Mehmet Topal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Topal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2014 Cumartesi

19. Şampiyonluk



Üç yılı aşkın bir süredir Fenerbahçeliler olarak, başka hiç kimsenin anlayamayacağı bir süreçten geçtik, belki de hala geçmekteyiz. Son dakika yıkımları, kayıplar, ani ve vedasız gidişler ile dahası, bizde mutsuzluğun sürekliliğini oluşturdu.

Ve yıllar sonra ilk kez şimdi bu denli rahat ve mutluyuz. Güvendeyiz daha doğrusu. 

Biz psikolojisi bozuk Fenerbahçeliler bu yıl ki şampiyonluğu en çok Caner Erkin'e, ruhunu sahada bırakırcasına oynayan Kuyt'a, gol sonraları secdeye yatan Sow'a, görünmez kahraman Mert'e, bizi daima ama daima uzaktan da olsa desteksiz bırakmayan Alex'e, yokluğu her defasında büyük boşluk yaratan Mehmet Topal'a, diğer yarımız olan Selçuk Şahin, Gökhan Gönül'e ve geldiği ilk günden son güne şampiyonluk yemini eden Ersun Yanal'a ve bu yolda daima dimdik duran Aziz Yıldırım'a borçluyuz.
Biz bunu çok hak ettik ve büyük ihtimalle yarın ilanını yapacağız.

Sesimiz kesilene dek tribünde yaşattığımız Ali İsmail Korkmaz'a armağan olsun en başta.

Sonra...

Sonra biz deli Fenerliler sevinelim, sokaklara dökülelim, ağlayalım, zırlayalım, kutlayalım. Çok hak ettik, tadını doyasıya çıkaralım.
19. şampiyonluğun kutlu olsun Fenerbahçem!

11 Kasım 2013 Pazartesi

Günaydın Fenerbahçe!


Bugünkü günaydınım, Emenike ofsayttayken pasını vermeden önce ona eliyle durmasını işaret eden Webo'ya, maçtan maça sevgimin katlandığı Mehmet Topal'a, demir adamlarım Alves, Egemen'e ve son olarak da istediği an kalbimi alıp kendi kalbiymiş gibi kullanabilecek olan Ersun hocama! 

Günaydın forma giyemediği maçta sarı kart görüp cezalı duruma düşen Sabri!



-işte böyle, her sene böyle!-

12 Mayıs 2013 Pazar

Miyav!




Son birkaç gündür “Kediye rakı içirirsek ne olur?” diye düşünüyordum. Ne garip, öyle değil mi?

Bu sorumun cevabını bu akşam, tribündeki rakip takım taraftarı takımına küfrederken santrada “zıplayan” Galatasaraylı futbolcular sayesinde almış oldum. Bazı kediler, “Aslan sütü” olayını çok yanlış anlamışlar sanırım.

Ah be Fatih Terim. Ah be İmparator Terim! Sen de ayranı mı fazla kaçırdın, ne yaptın bilemedim. Sahi, sence ne zaman göreceksin Saracoğlu’nda bir Galatasaray galibiyetini? En son gören futbolcularının başında yine sen vardın. Onlar pes edeli çok oldu zaten. Sen ne zaman geniş çaplı hayaller kurmaktan vazgeçeceksin?

Şampiyon gelmişsin, şampiyon gidiyormuşsun. Eyvallah, öyle oldu da, sizce de bu sene çıta biraz yükselmedi mi? Geçen sene en azından beraberliği kutluyordunuz. Bu sene ise mağlubiyeti. Eh, her geçen sene sızı artıyor tabii hocam, haklısınız…

Bu arada asıl sormak istediğim soru, Drogba’nın bu maçta oynayıp oynamadığı. Çünkü ben kendisini, Fenerium Alt D tarafından pek net göremedim de. En son Akhisar maçından hatırlıyorum Drogba’yı. Sanırım orada bıraktınız, 60. Dakikada.

Fenerbahçe’ye gelecek olursak.

Artık bazı şeyler kesinlikle değişmeli. Galatasaray galibiyeti hiç kimsenin yelkenlerini suya indirmeyecektir. Sesimizin ulaşabildiği her yerden, hala “istifa” demeye devam…

Belki bizim söylememizle ve de benim yazmamla olmayacak ama şu an için en büyük isteklerimden biri de Volkan’ın bu takımdan gitmesi. Maç içindeki olayda haklı olup olmaması beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Yıllardır Volkan’ın yaptığı hatalarla bile birçok insan kriz geçirdi. Ki bunu Fenerbahçe takımının tamamına yorduğumuzda, durum sahiden de vahim.

