Sivasspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sivasspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2012 Pazar

Savcı Abi, Naber?




Aslında haberler bizde, sen de biliyorsun.

Abi dediğime de bakma. Saygıdan değil, yenmiş olmanın haklı gururundan abi diyorum sana. Hani tribünde, gol olduktan sonra hiç tanımadığın bir adama dönüp de, “nasıl koyduk be abi” dersin ya. İşte o tatta söylüyorum ben de sana.

Nasıl koyduk be savcı abi?

Bir stat, nasıl böylesine güzel kokabilir…

Saraçoğlu’na adım atmak, tüm dert ve kederlerini kapı dışında bırakmaya eş değer.

Evet, belki çok iyi oynamadık. Tribünde de olağanüstü değildik çoğuna göre.

Ama inanın, bunların zerre kadar bir önemi yok.

Dün öylesine farklı hislerle döndüm ki eve. İlk kez böylesine bir güç hissettim.

Dakikalarca, hatta saatlerce sevgisinin sınırını zorladım.

Bizim Fenerbahçe’ye olan sevgimiz ebedi Savcı abi.

Farkındasınız değil mi? Hiçbiriniz bu sevgiyi engelleyemiyorsunuz.
Engelleyemeyeceksiniz.

Adımıza ceza da, ödül de deseler oradaydık işte.

“Sen bizim Kocaman gururumuzsun” diye bağırırken nasıl gerçeksek, yediğimiz gollerden sonra ağlarken de o kadar gerçektik işte.

Kulaklarını da epey bir çınlattık tribünde.

Ben bu satırları yazarken, siz bambaşka hainlikler peşinde olabilir, planlar yapabilirsiniz. Birkaç gün sonrasına gözümüzü açtığımızda, olması imkânsız şeylerle karşılaşabiliriz.

Varsın olsun. Sizin yaptıklarınız bizi yıpratmaz.

Bizi ancak, sahada layığıyla oynamayan adam yıpratır, saç baş yoldurur.

Varsın yoldursun. Sonunda ölüm bile olsun hatta.

Galibiyetleri için sevmediğimiz gibi, mağlubiyetlerinde de sevmekten vazgeçmeyeceğiz.

Böylesine güzel ve böylesine birbirine bağlı bir taraftara sahip olduğu için belki de dünyanın en özel takımıdır Fenerbahçe.

Bizlerin de en büyük şansıdır Fenerbahçeli olmamız.

Ne diyordum? Sana selam olsun savcı abi, biz şike şike yolumuza devam ediyoruz!

16 Şubat 2012 Perşembe

Dişi Kanaryalara Duyuru!

Fenerbahçe'nin futbol kalitesini arttıran en güzel şey, işte bu bitmek tükenmek bilmeyen aşkı yaşatan Dişi Kanaryalar..
Öyle güzelsiniz ve öyle coşkulusunuz ki..

Şimdiden biten bilet sayısı 43 bini geçmişken, hiç kimse bize, kendilerinin, sözde büyüklüklerini anlatmasınlar..

Kadınıyla, çocuğu, erkeği, hastası, yaşlısıyla, çok büyüğüz Fenerbahçem!

Maça gelecek kadınlarla, maç öncesi buluşalım, keyfimize keyif katalım diyoruz..

Bize katılmak isteyenler ulaşırlarsa, harika olur.

Haydi Dişi Kanarya, gücünü gösterme zamanı!

9 Şubat 2012 Perşembe

Maraton D Blok!

18 Şubat Cumartesi günü Fenerbahçe - Sivasspor arasında oynanacak maç için görev sırası Dişi Kanaryalar'da!

Önceden de söylediğim gibi, gücümüzü gösterme zamanı!

Pankarta meyilli ve fanatik ruhlu Dişi Kanaryalar olarak Maraton D Blokta toplanacağız. Günün anlam ve önemi için pankart hazırlayacağız.
Tüm bu güzellikler içinde olmak isteyen Dişi Kanaryalar lütfen iletişime geçsinler.

