinde de değilse, atılan penaltılara saygı duymuyorum. Buyurun, istediğinizi söyleyebilirsiniz ama kesinlikle futbol zevkimi dibe vuruyor benim bu atışlar. “zekâ işi” diyor bir arkadaşım penaltı atışları için, ben de tamamen ona katılıyorum ama bir eksik belki de bir fazlayla. Durağan topların müthiş önemi vardır bende, hele orta sahanın biraz ilerisinden atılan serbest vuruşların tadından yenmez! Ama işte diyorum ki, zekânı kullanacaksan penaltıda değil, orada kullan kardeşim. Neyse, bu konudaki görüşlerimi gayet iyi biliyorsunuz artık, maça dönelim.

Demiştim ya, bol kartlıdır bizim hakemimiz diye. Türk futbolcuları yalnız değil artık, Barcalılar’ın da ağzı yandı onun kartlarından! Maçı iyinin üstünde yönetti, ona sözüm yok. Kartların bir kısmı yerindeydi, penaltılar da öyle. Ama ne yazık ki talihsiz bir maça denk geldi, tam tadını çıkaramadık. Cüneyt Çakır’ı daha iyi, burada iyiden kast büyük turnuvalardır, maçlarda görecek miyiz, sanıyorum bunu bize zaman gösterecek ama kendisinden ümidim var açıkçası.

Berberliğe sevinen bir Rubin Kazan teknik adamı, kendini paralayan bir Guardiola, sakat halde takımına destek verip yararlı olabilmek için maça giren Messi, anlık kayıplarla serbest vuruşlardan gol kaçıran bir Pique vardı dün sahada.

Şampiyonlar ligi gruplarda ilk maçı 5-1 alan Barcelona, bu maçta berabere kalarak 1 puan ile evine döndü. Beraberliği ise, Rubin Kazan’dı.

Unutmadan, en üst paragrafta maç öncesinde söylemiş olduğum, “Pique kart görmese bari…” dileğim gerçekleşmedi, o da Cüneyt’ten nasibini alarak en azından sarı kart görerek maçı tamamladı.

Not: maçta kırmızı kart gören olmadı. Bu iyi bir şey!

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Bak Sen Piqué'ye :)

Yaklaşık bi 5-10 dakikadır gözüm bu fotoğraflarda, bakıyorum öylece. :)





Maçı nasıl yöneteceğim derdine düşmüş Japon hakem sadece bakıyor olanlara. Piqué skorun ve boyunun verdiği rahatlıkla yüzde büyük ihtimal dalgasını geçiyor karşı takımın kaptanıyla. Ölümlüksün-


Burdaki amacı çözemedim ama Iniesta'yı güneşten korumaya çalışıyor olabilir. Xabi de şaşmış anlaşılan, ne yapıyor bunlar diye bakıyor :) Yemeliksin adamım-



Ooohh. Kaptınız tabii Dünya Kupası'nı. Transferle de işin yok, yerin yurdun belli. Sevgilin ve pembe şortunla birlikte gidersin tatillere, yüzersin böyle. Taparım ben de sana. Tapmalıksın-

ps: oğlum Piqué, hastayım sana.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

İspanya Tarih Yazdı !


11 Haziran 2010 itibariyle Güney Afrika'nın ev sahipliğinde 19. Dünya Kupası başlamıştı. Ev sahibi takım G. Afrika açılış maçını oynamış, çokta güzel bir beraberlik almıştı. Ardından günde 3 maç, futbolseverlerin deyim yerindeyse gözlerini doyurmaya yetmişti. Harika giden bir Dünya Kupası ve 2 favorim vardı. (Şili'yi saymazsam) Arjantin ve İspanya. Avrupa kralını büyük oranda dillerine duyduğum beğeni ve ülke takımlarından Barcelona'ya olan hayranlığımdan dolayı destekliyordum. Arjantin ise malum. Maradona ve Messi. Dünya Kupası'nda en çok dikkatimi çeken ve " benim olmalı! " dediğim Jabulani ise baya bir tartışma konusu oldu. Yere sektiği zaman atışları zorlaştırıyor-kolaylaştırıyordu. Kaleciler için bir tuzaktı o! Ve tabii vuvuzela. Büyük bir renk kattı kupaya! Ama ne yazıkki benim hala vuvuzelam yok! :/
İşte o koskoca bir ayla birlikte 63 maç geride kalmış, 11 Temmuz akşamında 64. maç ile G. Afrika 2010 Dünya Kupası finale erdi. Biraz maçı hatırlayalım.

