Sizlerin de bildiği gibi haftaya oynanacak olan milli maçlar nedeniyle süper lige ara verilecek. Aslında teknik anlamda lige bu yönde verilen aralar futbolcuların dengesini hafiften sarsar. Cuma günü oynanan maçta G.Saray’ın almış olduğu mağlubiyetten sonra da, F.Bahçe için gereksiz bir şekilde korkmaya başlamıştım. Neyse ki korkum yersiz çıktı, totemimiz bir kez daha işe yaradı! Şimdi de bu leziz maçtan bahsedeyim biraz.
Gol atan forvet: Niang
Ben size dememiş miydim, Niang bize iyi gelecek diye! Şunu bilir, şunu söylerim; yaptığın transfer hakkını verecek arkadaş! Çok uzun zamandır forvet sıkıntısı yaşıyordu Fenerbahçe. Ne adamlar geldi Saraçoğlu’na “hücum oyuncusu” sıfatında da, hakkını veremedi. Kezmanıydı, Guizasıydı derken en nihayetinde aradığı kanı Niang’da buldu sarı-lacivertli ekip. Dia ve Niang ikilisini durdurmanın biraz güç olduğundan söz etmiştim bir önceki yazımda. Ayrıca bir başlık atın diyorum şimdi de, “Onlar takıma daha yeni alışıyorlar!” vakit gelecek, gol kralı olacak Niang, benden söylemesi! Zira ben bu maçta Fenerbahçe’yi değil, Niang’ı izledim…
Fırat Aydınus’un maç yönetme şeklini pek sevmem, bu akşam da beni şaşırtmadı zaten. Ama bunu yine söylüyorum, yeri geldikçe de söyleyeceğim: zaman geçtikçe Emre’nin hırsı bize zarar veriyor. Aslına bakarsanız futbolunu seviyorum. Fakat bazı durumlarda kartının olup olmadığını hiç umursamadan hakeme çıkışmasından rahatsız oluyorum. Akşamki maçta da tıpatıp aynısını yaptı. Eğer sarı kartı olmasaydı resmen haykıracaktım hakeme kartını çıkarsın diye ama Fırat benimle aynı görüşte olmuş olacak ki Emre’ye yalnızca sözlü uyarıda bulundu.
Sonunda Fenerbahçe takımının rayına oturduğunu düşünüyorum. Bunun zamanla olacağını elbette biliyordum ama savunmaya olan inancım günden güne azalıyordu. Ta ki Aykut hocanın kadroya Bilica yerine Yobo’yu almasına kadar. Defansta hem kaleciye hem bizlere öyle büyük bir güven verdi ki, maç bitiminde ayaktaydım onu alkışlamak için. Parantez içinde söylüyorum, bu akşam F.Bahçe sahadaki futbolu tamamen İspanyol futboluydu. Bilirsiniz, La Liga ekipleri maçlara ayağa pasla başlar, orta saha müthiş önem taşır. Top kayıpları az, hatalar telafilidir. Orta saha geçilir, rakip yarı alanının ilk metrelerinde atak başlar, gizliden gizliye. Ve gol. Ardından bir tane daha. Önde mi bu İspanya takımı? Öyleyse maçı garanti eder ve rakibe top koşturur. Bu zamanlarda forvetleri tut tutabilirsen! İsterlerse, bir gol daha atar, rakibi ezerler! Nasıl ama İspanyol futbolunun aynısı değil mi? Bence gayet öyle…
Bu maç için öyle uzun uzadıya yazılacak bir şey yok. Sahnede görmeye alıştığımız Niang vardı yine. Kazım bir de. Herkes kızıyor ona, sevmeyenler bile vardır eminim. Ama ben önemsiyorum onu ve sürekli söylüyorum: Kazım bu takıma lazım! Üçüncü golü atan Andre Santos’a kızgınım, gol attı diye yelkenleri suya indiremem. Geçen hafta oynadığı kötü futbol yetmemiş gibi yerli yersiz açıklamalarda bulunup mide bulantısı yaptı. Neyse bu konuya daha fazla değinmek istemiyorum, galibiyet sevincimi kaçırmaması için… Ayrıca değinmeden olmaz, Gençlerbirliği maçında Alex ve Volkan’ın performansları gayet iyiydi, bu yüzümü daha da güldürdü. Üstelik ben ilk kez Fenerbahçe’ye gelen bir teknik adamın alt yapıdan yetişmiş genç futbolcuları önemsediğini gördüm. İnanılmaz mutluyum. Bu durumda, Aykut hocanın bizim eski “golcümüz” olmasındaki payı büyük elbette, aramızdaki buzlar da eriyor böylece. Sanırım kazandıkça, hataları telafi yolunda yürüdükçe seninle iyi anlaşmaya başlayacağız. Taraftar da bunu istiyor, istiyoruz Aykut hoca!