Birbirimize ihtiyacımız var!

Haydi Dişi Kanaryalar, göreve!

7 Şubat 2012 Salı

Nöbet Değişimi



Kadınların tribünde olmasını bir çeşit ceza olarak gören TFF ve diğerlerine, bu kez gücümüzü göstermeliyiz..

18 Şubat Cumartesi günü Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda oynanacak olan Fenerbahçe - Sivasspor maçında görevdeyiz Fenerbahçe'nin hatunları!

Bu kez birleşelim, birlik olalım, hazırlanalım.
Ve daha güçlü çıkalım tribüne..
Cezayı, bir çeşit ödüle dönüştürelim.

Okuyan okumayana duyursun, hep birlikte 18 Şubat günü tribünde olalım!

Birlik olmak için iletişim: arzubicakci@hotmail.com

Zaman, gücümüzü gösterme zamanı!

19 Kasım 2011 Cumartesi

Es-Es Dediler, Esemedi!




Nasıl zor bir lig, farkındasınız değil mi? Futbolcuların maçın başlama düdüğüyle omuzlarındaki baskı ve yük öylesine artıyor ki, “bu adam niye koşmuyor” diye sorduğumuzda sebebini anlamıyoruz bile. Oysa bir bilsek, 3 Temmuz’dan sonra artık tüm takımlar için her şeyin zorlaştığını, daha da zorlaşacağını… Bilmiyoruz, anlamıyoruz. Üstüne bir de yargısız infaz yapıyoruz!

Sivas deplasmanından sonra avucumuzdan rekorun akıp gitmesine kızamadım bile. İtiraf edeyim, zerre kadar umursamadım. Söylemiştim zaten ta en başında, rekorları, kupaları ve şampiyonlukları için sevmemiştim; başarısızlığı ya da hataları yüzünden sevmekten de vazgeçmeyecektim.

Söylediğim bir başka şey de, Milli maç aralarından hiç hoşlanmadığımdı. Futbolcuların düzenini bozuyor olması en büyük nedeni zaten. Hatta şöyle söyleyeyim, tek olumlu yanı diğer takım futbolcularıyla birlik olmak, aynı amaç uğrunda çalışmak, aynı forma altında ter dökmek. Ama bunun da değerini bilmiyorlar, onu da lekeleyip sevilmeyecek hale getiriyorlar. Milli maça kulüp formasıyla gitmenin rezilliği bir yana, kendi takımının futbolcusunu saha içinde diğer takım futbolcularından ayırmak bir yana. Öyle kötü şeyler ki bunlar… Biz ki Türk milleti olarak futbolda birleşmeyi alışkanlık haline getirmiş; Beşiktaşlısı, Galatasaraylısıyla tribünde omuz omuza olmayı sevmişiz. Ama dedim ya, bunu da bozdunuz, ihanet ettiniz. Futbolda birlik yok artık, parçalanma ve dostluktan yoksunluk var!

Fenerbahçe-Eskişehir maçına gitmemin başlıca sebebi Volkan Demirel’di. Ona yalnız olmadığını gösterecektik, evet. O hiç gol yemeyecek, en zor pozisyonların altından ustaca kalkacaktı. Milli maçta yaptığı çok büyük bir yanlıştı ama ona yapılan sırtından vurmaktı, ihanet ve alçakçaydı. Demir eldi o, demir eldivendi. Son birkaç yıldır Milli takımı sırtlamış, öyle ya da böyle götürüyordu. Bizdi her şeyden öte, bizdendi. Sarı ve lacivertten önce, kırmızı ve beyazdı. Ama anlamadınız, anlamayacaksınız.