Sapsarı Bir Maçtı.
Güney Afrika'da yapılan 2010 Dünya Kupası'nda İspanya ile Hollanda final maçında karşı karşıya geldi. Johannesburg'daki 88 bin seyirci kapasiteli Soccer City Stadyumundaki karşılaşmayı, İngiliz hakem Howard Webb yönetti.
Karşılaşmaya iki takım da istekli başladı. Ve maç bir süre daha öyle gitti. Boğaların karşısına ilk kez hücum yapan ve pas trafiğini yıkmaya çalışan bir takım çıkınca, haliyle şaşırdılar. Birebir press yapan ve yakın oynayan Portakallar ne yaptılarsa maçı ellerinde tutmayı başaramadılar.


İlk 45, İkinci 45 ve toplamda 90 dakika golsüz eşitlikte tamamlandı. Hemen ardından uzatma dakikaları. İlk 15 dakikanında golsüz bitmesiyle herkeste "penaltı" beklentisi oluşmaya başladı. Ancak İspanya bu, kendini tehlikeye atar mı? En nihayetinde atmadı da. Kupanın başından beri iyi futbol oynamadığını düşündüğüm Inıesta devreye girdi ve tam 116. dakika da İspanya'nın final maçındaki ilk, 2010 Dünya Kupası'nın ise son golünü atmış 0ldu. İngiliz hakeminse, içten içe bu işe sevindiğini söylemeden geçemeyeceğim. hihi :)
Maçta Gösterilen Kartlar:
Sarı Kartlar: Dk. 15 Van Persie, Dk. 22 Van Bommel, Dk. 28 De Jong, Dk. 54 Van Bronckhorst, Dk. 57 Heitinga, Dk. 84 Robben, Dk. 110 Van Der Wiel, Dk. 117 Mathijsen (Hollanda); Dk. 17 Puyol, Dk. 23 Ramos, Dk. 67 Capdevilla, Dk. 117 Iniesta, Dk. 120 Xavi (İspanya)
Kırmızı Kart: Dk. 109 Heitinga (2. sarı karttan) (Hollanda)

Avrupa'nın En Büyüğüydü, Dünyanın da En Büyüğü Oldu !

Tam da bu dakikadan sonra Iniesta'nın attığı golle bütün İspanyollar ayaklandı. Sesimi dün geceki maçta kaybettim diyebilirim. Sanki kendi ülkemmişçesine ağladım üstelik kupayı alınca. Totemimiz de işte yaradı. Ah, dün geceki sevincimi anlatamam! Darısı Türkiyemizin başına (!)




İspanya Tarih Yazdı, İmza: Vicente Del Bosque
Dünya Kupası tarihinde ilk kez finale kalan İspanya, ilk kez kaldığı bu finalde de kupayı alma şerefine layık oldu! Büyük başarı! Del Bosque ve öğrencilerini yürekten kutluyorum.














Aslında çok da fazla söylenebilecek bir şey yok. İspanya hak etti ve kupayı aldı. Geride kalan bir ay, 64 maça bakacak olursak gerçekten göz zevkinin doruklarda olduğu bir Dünya Kupası idi. Güney Afrika'nın ellerine sağlık diyeceğim. Dilerim bir dahaki Dünya Kupalarını bizzat izlemeye gidebilirim. :)


Sayılarla Dünya Kupası
En hızlı gol: 3. dakikada Thomas Müller (Almanya-Arjantin maçı 4-0)
En çok gol atan takım: Almanya (16 gol)
En az gol yiyen takım: Portekiz ve İsviçre (1 gol)
Kendi kalesine atılan gol: 2
Gol olan penaltı: 9
Kaçan penaltı: 6
Gösterilen sarı kart: 258
Gösterilen kırmızı kart: 10
Dünya Kupası Ödülleri-
2010 Dünya Kupası'nda en iyi futbolcu seçilen Uruguaylı Diego Forlan 'Altın Top' ödülünün sahibi oldu.
'Altın Top' adayları arasında Forlan ile birlikte şu oyuncular bulunuyordu: Asamoah Gyan (Gana), Andres Iniesta (İspanya), David Villa (İspanya), Xavi (İspanya), Lionel Messi (Arjantin), Mesut Özil (Almanya), Bastian Schweinsteiger (Almanya), Arjen Robben (Hollanda) ve Wesley Sneijder (Hollanda).
FIFA'ya göre kupanın en iyi kalecisi İspanyol Iker Casillas oldu ve Altın Eldiven ödülüne layık görüldü.
*
Alman Thomas Müller de en yetenekli genç oyuncu seçildi. 2010 Dünya Kupası'nda gol kralına verilen Altın Ayakkabı ödülü, asist fazlasıyla 5 golü bulunan Alman Thomas Müller'in oldu.

İspanya Dünya Şampiyonluğu ile birlikte FIFA tarafından Fair Play ödülü ile ödüllendirildi. Vicente Del Bosque'nin öğrencileri toplamda 8 sarı kart görerek en centilmen takım oldular.







