Stoch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stoch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2012 Perşembe

Zirveden Bildiriyorum




Merhaba millet, şimdi sizlere UEFA Kupası C grubunun zirvesinden yazıyorum.

Burada hava güzel, ortam keyifli. Biraz dumanlı mı gözüküyor? O gördüğünüz duman son maçın saha içi dengesizliğinden değil, Türk tribünlerinin efsanesi Fenerbahçe taraftarının, hatta biraz daha özelleştirirsek Okul Açık’ın meşalelerinden.

Kendi evimizdeki son maça giderken dilimde tek bir şey vardı: “bu akşam on gol bile yesek üzülmem, kızmam”. Öyle de oldu en nihayetinde. On değil belki ama üç gol yedik. Ve sahiden de ne üzüldüm ne de kızdım. Öylesine dalmışım ki tribünün büyüsüne, üstüne üç gol daha yeseydik yine zerre laf etmezdim.

Neden mi?

Evvela gruptan lider çıkmayı zaten garantilemiş olduğumuz için.
Heyecanla ve hevesle Recep’in performansını beklediğim için.
Aykut Kocaman böylesine önemli bir maçta genç futbolculara “şans” verdiği için.

Onların bu şansı ne kadar iyi kullanıp kullanmadıkları tartışmaya açık elbette. Benim de aklımda, onlardan birkaçını, tam da zirveden sizlere bildirmek.

Bence bu maç, devre arasında takımdan gidecek futbolcuların kesin olarak belirlenmesi için oldukça idealdi.
Benim gidecekler listem hemen hemen şekillendi.

Öncelikle geçen sene gelmesini öyle çok isteyip, şu sıralar oynamadığı için futbolu unuttuğunu düşündüğüm Özgür Çek gitmeli; gerçekten oynayabileceği, kendini geliştirip adından söz ettirebileceği bir takıma. Sadece biyografisinde ya da iş bilgilerinde üç büyük takımdan biri yazacak diye yedeğe bile alınmadan ısrarla aynı takımda kalması onun zararına. Fenerbahçe’ye katacak hiçbir şeyi yok. Bence bu maçın sonunda iyice düşünüp, kendine bir yol çizmeli.

Aynı şekilde Orhan Şam da gitmeli diye düşünüyorum. Ne iyi ne kötü. Varlığı yokluğu bir olan adamın Fenerbahçe’de işi olmaz, olmamalı.

Ah Bienvenü! Onu izledikçe, Guiza’yı nasıl gönderdik biz diye içim yanıyor resmen! Adam kaleciyle teke tek kaldığında bile durup dururken düşebiliyor. Zaten duyduğum kadarıyla devre arasında makul bir fiyata “elden çıkarılacak”.

Artık yaşı gelmiş geçmiş, UEFA maçında bile yedek olan Semih de bence bavulunu toplayıp gitmeli. Artık takımın onu göndermesini beklememeli. Oynayacak kaç senesi kaldı bilmiyorum ama iki yıl bile olsa, forma şansı bulabileceği bir takıma gitmeli.

Egemen, Selçuk Şahin, Baroni, Recep Niyaz, Kuyt benim vazgeçilmezlerim! Mehmet Topal’a ise tahammül bile edemiyorum. Kaç zaman oldu ve ben hala onu niye transfer ettiğimizi anlamadım.

Krasic’e değinmemek de haksızlık olur. Daha önce söylemiştim, şimdi de tekrarlayayım: Sonsuza dek sabredebilirim ona!

Özetleyecek olursam maçta üzüldüğüm tek şey Stoch’un çıkarılmasıydı. Takımın koşan tek adamı, en azından bu maçta çıkarılmayı hak etmedi.

Ve tek dileğim, Göztepe maçına bu kadroyla çıkmamamız…

Zirveden bildireceklerim şimdilik bu kadar. Türkiye’nin gururu Fenerbahçe Avrupa yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Başarısı daimi, vuruşları keskin, attıkları gol olsun!

Bize bu gururu yaşattığın için teşekkürler Fenerbahçem!


4 Mart 2012 Pazar

Şike Yaptım



Açık itirafımdır buradan herkese, şikeyi ben yaptım.

2010-11 sezonunun ilk yarısında ve her maçta, an be an çöküşü yaşadım. İçim acıdı, içimi yine Fener acıttı. Sonra vakit geldi ikinci yarıya ve her şey, adım adım renk değiştirmeye başladı.

