Zico etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zico etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2014 Perşembe

Geçen Yine Çok İnanmışım...


Bir inanıyorum, bir inanıyorum, öyle bir inanıyorum ki, söz konusu futbol ve desteklediğim takım değil de başka bir şey olsa bu denli inanamazdım herhalde. Zaten daima da bu sebeple üzülüyorum. 

Her ne kadar üst fotoğraftaki amcayı kupacı Sadri'ye benzetenler olmuş olsa da, açıkçası maç akşamı ben de aynen bu amca gibiydim. Maçın hakkında bir şey söylemeden evvel, bizimkilere değinmek istiyorum.
Yahu nasıl oldu da bir anda hepiniz Brezilya düşmanı oldunuz ve dalgalar geçmeye başladınız? Aradaki boşluğu kaçırdım ben epey bi...
Hiç kimse olmasa Zico, Alex, Deivid hatırına inadına Brezilya dedim. Ben dedim de, onlar benim kadar inatçı değillerdi ne yazık ki.

Neymar'ın sakatlığı bu maçın skorunu derinden etkilemedi bence. Milli marşlar okunurken David Luiz'in elindeki Neymar forması, bana ne kadar hırslı olacaklarının kanıtıymış gibi gelmişti. Lakin değilmiş. 

Neden oldu, nasıl oldu bu skor...

Bilemiyorum. Evet, yanlış okumadınız. Hakikatten bilemiyorum. Aklıma gelen tek şey futbol şansı. Evet, Löw'ün Almanya'sı kilit kırıyor, evet iyi oynuyor, evet ayağa sık paslar yapıyor, evet defansı çok güçlü, evet, evet, evet... Ama bu başka bir şeydi! 
Birkaç metre ötende topla buluşan adamı durduramıyorsan, ona engel olamıyorsan zaten sahaya kaybetmek için çıkmışsın demektir sevgili Brezilya defans hattı.

Neyse, uzun lafın kısası, acayip üzüldüm. Hiç de zevkli değildi bana kalırsa maç. Bunu üzgünlüğümden söylemiyorum, futbol seven her adam benim gibi düşünür. 


Ama zevkin kralı, Hollanda-Arjantin maçıydı!
Konuştuğum çoğu kişi bıkkınlıkla izlediğini söyledi bu mücadeleyi. Bana kalırsa tam tersi, penaltılara gidene dek heyecanını koruyan, kontrollü ama bir o kadar da saldırgan bir maçtı.

Turnuvanın başından beri bin bir umut ve hevesle desteklediğim Arjantin, yüzümü kara çıkartmadı, beni utandırmadı. Belki di Maria olsaydı, skor daha hızlı lehimize dönerdi ama önemi yok, penaltı heyecanı da bambaşkaydı.

Ben sıkıldım arkadaşlar Avrupa futbolundan. Messi'nin elinde yükselsin artık o kupa istiyorum!



Herkesin tek söylediği, yıllar yılı kupaya hasret kalan Almanya'nın 2014 Dünya Kupasını alacağı...
Lakin yine o aynı "herkes" Hollanda-Almanya finali olacak diyordu. Fark ettim, mesajı aldınız.

Ben 13 Temmuzu delicesine bi heyecanla bekleyenlerdenim. 
Hatta diyorum ki, var mısınız iddiasına? :)

Dipnot: Cüneyt Çakır DK boyunca çok güzel maç yönetti, kendisini ve ekibini tebrik ederim; gurur duydum. Fakat keşke bizim ligdeki maçları da bu kalitede yönetebilse...


25 Kasım 2013 Pazartesi

Şampiyonluk Alameti



Son haftalarda, üst üste gelen galibiyetlerle zor günleri geride bırakmış olmanın muazzam hazzını yaşıyorum.

Geçen senelerde deseler, “bir adam gelecek ve oynadığınız her maçtan sonra, ertesine güne ve hatta tüm haftaya ağzın kulaklarında başlayacaksın.” Hakikatten inanmazdım. Ama olabiliyormuş meğer.

