Şampiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2014 Pazar

Şampiyon David Luiz!

İnternette dolanırken, minik bir taraftardan David Luiz'e mektubuna rastladım ve aynen sizinle paylaşmak istedim...


"Merhaba David Luiz,
Benim adım Analuz... Dünya Kupası boyunca Brezilya'nın bütün maçlarını izledim ve futbolunuzu çok beğendim. Üzgün olmaman gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çok iyi oynadın ve elinden gelenin en iyisini yaptın. Sen, harika bir kaptandın. Hayat böyle; insanlar bazen kaybeder bazen kazanır ama insanların sadece mutlu olması gerekir. David Luiz, benim şampiyonumsun.
Analuz Penna Reale"

26 Nisan 2014 Cumartesi

19. Şampiyonluk



Üç yılı aşkın bir süredir Fenerbahçeliler olarak, başka hiç kimsenin anlayamayacağı bir süreçten geçtik, belki de hala geçmekteyiz. Son dakika yıkımları, kayıplar, ani ve vedasız gidişler ile dahası, bizde mutsuzluğun sürekliliğini oluşturdu.

Ve yıllar sonra ilk kez şimdi bu denli rahat ve mutluyuz. Güvendeyiz daha doğrusu. 

Biz psikolojisi bozuk Fenerbahçeliler bu yıl ki şampiyonluğu en çok Caner Erkin'e, ruhunu sahada bırakırcasına oynayan Kuyt'a, gol sonraları secdeye yatan Sow'a, görünmez kahraman Mert'e, bizi daima ama daima uzaktan da olsa desteksiz bırakmayan Alex'e, yokluğu her defasında büyük boşluk yaratan Mehmet Topal'a, diğer yarımız olan Selçuk Şahin, Gökhan Gönül'e ve geldiği ilk günden son güne şampiyonluk yemini eden Ersun Yanal'a ve bu yolda daima dimdik duran Aziz Yıldırım'a borçluyuz.
Biz bunu çok hak ettik ve büyük ihtimalle yarın ilanını yapacağız.

Sesimiz kesilene dek tribünde yaşattığımız Ali İsmail Korkmaz'a armağan olsun en başta.

Sonra...

Sonra biz deli Fenerliler sevinelim, sokaklara dökülelim, ağlayalım, zırlayalım, kutlayalım. Çok hak ettik, tadını doyasıya çıkaralım.
19. şampiyonluğun kutlu olsun Fenerbahçem!

25 Kasım 2013 Pazartesi

Şampiyonluk Alameti



Son haftalarda, üst üste gelen galibiyetlerle zor günleri geride bırakmış olmanın muazzam hazzını yaşıyorum.

Geçen senelerde deseler, “bir adam gelecek ve oynadığınız her maçtan sonra, ertesine güne ve hatta tüm haftaya ağzın kulaklarında başlayacaksın.” Hakikatten inanmazdım. Ama olabiliyormuş meğer.

Ersun Yanal…

Aslında özellikle hassas olmaya çalışıyorum Ersun hoca konusunda. Önceden konuşmamak, ağzımı kapalı tutmak için büyük özen gösteriyorum. Ama atılan gollerden sonra, kulübede sevinçten kendinden geçişini görünce, duramadığım da oluyor elbet.

Oynanan dört maçta, son dakikada atılan goller sayesinde tam sekiz puan kazandık. “işte bu! İstikrar! Harika!” diyecek değilim elbet. Harika olduğu konusunda itirazım yok ama böyle olmaması gerektiğine inanıyorum.

Dün akşam oynanan Antalya maçı, şimdiye dek çıktığımız en güzel ilk yarılardan birine sahipti. Ona rağmen 1-1 biten bir ilk yarı sonucu, bu kez işlerin iyi gitmeyeceğini düşündürdü bana. Oysa her şey, neredeyse Zico zamanındaki hızda ve keyifte ilerliyor. Geri düştüğümüzde, nasılsa bir şekilde o maçı çevireceğimize sonsuz güveniyoruz. İnanın, tek bir yol yedi diye maça dördündü forveti alan bir hocanız olsa, siz de bizim gibi düşünürdünüz.

