Fenerbahçe aşkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe aşkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2011 Çarşamba

Çıkış Kapısı

Bir gün elinde bavulunla, çok sevdiğin bu şehri terk edeceksin.
Ağlayacaksın belki uzun uzun, düşüneceksin sonra. Saatlerce…
Saatler günlere çevirebilir kendini elbette. Gidişin öyle kolay olmayacak zira.
Bu şehre ait en çok neyi seviyorsun deseler, sarısını ve lacivertini dersin.
En çok da taraftarı özlersin. Kadıköy’ün coşkusunu bir de, armanın kalbinde bıraktığı derin izi sonra…
Gitmeyi çok da istemezsin, bilirim. Kadıköy’den çıkış yoktur elbet ama gidene çıkış kapısı bulmak zaruridir.
Futbolcusun en nihayetinde, onlarca takımın armasını taşımayı görev bilmişsin.
Ama hiçbiri, kalbini ısıtacak kadar derine işlemeyecek bir daha.
Kaybedip terk etmeler acıtmaz belki, ama başın yastıkla her buluştuğunda kelimelerin dizilişini şaşıracaksın.
Gitmelere gebe kalmalarınla, bir başka formaları terleteceksin muhtemelen.
Ama sevgin ilelebet tükenmeyecek, bileceğim.
Taraftarım en nihayetinde, üzülürüm ben.
Ağlarım belki de ardından uzun uzun. Kanayan yaralarımın merhemini kaybetmek zor olacak, sen de beni anlayacaksın.
Gözümden akan yaş, boğazımda tıkanan söz olacaksın.
Yeminimi omuzlarında taşımış bir efsane aynı zamanda. Bir devir…
İçinde “aşk” sözcüğü geçmeden anlatılabilecek tek aşktır Fenerbahçe, bileceksin.
Gittiğinde tükenmeyecek sevgin, eminim.

Aşk hiç biter mi?

7 Temmuz 2011 Perşembe

Bir Takımı Sevmek..




Hayata gözlerimi açtığımda, bir taraftardım. Önce Fenerbahçe’yi sevdim sarı-lacivert beşiğimde, ardından büyüdükçe futbolun kendisine âşık oldum. Uykudan uyandığımda, sahanın yeşiline daldım. Hiç tanımadığım ve bilmediğim adamların sevinçlerine ortak oldum zamanla, kaybedişlerinde gözyaşının güzelliğini tattım. Annemin kucağında ilk maçıma gittiğimde tanıdım Aziz Yıldırım’ı. Sonra gerisi geldi işte…
Futbolun bin bir güzelliğiyle birlikte acısını, haykırışlarını, vedasını, karşılamalarını, inançlarını yaşadım bir bir. İçimden taşan anılarım oldu. Serhat Akın’ın yüreğini, Tuncay Şanlı’nın ruhunu, Ali Şen’in sevgisini, Aziz Yıldırım’ın onuru ve gururunu yaşadım ben. Hayatım boyunca asla vazgeçemeyeceğim şeyler listesinde, zaman zaman zirveye oynadı Fenerbahçe ve futbol…
Sevindiğinde, gözyaşlarına boğulmaktır mesela futbol. Ezeli rakip, ebedi dost Galatasaray’ı 6-0 yendiğimizde, 6 Kasım’da, belki de asla unutamayacağım kadar çok ağladım ben. Takımıma destek olabilmek için zorlu yollardan geçtim, Saraçoğlu’nda yeniden sarıldım, sığındım sevgisine.
Acı gözyaşlarım da oldu tabii, tarih hep sevinç gözyaşlarını barındırmıyor. Denizlispor maçı var mesela, acıyı ve gururu aynı anda yaşatan nadir maçlardan biridir.
Şampiyonlar Ligi’nde, çeyrek finale kaldığımız gün dün günü aklımda. “Chelsea bile Kadıköy’den geçemedi!” demiştik göğsümüzü gere gere. Gurur dolu gözyaşlarıyla sonlandı ardından, asla unutamayacağım kadar çok ağladım.
Zico’lu Fenerbahçe’yi özlediğim de oldu. Uğuruna yeminler edip, yolunu yolum yaptığım Fenerbahçe’nin acısı, hepimizin ağıtı oldu.
Ama öyle bir an geldi ki, takımıma küsme noktasına bile geldim. Bir Anadolu takımı, koskoca İstanbul takımları arasından sıyrılıp şampiyon oldu. Nasıl oldu peki? Ertuğrul Sağlam’ın başarısı diyenler çoğunlukta. Hayır, Ertuğrul Sağlam’ın değil, Beşiktaşlı İbrahim’in başarısıyla oldu. Tebrikler ettiler, alkışlayıp başüstüne koydular. Asıl tebrik kendi kalesine gol atan İbrahim’indi, kimse fark etmedi.
Ben, o maçın ardından tam bir hafta kendime gelemedim. Nasıl olacak, ne yapacağız diye düşündüm durdum. Beşinci büyük ilan ettikleri Bursa’yı Şampiyonlar Ligi’ne yollayıp, bir bavul dolusu utançla geri döndüler…
Şimdi bunları niye söylüyorsun diyenler vardır aranızda…
Bir takımı sevmek, doğrusuyla, yanlışıyla, her zaman ve her yerde onun yanında olmaktır. Nefes istediğinde nefesini vermek, ölümüne yoluna yol olmaktır. Bir takımı sevmek, ona zarar geleceğini bildiği şeylerden uzak durmaktır.
Ben bir takımı sevdim ve sonucu ne olursa olsun onun yanında olmaya yemin ettim. Fenerbahçe küme de düşse, şampiyonluğu elinden de alınsa, tüm futbolcuları gidip sadece yönetim kalsa, hisseleri düşüp beş parasız olsa da ben onun yanında olurum!
Yaşadıklarıma bakıyorum da, canım hiçbir zaman böyle yanmamıştı. İçim acıyor! Günlerdir kimseyle konuşmuyorum, uykularım düzensizleşti, doğru düzgün yemek bile yemiyorum. Aldığım nefesin ağır geldiği de oluyor, dualar edip gözyaşları akıtıyorum. Yapılan haksızlığa, adaletsizliğe, futboldan uzak kirli ellerin siyaset hırsına da lanet ediyorum!
Ben Fenerbahçe’yi seviyorum ve başına ne gelirse gelsin,  onun sonuna kadar yanında olacağıma bir kez daha söz veriyorum!
 Şimdi herkes senin karşında durmuş haklı haksız, bilip bilmeden sana iftiralar ve lekeler atarken, ben seni daha çok seviyorum!