2010 Dünya Kupası Güney Afrika


Kupa boyunca öne çıkanlar beklendiği gibi başta hakemler, bekleneni veremeyen futbolcular oldu. Ardından yeni tanıştıklarımız tabii. Jabulani, Vuvuzela, Alman kahin ahtapot Paul, Shakira ile DK şarkısı Waka Waka vs.

Kısacası bir Dünya Kupası'nın daha sonuna geldik. Ve bundan kesinlikle eminim ki, harika bir 1 ay geçirdik. Ağladığım, sevinçten deliler gibi bağırdığım, küfürler ettiğim, hırçınlaştığım, izleyemediğim için bulunduğum alanda gün boyunca surat astığım, formalara, biralara, iddaa kuponlarına bonkörce para yatırdığım ve seyir zevkinin doruklarda olduğu bi dünya Kupasıydı. Dilerim gelecek seferkini, bizzat yerinden, Bebimle izleyebiliriz. :)

Ev sahipliğini Güney Afrika'nın yaptığı 2010 Dünya Kupası'nın final maçında şampiyon, Hollanda'yı Iniesta'nın 116. dakikada attığı golle 1-0 yenen İspanya oldu. Tarih yazdı ve üstüne bir de manşetlere oturdu. Ee ne diyelim, bunu zaten hak etmişti! Kupanın tadını çıkar İspanya!

Dünya Kupası resmi olarak bitmiş olabilir, ama daha onunla ilgili yazamadığım çok şey var! İlerleyen günlerde hepsini buradan okuyabileceksiniz!

Sevgiler, saygılar, futbol dolu günler!

Hasta la vista!


11 Temmuz 2010 Pazar

Dünya Kupası

İşte bu görüntü tam da bundan 1 ay öncesinde öyle içimi açmıştı ki! Emindim bunun harika bi Dünya Kupası olacağından. Başta çokta sevemedim aslında, "güçlüler" şaşırttı hepimizi. Ama daha turnuva başlamadan yaklaşık bi 2 ay öncesinde yaptığımız sohbetin ardından favorilerimin Argentine ve Spain olduğunu söylemiştim. Kupanın başlamasıyla da, Lugano'dan dolayı çok fazla sempati duyduğum Uruguay gözümü-gönlümü açmış, favorilerimi 3'e çıkarıp bir de göz dolduran futbola inançlarıyla Şili'yi eklemiştim. Favorilerimin 3'ünden 2'si yani esas favori takımlarım yarı finale kalmayı başardılar. Büyük gurur! Ardından Arjantin yenilgisi falan. Başından beri söylüyorum, hayatımda değişemeyeceğim şeylerin listesini yapsam üst basamaklarda futbol, onun alt listesinde de Fenerbahçe ve Barça gelir. Eh, hal bu olunca da Barça'dan dolayı İspanya'yı inanılmaz çok seviyorum!

*





Dünya Kupası'na damgasını vuran futbolcu-hakem-teknik direktör üçlüsüne bir de ahtapotumuz eklendi, iyi mi! Aslında bu garip hayvan, baya bir kıdemliymiş de, adını ancak duyurabildi. İsmi Paul, bilmeyenlere tanıtalım kendisi Alman asıllı. Almanya'nın oynadığıı tüm maçlarda onun görüşü alınıyor. Ve akşamki maçı saymazsak Paul Dünya Kupası'nda %100 doğru tahminlerde bulundu. Bundandır ki adı "kahin ahtapot Paul"e çıktı. Dilerim akşamki maçın tahminini de doğru yapmıştır! Sonucu ne olursa olsun, bazı kızgın taraftarlar Paul'un barbekü olmasını istediklerini söylüyorlar. Bense kıymayın bu hayvana diyorum.



*

Defalarca söyledim, bu görüntünün aynısını Messimde görmek istiyorum diye ama, kısmet değilmiş(!)

Artık Piqué'm ve takım arkadaşlarında, yani benim caanım İspanyamda görmeyi arzuluyorum :))

*

Ve evet. Waka Waka'da finale sadece 1.30 saat kaldı. Tadından doyum olmayacak bi final bizleri bekliyor diye düşünüyorum, dilerim yanılmam. Şimdiden herkese keyifli seyirler!




ps: akşam için susmaya devam ediyorum!

8 Temmuz 2010 Perşembe

Finalin Adı " İspanya - Hollanda "


Leziz bi Dünya Kupası finali olacak, benden size söylemesi!
Dün geceki maçın tadından doyum olmadı vallahii..
Maçın başlama vuruşundan-son düdüğüne dek ipleri elinde tutan Boğalar yine Matadorluklarını gösterdiler ve aynı 2 sene öncesinin skoruyla Panzerleri kupadan dışarı ittiler. Çok sevindimmm, çokkk!
Vuvuzela alıp çalasım oldu bi ara. Ah Spain. Ölümlüksün-tapıyorum sana.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...