Ama aynı şekilde, hoca konusunda çok erkenden konuşmamaya yeminliyim bu sefer. Aykut Kocaman zamanında yaşadığım hayal kırıklığını, bu kez yaşamamayı umuyorum.


Son olarak, bu son dakika golleri şampiyonluk alameti beyler, bilesiniz!

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Bir Sevda Ki, Kocaman



Ne kadar çok severse, o kadar çok canı acıyormuş insanın. Ve ne kadar inanırsan, o kadar çok kanarmışsın işte.
Bir gözümün kapandığı anı hatırlıyorum, bir de bunları yazmak için açtığım anı.
Bu öyle garip bir histi ki. İlk kez gerçek anlamda öldüğümü hissettim.

Stat çıkışındaki kalabalık, yalpalayarak yürümeye çalışmam, Reto'nun gözyaşları, Volkan'ın orta sahada atak başlatması, etrafımda ağlayan binlerce Fenerbahçeli, insanları iterek arabaya ulaşma çabam, Alex'in kulübedeki korkusu ve bir ses. Tek bir ses, aşina olduğum bir koku ve tüm tanımlarından, duruşundan, tarihinden sıyrılan şampiyonluk maçı...

Yere düşüyorum. Türk polisi dediğiniz üniformalı kurşun sıkıyor havaya. Bana isabet eden biber gazı...
Sonra hastanede açıyorum gözlerimi. Uyandığımda hala ağlıyorum.

İlk kez şampiyonluğu kaybetmiyoruz, ama ben ilk kez ülkeme olan sevgimi kaybediyorum. 


3 Temmuz'dan acı mı derseniz, elbette değil.
Önceden kurgulanmış şampiyonluklar acıttı mı diye sorarsanız, asla.
Ben hala, her gün 3 Temmuz 2011 Pazarının sabahına uyanırken, canımı feda etsem çok mu Fener yolunda?

Bunları yazdıktan az bir vakit sonra hastaneden çıkıyorum. Saat sabah üçe geliyor. Üzerimde hala Çubuklu formam var. Biraz tozlanmış, ama bir şey olmaz. Buradan çıkıp gittiğimde başım dimdik oluyor yine. Senin de öyle olsun Fenerbahçeli! Biz ne şampiyonluklar gördü varsın bu da gitsin. Onurumuza, rengimize ve sevdamıza zarar gelmesin yeter.

Zaten o malum günden bu yana, hangi sevincimizi dolu dolu yaşayabildik ki?
Deplasmandan defalarca galibiyetlerle dönen takımımızı karşılarken, kimin aklında başkanımız yoktu ki?

Çok zor günlerden geçtik. Adım adım zafere koştuk, pes etmeden, yılmadan, daima savaşmaya devam ettik.
Düştüğümüz de oldu üstelik. Saha içinde 30 milyonun dizine dikiş atıldığı, 20 milyonun ayağına kramp girerken, geri kalan 10 milyonun onları tedavi ettiği de oldu.


Gözlerimizi sislerle kapattıklarında dahi, karanlığın ardındaki ışığı, doğan güneşi görebildik.

Sazlı sözlü karşılamalar, halaylar türküler, kupalar şampiyonluklar değildi beklediğimiz. Bize şimdi şuanda Başkanımızı verseler, hepsinden daha değerli aslında...

Ne diyorsuk?

"Bazen hüzün vardır, bazen mutluluk. Fener sevgisinin adı konamaz! Ne kupa büyüklüğü ne şampiyonluk..."

30 Nisan 2012 Pazartesi

Şampiyon Olma Fener!


Ölümüm kendi topraklarımda olsun istiyorum. Bu, bir insanın isteyebileceği en doğal şey değil mi zaten? 