Maçı kendi evinde 3-0 alan Fenerbahçe 10 olan puanını 13’e yükselterek 7. Haftanın sonunda ezeli rakibi G.Saray’ın önüne geçmeyi başardı.
Son olarak yazımı bitirmeden önce, transfer olayına bir kez daha değinmek istiyorum. Geçtiğimiz sezonlarda” yıldız” avlamaya bayılırdık. Paramız bol ya, faydalı faydasız dağıtırdık işte. Nihayet bu sezon toparlanıp kendimize geldik de, yararlı transferler yapabildik. Şimdi dönüp bakıyorum Beşiktaş’a. Öyle öpe koklaya getirdikleri futbolcuları henüz sahnede göremedim ben, Holosko bile hakkını veriyor geçmişin. Nerede Guti, Q7? Galatasaray sustu dedik transferde, sonra bombayı patlattı Misimoviç ile. Peki, neredeydi geçtiğimiz maçlarda? Fenerbahçe içinse sürekli bir şeyler söylendi, doğru düzgün hiçbir transfer yapmadığını iddia edenler bile oldu! Şimdi, çıksın onlar karşıma, bunu söyleyen siz bay ve bayan olaylara ters açıdan bakanlar dinleyin beni, size sözler hazırladım!
Dipnot: Maç bitiminden bir saat sonra yazılmış olan bu yazının arşivde niye bu kadar çok durduğu hakkında en ufak bi fikrim yok.
Dipnot2: Almanya maçı hakkında yazmak istemiyorum açıkçası, sonuç zaten bildiğimiz ve beklediğimiz gibiydi.
Guti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Guti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ekim 2010 Cumartesi
Tut Tutabilirsen Niang’ı!
Neler Var:
Alex,
Aykut Kocaman,
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Fırat Aydunus,
forvet,
Galatasaray,
Gençlerbirliği,
Guti,
Holosko,
Kazım,
Mamadou Niang,
Misimoviç,
Q7,
Volkan Demirel
18 Eylül 2010 Cumartesi
Hatalar Diz Boyu!
“Beşiktaş çok iyi mücadele etti, golü çağırdı ve atak yaptı. Dakika 90, Ernst’in kafa vuruşundan top ağalarda. Beşiktaş zorlu bir mücadelenin ardından maçı 1-0 kazandı ve bizlere söylenecek söz bırakmadı. Herkese benden çay!” mı dememi bekliyorsunuz? Hayır, söylenecek öyle çok söz var ki bu maç için...
Maçı konuşmaya başlamadan önce, sahayı ele alayım diyorum ben. Görünce şoke oldum! Asla küçümsemek için söylemiyorum ama Anadolu takımlarının sahası bile daha güzel bence. Cânım İnönü’nün niye bu durumda olduğunu biliyoruz elbette, ama “yetkililerin” bir an evvel ilgilenmeleri gerek. Sahanın bu halinin futbolu kötü etkilediğine dair iddiaya bile girerim!
Neyse, sahayı bir kenara itersek maçı baştan sona şöyle bir değerlendirelim derim ben.
Kötü saha şartlarına rağmen Beşiktaş’ın maça iyi başladığını söylememek olmaz! Maçın henüz ilk çeyreğinde Beşiktaş önce serbest vuruş, ardından korner kullandı. Neden bunu yazdığıma gelince, sanırım dün akşamki maçta Guti fazla heyecan yaptı. Atışları öyle kötüydü ki, taraftarın ona kızacağı anı bile gözümde canlandırdım.
Johan Cruyff’ın çok sevdiğim bir sözü vardır, “Futbol hatalar oyunudur, en az hata yapan kazanır” diye. İşte dün akşam sahada gördüğümüz tam anlamıyla buydu! İki takımdan biri bile mi isabetli pas yapmaz kardeşim! Bu maç beni sahiden de çıldırttı desem yeridir. Gole giderken yapılan pas hataları, hakemin nedense önemli hiçbir pozisyonda düdük çalmayışı, CSKA’nın sahil havasında oynadığı futboluyla ben çıldırdım işte. İki takımın da taraftarı olmadığım için, gol görmek ve keyifli bir maç izlemek istedim.