Maç hakkında söyleyecek çok bir şeyim yok. Sadece Caner’e nazar değmemesi için dualar etmeye başlayacağımı düşünüyorum. Çünkü o artık bana göre takımın vazgeçilmezi. Uğur ile oturaklı bir ikili oluşturdular, müthiş bir uyum içerisinde götürdüler maçı. Dilerim bundan sonra da böyle devam eder Caner, bir kez daha yanıltmaz beni. Uğur’u ise uzun zamandan sonra formda görmek inanılmaz mutlu etti beni. O bizim, Fenerbahçe’nin çocuğuymuş meğer… Bir de son haftalarda futbol zekasını olduğunu gibi sahaya koyan Baroni var, aslında iyi ki var!

Deplasman yasağının ilk somut protestosu Fenerbahçe taraftarından geldi. Evet, tribünlerin tamamı destek verseydi belki daha etkili olurdu ama bence bu bile büyük bir adımdı. Teşekkürler çocuklar!

Evet, maçın 90 dakikası boyunca tribünde kalamadım. Yorgun gittim, titreyerek döndüm. Bunun olacağını zaten biliyordum. Maçın ortasında sarı-lacivert tezahüratları yapılırken gözlerimi kapadım ve dinledim sadece. Gözlerimden akan yaşlara engel olma gereği bile duymadım. Kokladım uzun uzun Saraçoğlu’nu, havasını içime çektim durdum.

Öyle çok derinden sevdim ki Fenerbahçe. İyi kötü, yağmur çamur dinlemeden yanında olmaya yemin ettim üstelik. Ne kadarını gerçekleştirebildim bilmiyorum ama varlığın bambaşka dünyalara götürüyor. Üstelik Saraçoğlu’nda aradığım her şey var. Aşk, güven, huzur, mutluluk, gözyaşı, heyecan ve en önemlisi de özgürlük. Saraçoğlu artık olduğundan daha fazla özgürlük kokuyor.

Eskişehir hakkında yazmadığımı fark ettim. Ama zaten başlık her şeyi özetlemiyor mu? Eskişehir taraftarının –ki en güvendiğim taraftar grubudur ama yine yanılttılar, çirkefliği maça futbolculardan daha çok damgasını vurdu. Ama sonuçta, taraftar Es-Es dedi, Eskişehir esemedi!





4 Kasım 2011 Cuma

MHK 2 – 0 Fenerbahçe

Skor şimdilik böyle, evet. Hem de tam anlamıyla, haksızlıkların ve iç çekişmelerinin ortasında oynanan bir maçın ardından gelen deplasman skoru bu Fenerbahçe’nin. Sakın Sivassporlu futbolcular yanlış anlamasın. Akşamki maçta bariz üstünlükleri vardı, ona diyecek zerre kadar lafım yok zaten. Sadece güzel futbollarını tebrik ederim, dilimden de bir tek bu gelebilir…

Öyle zor bir dönemden geçiyor ki Fenerbahçe… Siz bitti, toparlandılar sansanız, dışta bu kimselere belli edilmese dahi o zor dönemlerin üzeri tozlanmadı hala. Geçen her gün boğazda bir yeni düğüm oluştururken, içte yaşanan çalkantıların dışa, futbola ve özellikle taraftara yansıtılmaması için büyük çaba sarf ediliyor.
Duymuşsunuzdur belki, duymadıysanız da ben söyleyeyim. Son birkaç gündür aynı şeyler yazılıp çiziliyor: “Fenerbahçe Bank Asya’ya düşürülecek.” Bu konu hakkındaki tüm düşünce ve yorumlarımı zaten biliyorsunuz, uzunca tekrarlamak istemiyorum şimdi. Asıl anlatmak istediğim, Temmuz başında ortaya çıkan bu “zorlu dönemin” henüz bitiş düdüğü çalınmadı. Müsabaka ne zaman biter, inanın bilmiyorum. Ya da biter mi, bu “haksız” karalama bir son bulur mu, hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim, Fenerbahçe’nin her geçen gün birbirine daha çok bağlandığı. Önüne eklenen sayısız sıfata rağmen, sadece rengine ve armasına gönül vermiş taraftarın, gittikçe katlanan sevgisinin büyüklüğü, hiç ama hiç bitmeyecek. Lider Fenerbahçe, mağlup Fenerbahçe, namaglûp Fenerbahçe, şampiyon Fenerbahçe, Bank Asya’da Fenerbahçe… Bunların hiçbiri Fener sevgisinin ölçütü değildir, asla da olmayacaktır.