Sebebi bendim bu değişimin, şikeyi ben yapmıştım.

Gaziantep maçıydı.

Muazzam bir oyun golle sonuçlanmadığında ne olur bilirsiniz. İnanamazsınız gol olmadığına, lanet edersiniz belki de şanssızlığınıza. Ama beklenen gol gelmez olur.

Şampiyonluğa giden son maçlar tehlikelidir. Antep maçında, o tehlikeyi tribünde yaşadım ben.

Dakika doksandı, uzatma yeni verilmişti. Migros Üst’ten Stoch takıldı gözüme. Bana göre asırlar süren bir vakit Stoch’a baktım. “Yaparsın be oğlum” dedim. Yapamadı. Sonra dayanamadım, şike yaptım. Farkında olmadan ağlıyordum. Gözlerimi kapattım, “Geleceğimi al ama bu maçı bize ver” dedim. Bir dakika geçti ya da geçmedi; tamı tamına 90+4’te Andre haykırdı. Goldü. Yanımda kim olduğunu hatırlamıyorum. Ağlayıp bağırıyordum sadece. Bir de sarılıyordum adını bile bilmediğim, sevdamızın bir olduğu tribün kardeşlerime.

Sonra vakit geldi Bucaspor maçına. Maç öncesi takımdan bir arkadaşımla konuştum. “Buca kolaydır, alır gelirsiniz” dedim; çok güvendim en başından.

Bu kez her zamanki deplasman geleneğimden vazgeçip dışarıda izledim maçı. Goller oldu ilk yarı, ardı arkası kesilmeden geldi. Bucaspor atıyor, Bucaspor alıyordu. Avuçlarım acıyordu, biraz daha zorlasam kanayacaktı belki de.

Durup düşünecek vakit yoktu. Devre arasında oturduğum mekândan kalkıp eve gittim. Karar vermiştim işte, şike yapacaktım yine. Eve girdiğimde dakika altmıştı, babam inancını kaybetmemişti. Oturdum yine camın yanına, bu kez avuçlarımı değil, atkımı sıkıyordum. Tüm gücümle… Biliyordum işte alacaktık maçı. Ben bunları düşünürken gol olmuştu. Bir tane daha ardından. Yetmiyordu ama.

Ya yeterince bağırmıyordum ya da bağırmaktan artık sesim çıkmıyordu. Biraz nefes almamı söylüyordu babam, o inanıyordu, alacaktık bu maçı. Sahi, nefes nasıl alınıyordu? Ellerimin titremesine sebep olan gol Guiza’dan geldi. Bambaşka bir şikeyle daha, maçın alınmasını sağlamıştım. Uyuyamıyordum heyecandan, ellerim titriyordu hala; avuçlarım yanıyordu. Ne vakit sonra fark ettim, yeniden nefes alabiliyordum.

Öyle zor anlarda, öyle güzel kurtarışlar yapmıştım ki. Evet, artık emindim. Şampiyonluğu ben kazandırmıştım.

Tribünden sahaya ulaşan sesimle, akıttığım gözyaşlarımla, ettiğim dualarla, pankart hazırlamak için uykusuz geçirdiğim gecelerimle, maç dönüşü geçirdiğim hastalıklarla, hiç durmadan sayıkladığım ismi ve daha nicesiyle, şampiyonluk için en büyük şikeyi ben tribünde, ben evde, ben Fenerium’da, ben deplasmanda, ben Samandıra’da yaptım.

Şimdi bırakın Aziz başkanı bir kenara, gerçeğin farkına varın.

Asıl şikeyi 30 milyon taraftar, omuz omuza biz yaptık!


2 Mart 2012 Cuma

Güzel Adamlar

Sol kanattan koptun geldin ne güzel adamsın Stoch.


Hak edenindir dedim ya forma, çok yakışıyorsun o formaya be adam!


Golden sonra taraftara koşan adam candır.


Yerin yurdun hep "biz" olsun Stoch.


Birlik olmaktır Fenerbahçelilik.

Sarı ve Lacivertiyle, en güzel günlere inanmak, en güzel günlere omuz omuza yürümektir.