Beşiktaş’ın CSKA yarı alanındaki nefis paslaşmalarını görünce, onların pres yapmak için hala neyi beklediklerini inanın çok merak ettim! Hayır, zaten gol pozisyonlarında bile topa vuramıyor ve pasif oynuyorsun. Adamlar gelmiş senin kalenin yakınlarına ve sen hala pres yapmıyorsun! Eğer CSKA kalesini koruyan o “panter” kaleci olmasıydı, dün gece Beşiktaş çift hanelere bile çıkabilirdi. Futbolu berbattı ama en azından oynuyordu! Üstelik koşmayan futbolu nefretliktir arkadaş, nefretlik! Koşan adamlar belli işte, Ekrem’i bizzat ayakta alkışladım! Quaresma’nın oyuna dâhil olmasıyla zaten hareketli olan maç iyice kendini kaybetti. İzleyenler fark etmiştir, maçın özellikle de ikinci devresi tek kaleydi arkadaş. Eğer 90. Dakikada o gol gelmeseydi, yazımın başlığı “Gol Geçirmez Mbolhi” olacaktı. Bizimkilerin topu çok iyi kullandığını söyleyemem ama kaleci adeta devleşti dün sahada, hayran kaldım!
Yaklaşık 70. Dakikadan sonra el düşen maçta gözüm sadece İbrahim Toraman’daydı. Biliyordum yine bir arıza çıkaracağını zira. Beşiktaş taraftarı olmadığım halde söylüyorum, şu Toraman’ın agresifliğinden bıktım! Hakem de topsuz alanda yapılan faulleri görmemeye yemin etmişti zaten! Adamın yaptıkları cezasız kalınca iyice yırtıcı oluyor, kontrolden çıkıyor.
Az biraz göz zevki yaşatan futbolun ardından, Beşiktaş UEFA’da kaldığı gruplardaki ilk galibiyetini aldı. Guti’nin kullandığı serbest vuruş Ernst’in kafasıyla birleşince top kendini ağlarda buldu haliyle. Böylelikle bir maçı daha geride bıraktık işte. Hiç şüphesiz ki taraflı tarafsız herkesin gözü şimdiden, Pazar günü oynanacak olan Fenerbahçe-Beşiktaş debisine kilitlendi. Bekleyip göreceğiz sonucunu…
Maçı konuşmaya başlamadan önce, sahayı ele alayım diyorum ben. Görünce şoke oldum! Asla küçümsemek için söylemiyorum ama Anadolu takımlarının sahası bile daha güzel bence. Cânım İnönü’nün niye bu durumda olduğunu biliyoruz elbette, ama “yetkililerin” bir an evvel ilgilenmeleri gerek. Sahanın bu halinin futbolu kötü etkilediğine dair iddiaya bile girerim!
Neyse, sahayı bir kenara itersek maçı baştan sona şöyle bir değerlendirelim derim ben.
Kötü saha şartlarına rağmen Beşiktaş’ın maça iyi başladığını söylememek olmaz! Maçın henüz ilk çeyreğinde Beşiktaş önce serbest vuruş, ardından korner kullandı. Neden bunu yazdığıma gelince, sanırım dün akşamki maçta Guti fazla heyecan yaptı. Atışları öyle kötüydü ki, taraftarın ona kızacağı anı bile gözümde canlandırdım.
Johan Cruyff’ın çok sevdiğim bir sözü vardır, “Futbol hatalar oyunudur, en az hata yapan kazanır” diye. İşte dün akşam sahada gördüğümüz tam anlamıyla buydu! İki takımdan biri bile mi isabetli pas yapmaz kardeşim! Bu maç beni sahiden de çıldırttı desem yeridir. Gole giderken yapılan pas hataları, hakemin nedense önemli hiçbir pozisyonda düdük çalmayışı, CSKA’nın sahil havasında oynadığı futboluyla ben çıldırdım işte. İki takımın da taraftarı olmadığım için, gol görmek ve keyifli bir maç izlemek istedim.