16 Eylül 2010 Perşembe

"Fenerbahçe'yi Nasıl Yaşıyorsun?"

Kışın nefes kesici zamanları dışında, odamın penceresi açık yatarım ben. Esen rüzgar iyi gelir başta, gece dördü geçti mi üşütür inceden-bilirsiniz. O vakitlerde Fenerbahçeli battaniyeme daha sıkı sarılırım. Sabahları güneş "çat" diye yüzüme vurduğunda Fenerbahçeli nevresimle kaplı yastığımla başımın yerini değiştiririm. Sarı lacivert saatim hiç şaşmaz, 7de çalar yine; ertelemek büyük keyiftir! Varolan sorumluluklar insanı uyurken asla rahat bırakmaz. Güne lanet ederek yataktan kalkıp, Fenerbahçeli terliklerimi giyerim. Üzerinde 6 Kasım hatırası olarak Serhat-Tuncay ikilisinin fotoğrafının bulunduğu kupa bardağımda nescafemi içerim. Ilık bir duş sabahın köründe ancak beni kendime getirir. Bornozum elbette Fenerbahçeli! Ardından üzerimi değiştirip, Fenerbahçeli diş fırçam ile haşır-neşir olurum. Durum okulda da değişmez. Kolumda Fenerbahçeli bilekliklerim, Fenerbahçeli kalemim, silgim ve defterim var, her an yanımda olan. Eve döndüğümde de bu döndü devam eder. Bilgisayar masamın yanındaki duvarın bir tarafında Atatürk ve Fenerbahçe, diğer tarafında bizim fotoğraflarımız vardır. Çalışma masamda da her şey sarı-lacivert. Kalemliğim, içindeki kalemler, sandalyem vs.
Hele mevsim yaz oldu mu, tadından yenmez bir hal alır bu durum! Yazlıktaki odam bir futbol cenneti! Duvarda asılı Barcelona ve imzalı Fenerbahçe formaları, posterleri, futbol topları falan... Güneşi pek sevmem, zaten alerjim var. Fakat yazın denize sarılmadan olmaz, elbette Fenerbahçeli plaj havlum ve çantam yanımda! Öyle alışkınım ki bu renklere, olmazlarsa olamam sanki. Birlikte öleceğimizi tek hissetiğim Fenerbahçe benim. Her yer sarı-lacivert, her şey Fenerbahçe...

Bir arkadaşımın, "Fenerbahçe'yi nasıl yaşıyorsun?" sorusuna cevap olarak yazdım bunu.

Fenerbahçe dünyanın en güzel ve hiç bitmeyecek olan hastalığıdır der ve susarım şimdilik. Aslında anlatılacak öyle çok yanı var ki.. Bunlar yalnızca sevginin somut olan tarafı. Bir de soyutu vardır ki, ah anlatmaya kelimeler yetmez! Eğer olur da bir gün yetiştirirsem, paylaşırım can'larım. :))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...