13 Ocak 2012 Cuma

Konya Şekeri



Aylardır, hatta yıllardır söylüyoruz. Büyükten küçüğe, hepimizin diline pelesenk olmuş adeta: “Türkiye’de futbol bitmiş!”
Esasında Türkiye’de futboldan evvel, hakemlik bitmiş! 3 Temmuz’dan, 4 Temmuz’a geçmeyi başarabilirsek eğer, futbol düzelme gösterecektir. Lakin hakemlik için baya bir geriye gitmek gerekiyor; 1950’ler belki, 60’lar ya da...
Avrupa’da bilmem ne sıfatıyla maç yönetip, Türkiye’de pozisyon esnasında ofsaydı göremeyen aynı “adam”. Şimdilerde ise taç çizgisinin saha içi işlevini bilmeyen hakemler türedi. Ancak, karıştırmamak lazım! Bunların yalnızca sözlükteki karşılıkları hakem.

Konya'nın en güzel takımıyla, "şeker" gibi bir maç oldu...

Saha içinden evvel tribünlere, tribündeki çekirdekçilere seslenmek istiyorum. Eğer o soğukta, o saatte, o tribüne sadece oturup çekirdek yemek için geliyorsan, ben senin adamlığından da taraftarlığından da şüphe ederim. Böyle yapacaksan gelme! Otur evinde, dizini izle. Zira elindeki çekirdeğe bir tek o yakışır…

Maçtaysa bir Özgür çocuk vardı. Ne iyi oldu onun gelişi, o çubukluyu üzerine yeniden giyişi… Öyle güzel ki futbolu, onu izlerken, sanki hep Saraçoğlu’ndaymış gibi geliyor.

Bienvenu’ye maçtan önce ne yedirip içirdiğinizi bilmiyorum. Ama bunların ona iyi gelmediğinden eminim. Biraz daha sakin olup, maçlarda düşme alışkanlığından vazgeçmeli.

Bir de Mert Günok… Bana kalırsa o formayı üzerinde yeniden görmesi için uzun, çok uzun yılların geçmesi gerekli. Gençliğin ve acemiliğin ardına sığınmak onu kurtarmayacaktır.

Konya Torku Şekerspor’a gelecek olursam, maçın ilk yarısında defansıyla alkışı fazlasıyla aldı. Bir de Konya’dan uçup gelen Şahin vardı ki, onu, çubuklu forma altında görmeyi çok isterim. Ömer Ali Şahiner, ilk yarı performansıyla övgülerin en güzeli hak etti. Dikkat edin bu çocuğun futboluna, onu iyi izleyin. Çok değil, bir süre sonra adını en iyilerde göreceksiniz.

Cehennemdeki hiç kimse bizim günahlarımız için ölmedi. Bu yüzden de, ne sahadakilerin ne de demir parmaklık ardındakilerin yaptığı bir takım yanlışların cezasını, taraftar çekmekle yükümlü değil. Böyle söylediğime de bakmayın. Kızgınlıklar ve nefretler dilde kalıyor yalnızca, kalbe işlemiyor. Ne kadar kızarsak kızalım, bir yerden sonra o formayı taşıyan, öyle ya da böyle armayı bir yerlere getiren adama çok da sövemiyoruz. Bir takım taraftar bozmaları gibi 2-0’da yerip, 2-4’te övmüyoruz.

Bir Fenerbahçe’yiz, bizden çok “adam” çıkar. Sizden mi?
Sizden “çok renk” çıkar.

Maç sonunda dilimde kalan tek şey:
Sol kanattan koptun geldin, ne güzel adamsın Miroslav Stoch!

4 Aralık 2011 Pazar

“Kocaman” Hatan Olmasın


Sevgi eylem gerektirir, çoğu zaman. Öyle vurdulu kırdılı, gaz bombalı eylemlerden bahsetmiyorum elbette.

Üstünde forma, yüzünde gurur ve kalbinde inanç olacak evvela. Gerisi zaten gelir. Nasıl mı?

Bir gol sevincinin hemen ardından belki, bu kez küfürsüz. Sesin çıktığı ve soluğun yettiğince. Bağırmak yetmez, tezahüratı kalbinde hissetmek lazım. Dört duvarın ardına itilmiş, iyi ve kötü geçmişiyle Türk sporuna damgasını vurmuş o adamın da, senin sesine ihtiyacı olduğunu anımsayarak üstelik.

“Rekabet” sözcüğünün kirine bulanmış, sahanın yeşilini siyaha döndürmüş “günümüz futbol”unun çocuklarıydık biz. Saha içi dostluğu bilmediğimizden bu kadar hırçındık. Böyle öğretmişlerdi bize. Adını bilmediğimiz adamların karşısına yazmıştık açıklamalarını: “Futbol hainleri” diye. Vatan haininin günümüz şekliydi aslında bu. Futbol terörü de geliyordu hemen ardından, üstelik siz farkında bile değilken.