Bizde sevinecek bir şey yok. Galatasaray’ı yendik, klasik. Bence bu Şampiyonlar Ligi durumumuz dışında hiçbir şey ifade etmiyor. Şu sıralar tek bildiğim ve inandığım, dibe vurmadan yükselemeyeceğimiz. Yenilenme, yapılanma şart.

Şükrü Saracoğlu Stadı’nda sezonu böylece kapatmış olduk. Taraftarın, takımı deli gibi özleyeceği üç ay var daha önümüzde.

Hakkını verelim, güzel kapattık maçı.
Saha içinde iyi mücadele eden takım, tribünde sesi yettiğince takımına destek olan taraftar ve “santrada miyav diyen bir aslanla”, bir derbi daha geride kaldı.

Sonuç mu?

14. yıl.

14 Şubat 2013 Perşembe

İçimizdeki İrlandalı




Bundan on yıl kadar önce “hainliği” ne güzel tanımlamıştı Mustafa Denizli, içimizdeki İrlandalılar diyerek. Dün akşam Fenerbahçe takımı için sahada iki İrlandalı vardı. Hakem ve Meireles.

Meireles Türkiye’ye gelene kadar, futbolculuk kariyeri boyunca hiç kırmızı kart görmemiş bir adamdı. Fenerbahçe’ye geldikten sonra, henüz ilk derbi maçında tanıştı kırmızı kartla. Arma öptü, günü kurtardı. Ardından, belki de Fenerbahçe takımı için en önemli sayılabilecek maçlardan birinde, daha üçüncü dakikada rakibine tekme atarak, kırmızı kartla olan ilişkisini geliştirdi. Gerek var mıydı? Asla. Meireles’in daha maçın ilk dakikalarında yaptığı bu hareket, takım içi disiplinin sarsılma noktasında olduğunun en somut örneği. Portekiz milli takımında, neredeyse takımın en iyi adamı olan Meireles, Türkiye’ye gelince ne değişiyor? Ya da belki de asıl soru, Fenerbahçe takımına “iyi, gol kralı, çok yetenekli” diye getirilen yabancı futbolcuların %90’ı neden geldikleri ilk ayda kariyerlerinin son günlerini yaşıyormuş gibi oynuyorlar?

Fenerbahçe takımı son birkaç aydır, bir boşvermişlik üstüne oyun kuruyor. Oynaması gerekenler yedek ya da kadro dışı, oynamaması, dinlenmesi gerekenler ısrarla her maç ilk 11.

Özellikle de Kuyt. Sözleşmesine, “her maç ilk 11 oynayacak” gibi bir ifade konulduğunu düşünmeye başladım artık. Daha geçtiğimiz haftalarda futbolcunun kendisi, formsuz olduğunu ve dinlenmesi gerektiğini söylemişti. Buna rağmen Aykut Kocaman ısrarla oynatmaya devam ediyor. Bunun ne Fenerbahçe takımına faydası olur ne de Kuyt’a. Biraz dinlendirilmeli, formunu yeniden yakalayabilmesi için zaman verilmeli. Çünkü bu gidişat başta taraftar ve Kuyt’ın arasını açacak. İlerleyen zamanlarda da Kuyt’ın bu takımdan gitmesine sebep olacak.

Ne yapılmalı derseniz, ilk olarak Baroni yerine Salih olmalı. Kuyt bir süre dinlendirilmeli, Mehmet Topal zaten Emre’nin boşluğunun hiçbir zaman dolduramadığı için, formayı ona teslim etmeli.

Dün akşamki maç için söylenecek son söz, Bate iyi değil, Fenerbahçe kötüydü. Artık Fenerbahçe takımının tek şansı, kendi stadında “seyircisiz” oynayacağı maç.

31 Ocak 2013 Perşembe

Sussam Olmuyor, Susmasam Olmaz





Futbol ne garip şey.

An geliyor en büyük tutkun oluyor, an geliyor nefretin. Hüznün de onunla, sevincin de. Farkına varmıyorsun belki ama zamanla hayatın oluyor.

Ya biz taraftarlar olarak çok nankörüz ya da futbol tam anlamıyla bunu gerektiriyor.

Transfer dönemi demek, özellikle son zamanlarda, Fenerbahçeliyseniz dert demek, endişe demek. Geçen koskoca sürenin ardından bence Fenerbahçe takımı adına sorulması gereken tek bir soru var: Bir şeyin yanlış olduğunu görmek için, illa o yanlışı deneyimlemek mi gerekiyor?

He eğer bu sorunun cevabı evet olacaksa, pek sevgili Aykut hoca Alex’imizi gönderirken yaptığı hatayı ne zaman fark edecek? Emre’de yaptığı hatayı fark etmesi çok uzun zaman almadı ama kasadan yüklü miktarda para almış oldu. Gereksiz bir Mehmet Topal transferi özellikle de.