Beşiktaş’ın CSKA yarı alanındaki nefis paslaşmalarını görünce, onların pres yapmak için hala neyi beklediklerini inanın çok merak ettim! Hayır, zaten gol pozisyonlarında bile topa vuramıyor ve pasif oynuyorsun. Adamlar gelmiş senin kalenin yakınlarına ve sen hala pres yapmıyorsun! Eğer CSKA kalesini koruyan o “panter” kaleci olmasıydı, dün gece Beşiktaş çift hanelere bile çıkabilirdi. Futbolu berbattı ama en azından oynuyordu! Üstelik koşmayan futbolu nefretliktir arkadaş, nefretlik! Koşan adamlar belli işte, Ekrem’i bizzat ayakta alkışladım! Quaresma’nın oyuna dâhil olmasıyla zaten hareketli olan maç iyice kendini kaybetti. İzleyenler fark etmiştir, maçın özellikle de ikinci devresi tek kaleydi arkadaş. Eğer 90. Dakikada o gol gelmeseydi, yazımın başlığı “Gol Geçirmez Mbolhi” olacaktı. Bizimkilerin topu çok iyi kullandığını söyleyemem ama kaleci adeta devleşti dün sahada, hayran kaldım!
Yaklaşık 70. Dakikadan sonra el düşen maçta gözüm sadece İbrahim Toraman’daydı. Biliyordum yine bir arıza çıkaracağını zira. Beşiktaş taraftarı olmadığım halde söylüyorum, şu Toraman’ın agresifliğinden bıktım! Hakem de topsuz alanda yapılan faulleri görmemeye yemin etmişti zaten! Adamın yaptıkları cezasız kalınca iyice yırtıcı oluyor, kontrolden çıkıyor.
Az biraz göz zevki yaşatan futbolun ardından, Beşiktaş UEFA’da kaldığı gruplardaki ilk galibiyetini aldı. Guti’nin kullandığı serbest vuruş Ernst’in kafasıyla birleşince top kendini ağlarda buldu haliyle. Böylelikle bir maçı daha geride bıraktık işte. Hiç şüphesiz ki taraflı tarafsız herkesin gözü şimdiden, Pazar günü oynanacak olan Fenerbahçe-Beşiktaş debisine kilitlendi. Bekleyip göreceğiz sonucunu…
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Niang'tan Açılış!
Spor Toto Süper Lig mücadelesinde 2. hafta oynanan maçlarda 3 büyüklerinde hanelerine puan yazdıramaması ve Avrupa'dan tur'suz dönüş taraftarı hayal kırıklığına boğmuştu. Dün oynanan 3 büyüklerin 3. hafta mücadelesi kendilerini taraftara affettirmeleri için bir şanstı diyebiliriz. Bunu değerlendiren 3 büyükler, farklı galibiyetlerle 3'er puanı hanelerine yazdırmayı başardılar.
Aynı saatlerde başlayan Beşiktaş ve Fenerbahçe maçlarına değinmek istiyorum öncelikle. Ne hikmetse maç olduğunu unutup neredeyse uyuyakalacaktım ki, canım arkadaşım arayıp, 'maçı izlemeye geliyor musun?' dedi de kendime geldim! Telefonla birlikte kalktığım gibi maç izlemeye gittim. Gol oldukça kanal değiştirdiğimizden, iki maçı da net olarak izleyemedim. Ancak şunu söyleyebilirim ki, nihayet son buldu bu Şükrü Saraçoğlu'ndaki "sessizlik". Yoksa vallahi kapatıp kanalı uykuma geri dönerdim yani! Maça oldukça isteksiz başlayan Fenerbahçe'de gol perdesini kaptan 10 numara Alex ile açtık. İlk 11 de sahaya çıkan Okan'ı görenler eminim şaşırmıştım. Ancak aramız pek iyi olmasa da ben Aykut Kocamanı tekrar tebrik ediyorum.Önceki yazılarımda da değinmiştim zaten, genç yeteneklere lig maçlarında yer vermesi gerektiğinden. Okan da hocasını pişman etmedi, benden de alkışı aldı! Ben maçta ardıardına gol beklerken durgunluğundan içime fenalık geldi ilk yarının. Bu arada tabii Beşiktaş maça 3. dakikada yediği golün şokuyla başlayıp, ilk yarıyı 2-1'lik Mert Nobre'nin skoruyla tamamladı. İkinci yarıda keyfi yerine gelmiş olacakki önce Lugano, ardından 2 golle Niang skoru belirledi. Yine sessiz sedasız oynanan maçta yine 4 golle bu sessizliğe bir son verdi Fenerbahçe. Hiç şüphesiz ki maçın en beğenilen adamları Okan, kaleci Mert ve Niang oldu. Başından beri söylediğim şuydu: Bu takımın Niang gibi bir beyne ihtiyacı vardı. Dilerim zamanla kanayan yaralarımızı önce genç yeteneklerimiz ve yeni transferlerimizle dindiririz. "önümüzdeki maçlara" umutla bakmamızı sağlayan bu skorun maç perfermansından pek de memnun olmadığımı ekleyeyim. Beşiktaş maçına dönersek, aynı beyni Beşiktaş'ta Guti ile buldu. Quaresma'ya yapılan hareket sonucu kazandıkları penaltıyı ustaca ağlara gönderen Guti'ye Q7'nin golü de eşlik edince skor 4-1'i buldu.