Bir Fenerbahçe-Ankaragücü maçının ardından konuşacak fazla bir şey yoktur düşündüğünde. Maç başı “şike iddianamesi” ve maç sonu “derbisi” taban alınırsa, evet, konuşacak öyle çok şey var ki! Sesimiz yetmiyor lakin konuşmaya. Hatalar yüzme seviyesini aşalı çok olmuş. Şike varken, futbolu konuşmak niye…

Sezon başından, hatta geçtiğimiz sezondan gelen bir uyumsuzluk bu. Aykut Kocaman – Stoch arasında. Çoğu zaman hak verdiğim, ardından satırlarca sövdüğüm Aykut Hocanın Stoch’u oynatmamak için geçerli bir sebebi olabilirdi elbet. Karşı çıkacak değilim. Tek maçın sonunda Stoch’u kahraman ilan edecek ise hiç değilim. Sadece görünenden daha büyük bir yük var bu adamların omuzlarında, fark edin istiyorum. Doğru karar vermenin zorluğu kol gezerken sahalarda, oyuncular üzerine oynamak öyle kolay olmuyor işte.

Stoch genç, Emre hırçın, Bilica kazma, Alex kral.

Kendi “içimizde” bile böyle ayrılıyorduk gruplara. Seveni sevmeyeni, bileni bilmeyeni. Böyleydik işte özetle. Sonra aynı formayı terletip, tek bir armayı yücelttiklerini anladık. Özgürlük savaşçısıydı onlar. Yıllar ve yollar geçse de, hakları ödenmeyecek, Fenerbahçe’nin özgürlük savaşçıları

En nihayetinde 4-2’lik bir skorla üç puanı kucaklayan taraf oldu Fenerbahçe. Hassasiyet ile kullanmak lazım tabii tarafı, es geçmeyelim!

Önümüzde bir Galatasaray derbisi var. Yasak bir derbi üstelik. Olmamış, görülmemiş bir deplasman yasağı taraftara. Çirkinlik ve utanç akarken paçalarınızdan, takımının ardından ölürcesine giden taraftara bir cezadır bu. Ama siz bilmezsiniz, ceza sahası dışından da takımına yol olur bu taraftar. Bilmezsiniz şimdilik. Öğreneceksiniz ama.

Ne diyordum?

Elbet hata yapacaksın Aykut hoca. “Kocaman” bir hatan olmasın ama. Göze batmasın, can acıtmasın yeter.


14 Eylül 2010 Salı

Alex Doğmuş, Ne İyi Olmuş!

Sevgili Alexciğim,


Merhaba,

Nasılsın? Uzun zamandır seni "kişisel" olarak kaleme almadığımı fark ettim. Sanıyorum ki bana çok kızmamışsındır. Ama dayanamadım, kuru bir kutlama yapmayayıp bir de sana mektup yazayım dedim. İyi ettim, biliyorum. Bak ne güzel, samimiyetimizden hiçbir şey kaybetmemişiz.

Doğum günü kutlamamı sonra yapacağım. Önce sana biraz kızıp, sonra gönlünü alacağım-bekle ve gör.

Çok kızgınım sana Alex! Farkında mısın, son iki yılda çok değiştin! Hayır, karakterinde bir değişiklik oldu mu bilmem ama oyunun büyük ölçüde değişti. Orta sahası ne kadar da boş Fenerbahçe'nin! Neredesin oğlum, maçlarda ne yapıyorsun? Yemeden içmeden kesilmiş gibi bir halin var.. Çocuğun olmuştu değil mi, yoksa yanlış mı biliyorum? Aman her neyse.

Benden sana tavsiye, bir an evvel toparla kendini. Geç aynanın karşısına, Fenerbahçe'nin sana verdiği 10 numaralı çubukluyu hakkıyla taşıyıp taşımadığını sorgula! Bak oğlum bu takım diğerlerine benzemez! Bir futbolcuyu sevdi mi, onun da takıma gönül vermesini bekler. Geldiğin günden beri iyi iş çıkardın kabul, ama artık değişimin bizi kötü etkiliyor; üzülüyoruz. Taraftarı üzmeyi sevmezsin sen, bilirim.