Tam 27 maçtır yenilgi yüzü görmeyen Fenerbahçe, son iki maçtır ağır darbeler sonucunda MHK karşısında çıktığı deplasman maçından 2-0 yenik ayrıldı. Varsın ayrılsın, seri de rekor da gitsin. Gerçi şundan eminim, bu yenilgi Fenerbahçe taraftarını biraz sıkmıştır. Zira yaklaşık bir yıldır “yenilginin” sözlük karşılığını unutmuşlardı. Ama yine de bu Fenerbahçe’ye hiçbir şey kaybettirmedi.

Neyse, ne diyordum? Verilen yanlış kararlar, zamanlamasız çalınan düdükler ya da çalınmayanlar, yersiz kartlar ve soluksuz cahilliklerin sonunda büyük bir Fenerbahçe düşmanı daha, en azından “kendi içinde” alt edildi. Nasıl mı? “sonucu ne olursa olsun” takımının arkasında duran taraftarın desteğiyle.

Şimdi ister Bank Asya’ya, ister zirveye…


 Bu arada, yukarıda gördüğünüz de bir ofsayt pozisyonu. Arada maçlara seçeceğin hakemlere bunun ne anlama geldiğinden bahset MHK. 

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Üç Büyüklerin İkinci Hafta Alarmı


Spor Toto Süper Lig’de Pazartesi günü oynanan maçlarla ikinci haftayı da geride bıraktık.


İlk haftaya Sivas deplasmanındaki yenilgiyle gözlerini açan Galatasaray için durum ikinci haftada da değişmedi. Geçen sezonun şampiyonu timsahları evinde konuk eden sarı-kırmızılı ekip, ne yazık ki garip futbollarıyla Bursa’ya boyun eğmek durumunda kaldılar. Futbollarının çok da göz doldurmadığı iki takımdan, lige iyi başlangıç yapan Bursa oldu. Henüz ligin çok başında olmamıza rağmen bu başlangıcın Galatasaraylı taraftarları üzdüğünü söyleyebilirim.

Ligin açılışını İzmir’de yapmış olan kartallar, ligin yeni takımı Bucaspor’un konuğu olmuşlardı. Beşiktaş açısında oldukça kolay bir maçın ardından, ilk hafta evine 3 puanla döndüler. Tırnak içerisinde söylüyorum, Bucaspor’un futbolunu es geçemeyeceğim. Zira lige yeni gelen diğer takımlara göre gayet de iyi oynadığını gördüm. Dilerim ilerleyen zamanlarda İzmir’in çocuklarını ligde eserken izleyebiliriz. İkinci haftaya dönersek, Beşiktaş yine “kolay” sayılan bir rakiple, İstanbul B.B. ile kendi evinde oynadığı maçtan, yenilgiyle ayrıldı. Bu yenilgiyle çok da sarsılmayan kartallar, üçüncü haftada bunu telefi edeceklerinin sinyalini verdi…