Aslanlar deplasmanda, ligin ilk galibiyetini tattılar. Bu maç başlarken tabiiki memleketim olan Eskişehirspor'u destekliyordum içten içe. O'nun bu taraftar aşkına hep hayran kalacağım, eklemeden geçmeyeyim. Maça iyi başlayan sarı-kırmızılılar ilk anlarda golü buldular. Ancak 2. devre başlamadan es-es'ten cevap niteliğindeki beraberlik golü de geldi. Taraftar tam her şey bitti, bu maçı da kaybettik derken Arda'nın başlattığı pozisyonu Eskişehirsporlu Volkan tamamlayıp golü kendi ağlarına gönderince, 3. gol de sinyalini verdi. Servet'in ayağından gelen 3. gol, 3-1'lik skoru belirledi.
Niang'ın sonunda açılışı yapmış olmasından dolayı ayrıca mutluyum.
Haaydi bakalım, gelecek haftalar bize neler gösterecek! : )
Aynı saatlerde başlayan Beşiktaş ve Fenerbahçe maçlarına değinmek istiyorum öncelikle. Ne hikmetse maç olduğunu unutup neredeyse uyuyakalacaktım ki, canım arkadaşım arayıp, 'maçı izlemeye geliyor musun?' dedi de kendime geldim! Telefonla birlikte kalktığım gibi maç izlemeye gittim. Gol oldukça kanal değiştirdiğimizden, iki maçı da net olarak izleyemedim. Ancak şunu söyleyebilirim ki, nihayet son buldu bu Şükrü Saraçoğlu'ndaki "sessizlik". Yoksa vallahi kapatıp kanalı uykuma geri dönerdim yani! Maça oldukça isteksiz başlayan Fenerbahçe'de gol perdesini kaptan 10 numara Alex ile açtık. İlk 11 de sahaya çıkan Okan'ı görenler eminim şaşırmıştım. Ancak aramız pek iyi olmasa da ben Aykut Kocamanı tekrar tebrik ediyorum.Önceki yazılarımda da değinmiştim zaten, genç yeteneklere lig maçlarında yer vermesi gerektiğinden. Okan da hocasını pişman etmedi, benden de alkışı aldı! Ben maçta ardıardına gol beklerken durgunluğundan içime fenalık geldi ilk yarının. Bu arada tabii Beşiktaş maça 3. dakikada yediği golün şokuyla başlayıp, ilk yarıyı 2-1'lik Mert Nobre'nin skoruyla tamamladı. İkinci yarıda keyfi yerine gelmiş olacakki önce Lugano, ardından 2 golle Niang skoru belirledi. Yine sessiz sedasız oynanan maçta yine 4 golle bu sessizliğe bir son verdi Fenerbahçe. Hiç şüphesiz ki maçın en beğenilen adamları Okan, kaleci Mert ve Niang oldu. Başından beri söylediğim şuydu: Bu takımın Niang gibi bir beyne ihtiyacı vardı. Dilerim zamanla kanayan yaralarımızı önce genç yeteneklerimiz ve yeni transferlerimizle dindiririz. "önümüzdeki maçlara" umutla bakmamızı sağlayan bu skorun maç perfermansından pek de memnun olmadığımı ekleyeyim. Beşiktaş maçına dönersek, aynı beyni Beşiktaş'ta Guti ile buldu. Quaresma'ya yapılan hareket sonucu kazandıkları penaltıyı ustaca ağlara gönderen Guti'ye Q7'nin golü de eşlik edince skor 4-1'i buldu.