Orada burada haberlerini okuyorum hep. Diyormuşsun ki, seneye Brezilya'ya dönüyorum. Seni mutlu edecek buysa, inan dönebilirsin Alex. Zaten önümüzdeki sezon sözleşmende bitiyor bizim takımla. Kabul, gidersen arkandan ağlarım ben.. Taraftarım en nihayetinde, daha ne futbolcular göreceğiz, daha kimleri kimleri yücelteceğiz Saraçoğlu'nda.. Ama senin yerin hepimizde farklıydı, biliyorsun işte, olayı daha fazla dramatikleştirmeye gerek yok..

Ne diyordum? Bugün doğum günün... Kaç oldun, 33 mü? Epey olmuş deyip üzmeyeceğim seni elbette. Biz seni futbolun dehası olarak sevdik, öyle kal gönüllerimizde. Fenerbahçe'yi bırakıp giden "diğerleri" gibi olma e mi, Kaptan :)

Yeni yaşın kutlu olsun, sana sağlık, mutluluk, başarı getirsin. Sen nerede mutlu olacaksan, oraya git diyorum son sözlerimi yazarken. Sadece tek bir tırnak açıyorum yazıma, gittiğin yerde de Fenerbahçe'den geldiğini unutma, olur mu?

"Dur! Daha bir yere gitmiyorum :) " dediğini duyar gibiyim, ön hazırlık yapıyorum Alexsandrocuğum, seni göndermeye çalıştığım falan yok.

He unutmadan. Aykut hoca ile aranı iyi tut, benden sana tavsiye. :)

İyi ki doğdun ve Fenerbahçeli oldun! Nice yaşlara futbol dehası, nice kupalara, sevinçlere!

Beni soracak olursan, burada her şey aynı. Yine sizinle üzülüp sizinle seviniyoruz. Neyse, çok uzatmamak lazım. Haydi, kendine iyi bak. Önümüzde Beşiktaş derbisi var, n'olur bizi daha fazla üzmeden alın bu maçı! Takım arkadaşlarına sevgiler, selamlarımı ilet.. Stoch'a özel selam tabii. hihi :)

Dipnot: Geçen gün bloglar arası gezinti yaparken bir arkadaş sayfasına senin fotoğrafını eklemiş, ismini yazmış: Alex De Souza. Altına eklemiş, Dahi anlamındaki "de" ayrı yazılır. Sen bu'sun oğlum, biz seni böyle seviyorum. Kocaman öptüm, bebişlere sevgiler. :))

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Üç Büyüklerin İkinci Hafta Alarmı


Spor Toto Süper Lig’de Pazartesi günü oynanan maçlarla ikinci haftayı da geride bıraktık.


İlk haftaya Sivas deplasmanındaki yenilgiyle gözlerini açan Galatasaray için durum ikinci haftada da değişmedi. Geçen sezonun şampiyonu timsahları evinde konuk eden sarı-kırmızılı ekip, ne yazık ki garip futbollarıyla Bursa’ya boyun eğmek durumunda kaldılar. Futbollarının çok da göz doldurmadığı iki takımdan, lige iyi başlangıç yapan Bursa oldu. Henüz ligin çok başında olmamıza rağmen bu başlangıcın Galatasaraylı taraftarları üzdüğünü söyleyebilirim.

Ligin açılışını İzmir’de yapmış olan kartallar, ligin yeni takımı Bucaspor’un konuğu olmuşlardı. Beşiktaş açısında oldukça kolay bir maçın ardından, ilk hafta evine 3 puanla döndüler. Tırnak içerisinde söylüyorum, Bucaspor’un futbolunu es geçemeyeceğim. Zira lige yeni gelen diğer takımlara göre gayet de iyi oynadığını gördüm. Dilerim ilerleyen zamanlarda İzmir’in çocuklarını ligde eserken izleyebiliriz. İkinci haftaya dönersek, Beşiktaş yine “kolay” sayılan bir rakiple, İstanbul B.B. ile kendi evinde oynadığı maçtan, yenilgiyle ayrıldı. Bu yenilgiyle çok da sarsılmayan kartallar, üçüncü haftada bunu telefi edeceklerinin sinyalini verdi…