Bu isteğimin gerçekleşeceğine olan inancım, her şeyden güçlü. Çünkü ben, bir Fenerbahçe taraftarıyım. Benim evim Şükrü Saracoğlu Stadı, Can Bartu Tesisleri, Fenerium Mağazaları; benim toprağım Saracoğlu’nun toprağı. Benim nefesim Volkan Demirel’in acısı, Alex’in eksikliği, Mehmet Topuz’un direnci, Emenike’nin forma giymeden gidişi. 

Varlığı da yokluğu da Fenerbahçe’de öğrendim ben. Sevmeyi, ağlamayı, gülmeyi, inanmayı ve en önemlisi de savaşmayı öğrendim. Öğrettiler. 

Geriden geldiğimiz maçlarda öne geçmeyi öğrendim önce, ağlamadan sevinilmeyeceğini anladım hemen ardından. 
Pazar sabahlarında neşeli Pazar kahvaltıları değil, yürek burkan hapis odalarını gördüm.

Gülmedim ben çoğunlukla, hatta ondan gelen acıyı ölesiye sevdim.

Caddelerde yürüdüm, yollar yaptım, yıllar geçirdim. Adım adım zafere koştuğum da oldu, son maçta kaybedip acımı içime gömdüğüm de…

Bilmediğin şehirlere gitmek gibi, tanımadığım adamlarla, omuz omuza caddelerde, omuz omuza tribünlerde sabahladım. 

Zihnimden bir daha asla silinmeyecek, ömrümün en uzun Temmuz’unu yaşadım. Yetmedi, Çağlayan oldum. Adliye oldum, Metris’ten taştım, bir kucak dolusu aşkla ellerimden kelepçelendim.

An geldi, 20 yaşında bir çocuğun ellerinde, eldivenlerinde parladı şampiyonluk. Maç oldu, sahada ayağına dikiş atılan kalecim kaçması imkânsız golleri kurtardı. 

Bazen saniyelerin geçmesi için dua ettim, bazen de tüm yasakları ve yasaları ihlal edip sevdiğime koştum.

Ben tüm bunları yaparken, bir taraftar olarak canımı Saracoğlu’nda teslim etmenin hayalini kurarken, sizler bambaşka planlar yaptınız. Baktınız Fenerbahçe şampiyonluğa gidiyor, engellemenin her türlü yolunu aradınız. Aradığınızı buldunuz ama yine durduramadınız Fener’i.

Madem tüm Türkiye bizden çekiniyor böylesine ve tek emelleri bizi bitirmek, öyleyse bırak Fenerim. 

Atatürk’ün kurduğu bu ülke ampullerle aydınlanmaya devam etsin.

Yaptığın mücadele, ettiğin yemin, akıttığın gözyaşı, sırtındaki ter, kalbindeki sızı kabulümdür.

Şampiyon olma Fener, bana bu kadarı da yeter!

Hatta düzelteyim,

Şampiyon olma Fener, onlara bu korku da yeter!


17 Mayıs 2010 Pazartesi

Yalancı Şampiyon.