Aslanlar deplasmanda, ligin ilk galibiyetini tattılar. Bu maç başlarken tabiiki memleketim olan Eskişehirspor'u destekliyordum içten içe. O'nun bu taraftar aşkına hep hayran kalacağım, eklemeden geçmeyeyim. Maça iyi başlayan sarı-kırmızılılar ilk anlarda golü buldular. Ancak 2. devre başlamadan es-es'ten cevap niteliğindeki beraberlik golü de geldi. Taraftar tam her şey bitti, bu maçı da kaybettik derken Arda'nın başlattığı pozisyonu Eskişehirsporlu Volkan tamamlayıp golü kendi ağlarına gönderince, 3. gol de sinyalini verdi. Servet'in ayağından gelen 3. gol, 3-1'lik skoru belirledi.
Niang'ın sonunda açılışı yapmış olmasından dolayı ayrıca mutluyum.
Haaydi bakalım, gelecek haftalar bize neler gösterecek! : )
Neler Var:
Alex,
Beşiktaş,
Eskişehirspor,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Guti,
Mamadou Niang,
Mert Günok,
Q7,
Spor Toto Süper Lig
17 Ağustos 2010 Salı
Her Sezon Aynı Başlangıç
90 günlük aranın ardından Spor Toto Süper Lig heyecanı yeniden başladı. Bu kez baştan başa yenilenmiş haliyle çıktı karşımıza. Yeni sezon heyecanı Galatasaray’ın hayal kırıklığı, Guti’nin dillere destan performansı, Eskişehirspor’un taraftar coşkusu, Bucaspor’un direnci, Trabzonspor’un formda oluşuyla zorlu bir ligin bizleri beklediğinin ilk sinyallerini verdi. Ama ben şimdi tüm bunları bir kenara bırakıp Fenerbahçe’den bahsetmek istiyorum.
Sezonun ilk maçını seyircisiz oynamak moral bozukluğuna sebep olacaktır diye düşünüyordum. Fakat Fenerbahçe açısından hiç de öyle olmadı. Antrenman maçı yapıyormuşçasına rahat oynadılar. MP Antalya’nın savunmasındaki boşluğun da bunda payı oldukça fazla tabii. Fenerbahçe takımını uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar rahat gördüm diyebilirim. Adeta Saraçoğlu’na Barcelona gelmiş, bizim çocukların formasını giymiş gibiydi. Maçı ilk 30 dakikada attığı 4 golle tamamlayan sarı-lacivertli ekip, attığının iki katı kadar golü de kaçırdı. Sezona iyi başlamanın verdiği sevinç ile Paok maçı hazırlıklarına başlayacak olmaları bir avantaj tabii onlar için. Ancak bu durum taraftarları yanıltmasın. Zira Fenerbahçe bu, olmaz denileni oldurur, daha adını hiç duymadığımız takımlara bile yenilir (!)
Benim asıl kaleme almak istediğim, Aykut hocanın Fenerbahçe’de başlatmış olduğu forma kapma yarışı. Bildiğiniz gibi güçlü bir kadrodan oluşan Fenerbahçe takımında her konuma neredeyse ikiden fazla aday var. Hal böyle olunca, futbolcular da kendilerini ispatlayıp formayı kapabilme yarışına girdiler. Üstelik buna kaleciler bile dahil. Bu durumun takımın lehine olduğunu söylemeden geçmeyeyim.
Şimdilik her şey tozpembe. Bir golcü daha geldi, sezonun en gollü açılışı yapıldı, futbolcular bir hayli istekli falan. Ancak hafta içi oynanacak olan Paok maçı ve ligin ikinci haftasındaki Trabzonspor deplasmanı taşları yerinden oynatabilir. Bu durum da bana da, Fenerbahçe’nin Barcelona versiyonunu devamlı olarak sahada görmeyi dilemekten başka bir şey düşmez. Bekleyip göreceğiz.
Dipnot: Lugano’nun forma giymesiyle savunmadaki o boşluk nasılda kapandı, gördünüz değil mi?