Ersun Yanal…

Aslında özellikle hassas olmaya çalışıyorum Ersun hoca konusunda. Önceden konuşmamak, ağzımı kapalı tutmak için büyük özen gösteriyorum. Ama atılan gollerden sonra, kulübede sevinçten kendinden geçişini görünce, duramadığım da oluyor elbet.

Oynanan dört maçta, son dakikada atılan goller sayesinde tam sekiz puan kazandık. “işte bu! İstikrar! Harika!” diyecek değilim elbet. Harika olduğu konusunda itirazım yok ama böyle olmaması gerektiğine inanıyorum.

Dün akşam oynanan Antalya maçı, şimdiye dek çıktığımız en güzel ilk yarılardan birine sahipti. Ona rağmen 1-1 biten bir ilk yarı sonucu, bu kez işlerin iyi gitmeyeceğini düşündürdü bana. Oysa her şey, neredeyse Zico zamanındaki hızda ve keyifte ilerliyor. Geri düştüğümüzde, nasılsa bir şekilde o maçı çevireceğimize sonsuz güveniyoruz. İnanın, tek bir yol yedi diye maça dördündü forveti alan bir hocanız olsa, siz de bizim gibi düşünürdünüz.

Ama aynı şekilde, hoca konusunda çok erkenden konuşmamaya yeminliyim bu sefer. Aykut Kocaman zamanında yaşadığım hayal kırıklığını, bu kez yaşamamayı umuyorum.


Son olarak, bu son dakika golleri şampiyonluk alameti beyler, bilesiniz!

7 Şubat 2012 Salı

Söylenemeyenleri Anlatma Vakti



Bazen söylenmeyenler, söylenenlerden daha gerçektir.

Daha katı, kesin ve yeri geldiğinde daha acıdır.

Sessizlik, sesi ikiye böldüğünden beri bu böyle.

Sesini kısmaya, susturmaya çalışılan her şey aslında daha çok yayılıyor.

“Cebren ve hile ile” diyor mesela satırda. Sen onu okuyamıyorsun, türlü sebeplerden dolayı.

Ama biliyorsun. Hile yapanı, haini biliyorsun.

İnsan, sessiz kalmaya zorlandığında daha da hırçınlaşıyor aslında.

Bir çeşit patlama noktası oluyor.

Ancak gerçek anlamda dibe vurduğunda patlama gerçekleşiyor.

Böylece çıkıyor hainler ortaya.

Bundan bilmem kaç sene önce, adı geçen kulüp başkanlar görevlerini bıraksaydı, belki çoğu şey farklı olurdu.

Mesela ben bir Fenerbahçe taraftarı olarak, Daum ile ikinci bir hayal kırıklığı yaşamazdım.

Böylesine çok özlemezdim Zico’yu.

Tarihler hafıza zorlamazdı çoğu zaman.

Son dakikalarda kaçan gollerim olurdu belki de, şampiyonluklarım değil.

Nefretle karşılayıp sevgiyle kucaklamazdım Aykut Kocaman’ı.

Ama an geliyor, “bunları yaşadığımız iyi oldu” diyorum.

Sadece ben mi, çoğumuz söylüyoruz bunu. İyi oldu çünkü kanayan yaralarımız çoğaldı. Yaralar çoğaldıkça, daha çok bağlandık birbirimize. Yaraya merhem olmayı öğrendik.

Böylece gelen her başarı, hepsinden daha kıymetli oldu.

Büyük acılardan ve büyük sınavlardan geçerek geldik bu günlere.

18. şampiyonluğa kadar, 18 bin kez acı çektik. Ağladık, karalandık, yorulduk, durulduk. Ama pes etmedik. Biz hep savaştık.

Şimdi vakit 14 Şubat’a geldi. Sevdiğimize bir kez daha sarılacağız. Bu kez hiç bırakmadan ve olduğumuzdan daha güçlü…

Üç kişinin bildiği sır değildir Başkanım. Canımızı acıtanın canını acıtma vakti sendedir.

Sessizliğin süresi doldu, konuşma vaktidir artık.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...