Timsah gözyaşları sahtedir de, şampiyonluğu mu gerçek olacak? Hadi ordan.
O kadar çok sinirliyim ki aslında ne yazacağımı tam olarak bilemiyorum. En iyisi başa dönüş yapalım.
Dün erken sayılamayacak bir saatte hazırlıklara başlasak da, maç saatine kadar her şeyi yetiştirmiştik. Toplu totem vardı, çubuklu formamızı giydik. Ve maç da başladı. Her şey o kadar harikaydı ki.. Tanrım, kaçan gollere bakın! Direkten döndü, Onur bi hamlede çıktı topu aldı, savunmadan döndü, korner, savunmaya çarptı, korner, serbest vuruş derken 14. Dakika'da Guiza'nın attığı golle 1-0 öne geçtik. Fener bu, 1-0'la yetinir mi hiç? Yetinmesine yetinmez de, keşke dün gece top bizi sevseydi. Ama olmadı. Her vuruş direği yalayıp geçti. Sağolsun, Trabzonspor'un kalecisi Onur herkesten ağız dolusu küfür de yedi. Ama ne yalan söyleyeyim, harika bir futbol oynadı. Her neyse, oydu buydu derken 90+3'te şampiyonluğumuzu ilan ettik. TAM BİR FİYASKO !
Sinirden bağırmaya başladı herkes. İnan bana, dün gece ağlamaktan gözlerim şişti. Ama olmayınca olmuyor işte... Neyse dedik, en azından yeni bir şampiyon çıktı falan. İyi oynadık, alamadık. Tebrikler Bursa dedik.
Eve dönmeden önce, Bursa maçını da izleyelim dedik. Aman Tanrım !? O ne ya ?! Sen kim, Beşiktaş'ı yenmek kim abiciiiiiimm ! Eğer gerçekten futboldan anlıyorsanız, bu maçın ne tür sahtekarlıklarla alındığını sizler de görmüşsünüzdür. Benim hatırladığım kadarıyla futbolcular bi 4-5 sene önce kendi kalelerine gol atmayı bırakmışlardı. Ahhh ama ne tesadüfte, Bjk kendi kalesine gol atıyor. Vah yazık.. Ve gole giden adamı durdurmak için hiçbir girişimde bulunmuyor. Sence bu maçı Bursa hakkıyla mı aldı? Bence HAYIR !

Üstelik kendilerini hemen 5. Şampiyon ilan ettiler. Abi nereye 5.sin ya ? Hadi 4 demiyorum ama bu ülkenin 3 şampiyonu var. Fenerbahçe, Gs, Bjk. BU KADAR ! Ve bu 3 takım, Türk futboluna adlarını yazdırana dek, 100 yılı, onlarca kupayı, şampiyonluğu, Uefa, Şamp. Ligini devirdiler. Daha dur be Bursa! Dün bir, bugün iki. Daha yolun çok başındasın. Ve inan bana, bu timsah yürüyüşünle de, daha fazla ilerleyemezsin.

En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz? Gs. ve Bjk'ye. Henüz zirvenin ortağı bile olamamışlar, kupa finaline kalamamışlar ama Fener'in kupayı ve şampiyonluğu kaybetmesiyle dalga geçiyorlar. Hadi gidin be ! Siz bunları yapmaya LAYIK BİLE OLAMADINIZ ! OK ?
Şimdi siz sevinin, gülün, oynayın, kutlayın, kolbastı yapın, timsahçılık oynayın, aslan kralı izleyin ne bok yaparsanız yapın, seneye sizin (bursa) Şampiyonlar Ligindeki timsah ezmenizi izlerken aynılarını biz yapacağız ! Ve yazıklar olsun ki Türk futboluna, Fenerbahçe'ye düşman kesildiniz. Yıllardır da bu böyleydi. Neyse, varsın öyle olsun. Biz takımımıza yeteriz.
BU AŞK HİÇ BİTMEZ !

Fenerbahçe Yönetimine Öğüt: Abi yeterin artık, şu Volkan'ın işine bi son verin yaa! Daum ne bok diye duruyor bu takımın başında ?! Yeterin eskileri getirip duruyorsunuz başa. Gökhan Ünal da kimmiş. Maçın son dakikalarında VUR GÖKHAN HADİ VUUURRR ! demekten öldüm yaa ! Adam topa vurmayı bilmiyorrrr, uyann Türkiyeee, rezilliğine uyann !!!
Hilelerle, hak etmediğim bir şampiyonluğu almak yerine, HAK EDEREK kaybettik ulan ! VAR MI ÖTESİ ?!

Dipnot: Fener'i çekemeyenler top alsınlar, sektire sektire YOL ALSINLAR !
Bkz: Bursa'da çok top vardır.

Dinle : Rütbeni Bileceksin !!!!!!!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...