T ı k L a
Sezonun ilk maçını seyircisiz oynamak moral bozukluğuna sebep olacaktır diye düşünüyordum. Fakat Fenerbahçe açısından hiç de öyle olmadı. Antrenman maçı yapıyormuşçasına rahat oynadılar. MP Antalya’nın savunmasındaki boşluğun da bunda payı oldukça fazla tabii. Fenerbahçe takımını uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar rahat gördüm diyebilirim. Adeta Saraçoğlu’na Barcelona gelmiş, bizim çocukların formasını giymiş gibiydi. Maçı ilk 30 dakikada attığı 4 golle tamamlayan sarı-lacivertli ekip, attığının iki katı kadar golü de kaçırdı. Sezona iyi başlamanın verdiği sevinç ile Paok maçı hazırlıklarına başlayacak olmaları bir avantaj tabii onlar için. Ancak bu durum taraftarları yanıltmasın. Zira Fenerbahçe bu, olmaz denileni oldurur, daha adını hiç duymadığımız takımlara bile yenilir (!)
Benim asıl kaleme almak istediğim, Aykut hocanın Fenerbahçe’de başlatmış olduğu forma kapma yarışı. Bildiğiniz gibi güçlü bir kadrodan oluşan Fenerbahçe takımında her konuma neredeyse ikiden fazla aday var. Hal böyle olunca, futbolcular da kendilerini ispatlayıp formayı kapabilme yarışına girdiler. Üstelik buna kaleciler bile dahil. Bu durumun takımın lehine olduğunu söylemeden geçmeyeyim.
Şimdilik her şey tozpembe. Bir golcü daha geldi, sezonun en gollü açılışı yapıldı, futbolcular bir hayli istekli falan. Ancak hafta içi oynanacak olan Paok maçı ve ligin ikinci haftasındaki Trabzonspor deplasmanı taşları yerinden oynatabilir. Bu durum da bana da, Fenerbahçe’nin Barcelona versiyonunu devamlı olarak sahada görmeyi dilemekten başka bir şey düşmez. Bekleyip göreceğiz.
Dipnot: Lugano’nun forma giymesiyle savunmadaki o boşluk nasılda kapandı, gördünüz değil mi?
T ı k L a
Neler Var:
Aykut Kocaman,
barcelona,
Bucaspor,
Eskişehirspor,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Guti,
MP Antalya,
Paok,
Spor Toto Süper Lig,
Trabzonspor
29 Temmuz 2010 Perşembe
NTV'de 2-2 Salgını.

Guti'yi İnönü'de gördüm-göreli Beşiktaş'ın transferlerini baya bi övdüm. Eh, bugün de maçı varmış, oturup keyifle(!) izleyeyim dedim.
Yahu o ne maç arkadaş?! Adamların değil Q7'si, 10 numarası bile ayağında top tutamıyor. Haliyle pas yapamıyor, ezilip kalıyor takım karşısında. Ben tam, çok bayıcı maç biraz da Galatasaray'a bakayım derken Plzen'den duran toplu müthiş bir gol geldi. 8 numaralı futbolcu 28. dakikada topu Beşiktaş ağlarıyla buluşturdu. Ardından 2 net gol pozisyonu oluştu, ama değerlendiremediler. Yok, aslında yanlış söyledim. Hakan, değerlendirmelerine fırsat vermedi. Bu akşam bunu anladım ki, bu takımın tek şansı Hakan'dı arkadaş!
Ardından, "hakeme gözlükkkkkkkk!" diye bağrışmalara sebep olacak bir pozisyonda penaltı verdi İspanyol hakem. Neymiş efendim, Q7cik yere düşürülmüş. Haspinalllllahh. Delgado'nun oldukça gereksiz penaltısıyla 44. dakikada 1-1 olan Beşiktaş, 2. yarıyı da berabere kapatarak o çok dalga geçtikleri Fenerbahçe gibi evlerine 2-2'lik avantajlı skorla döndüler.Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, Fenerbahçe Şampiyonlar Liginde 2-2 berabere kaldı, siz ise UEFA'da. Dilerim bunun farkını kavrayabilmişsinizdir. Bir başka takımla dalga geçmeden önce kendi halinize yanın sayın kartallar.
Dipnot: İbrahim Toraman'dan tiksiniyorum abi. Hayat boyunca bunun kadar agresif bir futbolcu görmedim. Adam hem oynayamıyor, hem de oynayanları engelliyor. Yok artık! Köşe vuruşlarında adama rahat vermiyor. Böyle futbolcu olmaz arkadaş, sahiden olmaz!
Öpe koklaya getirdiğiniz Q7'yi de sahada göremediğimi söylemek isterim.
Maçın skoru: V.Plzen 2 - 2 Beşiktaş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