Gelelim ligin golü en bol maçına. Hangisi mi? Tabii ki Trabzonspor-Fenerbahçe maçından bahsediyorum. Maçın hikâyesi güzel, öncesi güzel olmasa da… Öncesi dediğim, Trabzon’la oynanan son iki maç Fenerbahçe’nin en büyük hayal kırıklığıydı. Dillere destan, eleştirilere kapak olmuştu… Maçın hikâyesine gelince: Gün boyu Biz Bıyıksızlar’dan 7 hatun bir aradaydık. Güzel güzel sohbetlerimizi yapıp, ligin mini değerlendirmesini yaptık, bir de güzel eğlendik! Saatlerin 20,30’u göstermesiyle Taksim’de bulduk kendimizi. Masamıza oturmuş, rahat rahat futbolumuzu izliyoruz. Yanlış anlaşılmasın içimiz değil, duruşumuz rahattı. Zira Trabzonspor maçı bu, şakaya gelmez! Başta kalede genç yetenek Mert’in olmasını eleştirenlerin karşısında dursam da, yediğimiz ilk iki golden sonra yanlarına sokuldum… Kabul edelim, üzerindeki sorumluluk ağırdı… Ligin en göz dolduran futbolu ise bu maça aitti. “Başını çevirsen, gol pozisyonunu kaçıracaksın” tadında bir maçtı. Bağrışmalar, sinir-stres, hüzün ve sevinç içinde sonlandı maç. Trabzonspor kendi evinde gollerden birinin Fenerbahçeli futbolcunun kendi kalesine atışından gelen 3-2’lik bir skorla mağlup etti. Fenerbahçe’de maçın en beğenilen adamı hiç şüphesiz Stoch-Niang ikilisiydi.

Hazır üç büyükler ligin ikinci haftasında alarm vermişken, Anadolu takımlarından bir atak bekliyoruz. Söylemeden geçmeyeyim, hafta içi oynanacak olan maçlarda takımlarımıza güvenimiz tam bir şekilde, başarılar diliyorum…

 
Bıyıksızlar!

15 Ağustos 2010 Pazar

Spor Toto Süper Lig 2010/11 Sezonu


Spor Toto Süper Lig dün oynanan 4 maçla sezonun ilk yarısını açtı. Oynanan ilk maçlardan edindiğim izlenimlere göre sert bir sezon olacak.
Lige Sivas deplasmanında kötü başlayan Galatasaray, bütün okları kendine çekti. Bu sezon için Galatasaray'ın kadrosunu beğenmediğimi zaten söylemiştim. Bu maçta üstüne tuz biber oldu. Üstelik maçı ilk yarıda attığı golle 1-0 önde götüren sarı-kırmızılılar, Sivas deplasmanında 5. kez puan kaybıyla evine döndü.
Galatasaray maçının çirkinliklerinden çok fazla söz etmek istemiyorum, izleyen bilir. Ama şuna değinmeden geçemeyeceğim, Rijkaard dün yapmaması gereken o kadar çok hata yaptı ki, onu kim kurtarır bilemiyorum!
Maçın skoru: Sivasspor 2 - 1 Galatasaray

Herkesin büyük bir hayranlıkla izlediği Beşiktaş maçına gelelim. Başta İzmir'in gururu Buca'nın lige çıkmasından duyduğum büyük sevinci belirteyim. Yolum İzmir'e yeniden düşerse ya da Şükrü Saraçoğlu'nda ağırlarsak İzmirlileri, gidip bizzat izlemek istiyorum maçı!
Beşiktaş'a gelince, hiçte keyifle izlemedim maçı. Maçta tek beğendiğim kaleciler oldu. Q7'nin topu sürekli sağdan soldan üstten dışarılara atmasından deli oldum diyebilirim. Lige 3 puan alarak başlaması iyi oldu yine de, ben futbolunu beğenmesem de. Beşiktaş'ın tek golünü Bobo kaydetti.
Maçın skoru: Bucaspor 0 - 1 Beşiktaş

İtiraf edeyim, diğer iki maçı izlemedim yalnızca özet görüntüleriyle yetindim. Bu nedenle pekte bilgi sahibi değilim. Eskişehir'in maçına özendim, ne yalan söyleyeyim. Işıkların birden sönmesiyle taraftarın telefon ışıklarıyla sahayı aydınlatmasından çok hoşlandım. Aynı görüntüyü bizim Saraçoğlu'nda da istiyorum!

Ee artık yeni sezon başladı. Bakalım bu sezon kimler için iyi, kimler için fena geçecek, hep birlikte izleyip göreceğiz.

Ps: Akşam için susuyorum!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...