Gelelim ligin golü en bol maçına. Hangisi mi? Tabii ki Trabzonspor-Fenerbahçe maçından bahsediyorum. Maçın hikâyesi güzel, öncesi güzel olmasa da… Öncesi dediğim, Trabzon’la oynanan son iki maç Fenerbahçe’nin en büyük hayal kırıklığıydı. Dillere destan, eleştirilere kapak olmuştu… Maçın hikâyesine gelince: Gün boyu Biz Bıyıksızlar’dan 7 hatun bir aradaydık. Güzel güzel sohbetlerimizi yapıp, ligin mini değerlendirmesini yaptık, bir de güzel eğlendik! Saatlerin 20,30’u göstermesiyle Taksim’de bulduk kendimizi. Masamıza oturmuş, rahat rahat futbolumuzu izliyoruz. Yanlış anlaşılmasın içimiz değil, duruşumuz rahattı. Zira Trabzonspor maçı bu, şakaya gelmez! Başta kalede genç yetenek Mert’in olmasını eleştirenlerin karşısında dursam da, yediğimiz ilk iki golden sonra yanlarına sokuldum… Kabul edelim, üzerindeki sorumluluk ağırdı… Ligin en göz dolduran futbolu ise bu maça aitti. “Başını çevirsen, gol pozisyonunu kaçıracaksın” tadında bir maçtı. Bağrışmalar, sinir-stres, hüzün ve sevinç içinde sonlandı maç. Trabzonspor kendi evinde gollerden birinin Fenerbahçeli futbolcunun kendi kalesine atışından gelen 3-2’lik bir skorla mağlup etti. Fenerbahçe’de maçın en beğenilen adamı hiç şüphesiz Stoch-Niang ikilisiydi.

Hazır üç büyükler ligin ikinci haftasında alarm vermişken, Anadolu takımlarından bir atak bekliyoruz. Söylemeden geçmeyeyim, hafta içi oynanacak olan maçlarda takımlarımıza güvenimiz tam bir şekilde, başarılar diliyorum…

 
Bıyıksızlar!

5 Ağustos 2010 Perşembe

Devler Ligi'ne Erken Veda

Fenerbahçe dün sahada, asla yapmaması gereken şeyi yaptı ve daha ligin ilk elemesinde, yenilgiyle veda etti. İnanın dün aldığım tüm güzel haberlerin üstünü örttü bu mağlubiyet.


Şimdi diyorum ki ben, Galatasaray’ı yenmen yetmiyor artık Fener! Avrupa’da da güzel işler yapmanı bekliyoruz senden.

Ne demiştim? Maçlarda 10 kişi kalmayı alışkanlık haline getirmemeliydin. En büyük hatanın bu olduğunu söyleyebilirim. Stoch'un 2 saı kartla oyun dışı kalmasının şoku var hala üzerimde...Sonra bir de savunmanın eksikliği tabi… Bilica’nın yaptığı hataların sınırı yok artık! Orta sahadaki genişlik, Volkan’ın kalede güven verememesi… Hepsinin toplamıyla da, Devler Ligine hiç olmaması gereken, erken bir veda…

Fenerbahçe Avrupa’daki mücadelesine UEFA Avrupa Ligi play-off turundan devam edecek, bunu da not olarak ekleyeyim ve çubuklu formanın aşkına, Fener’in UEFA’da iyi işler yapmasını dileyerek yazıma son vereyim…


Şimdilik şunu söyleyebilirim ki Fenerbahçe'nin en büyük başarısı, başarısızlığı yenmek olacaktır.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Savunma Alarm Veriyor!


Bölük-pörçük izlediğim bir maç oldu. Ağız dolus gol diye bağıramadım, Aykut'a kızamadım dakikalarca.
Yalnızca Stoch'un golünü, Kazım'ın ikinci sarı kartını, Aykut'un havalarını, Bilica'nın gereksizliğini, Young Boys'un çerez olmadığını gördüm ve bunlar da delilenmeme yetti haliyle!
Bu takımda hala stoper beyni yok ve zaman olacak diye merakla bekliyorum! Sevmiyorum Bilica'yı ve takıma yakıştırmıyorum.
Savunma eksikliğinin bir an önce dolması gerektiği yönünde tüm düşüncelerim. Kızgınlığımdan, çokta fazla yazamıyorum şuan.
Gözüm yalnızca rövanş maçında. Dilerim, 'Şimdi Kocaman hedeflerimiz var!' sloganıyla çıktığımız yolu, 'Kocaman hayal kırıklıklarımız var!' diye tamamlamayız.

Dipnot: Stoch: Alex'in yerini alıp, bu takımın 10 numarası olacaksın oğlum. Kaptan diyeceğiz sana.

Maç skoru: Young Boys 2 - 2 Fenerbahçe
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...