Emre’nin gidişi ve dönüşü arasındaki süre kısa gibi gözükebilir ama bize o kadar çok şey kaybettirdi ki. 
Takımda sesi çıkan, ağırlığı olan futbolcular değiştir. Bu da takımı “Fenerbahçe” kimliğinden uzaklaştırdı.

Garip bir dönem geçirdik anlayacağınız.

Gerçi asıl garipliği şimdi yaşıyoruz. Transferde yönetimin tek yaptığı: Ctrl + Z

Reto’nun gelmesine taraftarın büyük kısmı karşı çıkıyor. Ben bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyorum. Lefter’in cenazesindeki ve Süper Final maçlarındaki Galatasaray’a attığı golden sonraki Reto’yu düşününce, biraz yumuşuyorum.

Geçen zaman bize Salih’i kazandırdı. Beykan için erken konuşmak istemiyorum. Daha nice güzel çocuklarımız var A2 takımımızda. Zamanla hepsi çalıştıkları takdirde A takıma yükseleceklerdir elbette.

Yönetimle taraftarın arası bozuk. Nasıl olmasın ki? Verilen sözler tutulmuyor, yıllardır bile bile bazı şeylere göz yumuluyor ve hala bizlerden sabretmemiz bekleniyor.

Sussan yönetim yalakası, konuşsan Fenerbahçe düşmanı, Alex’i destekleyip sevsen, hain.
Söylenecek öyle çok şey var ki.

Şimdi ben tüm bunları buraya yazsam olmuyor, yazmasam olmaz…

2 Ağustos 2012 Perşembe

Gerçekten Egemen Mi?



Eğer bir sonraki gün maç olduğunu bilip gece heyecandan uyuyamıyor ve maç sonu içinizde binbir sıkıntı ile aynı yatağa uykusuz dönüyorsanız, geçmiş olsun.


Siz de Fenerbahçelisiniz.

Kadıköy'de nasıl bıraktıysak Fenerbahçe'yi, dün yine öyle bulduk. Farklılıklar da vardı elbet. Mesela orta saha yoktu dün. Günlerce bas bas bağırıp “Emre'yi göndermeyin” derken bunu bilerek konuşuyorduk işte. Daha ilk resmi maç diye defansa çekilebilirsiniz ama kısa sürede pes edersiniz. Çünkü Mehmet Topal'ı biliyor, tanıyoruz. Ve hepimizin bildiği bir başka şey ise, Emre'nin topal halinin bile Mehmet'ten iyi olacağı...

Sahada güzel şeyler de vardı. Binbir umur Alex vardır mesela. Sanki onuncu sezonunda Fenerbahçe forması giyiyor olan Kuyt vardı sonra. Bekir bir de... Hasan Ali içinse ayrıca bir parantez açmak istiyorum. Adam o kadar rahat, o kadar iyi oynuyor ki! Onun oyunu karşısında bana sadece bozulmamasını dilemek kalıyor.

Ancak dün sahada öyle çok yanlış vardı ki, güzelliklerin üstü de çabucak örtüldü. Yazının başlığına bakıp, Egemen'den bahsedeceğimi düşündünüz değil mi? Ama hayır, bahsetmeyeceğim. Maç esnasına Egemen kendinden öyle çok bahsetti ki, bana gerek bile kalmadı.

Bizim en büyük sorunumuz ne, biliyor musunuz? Hataları söylemekten kaçınmak. Evet, belki bizler söyleyince ya da yazıp çizince bir şeyler değişmeyecek ama hatanın üstünü tekrar tekrar örtmek, hata yapmaktan daha acımasız.

Bazı kritik maçlar vardır Aykut hoca, ben o maçlarda düzen ve saha futbolu istemem. İyi futbol umurumda bile değildir. Öyle önemlidir ki mesela o maç, ben sadece iyi skor isterim senden. Hoş, bunu ne zaman istesem ikisine de sahip olamıyorum.
En çok da bu geçen iki ay içinde takımın kampta ne yaptığını merak ediyorum hocam. Ateş başı kafası mı?

Son olarak Vaslui takımına değinecek olursam, geçmişi dar bir kulüp olduğundan sanırım, takımın futbolcuları da profesyonellikten oldukça uzaktı. Maçın %40'ını yerde yatarak geçirdiler. Hakem mi? Elbette kart çıkartmadı. Söz konusu Fenerbahçe olunca, rakip hiçbir zaman tek olmuyor ne yazık ki.

Bazen yanlış seçimler ve bu seçimlerin doğurduğu hatalar, bazı horozları kendi çöplüğünde ötmeye mecbur bırakır. Ne diyelim; kendi çöplüğümüzün dar geleceğini anlayıp, ona göre oynayacağınız bir rövanş maçı olsun..



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...