Maç içindeki yer yer bölge değiştiren temposuyla, yeterince uzun bir maç olduğundan buraya da upuzun bir yazı yazıp sizleri sıkmak istemiyorum. (Teşekkürleri yazı bitiminde alırım.)
O yüzden dedim ki, ben yine madde madde maç içindeki gereksiz ayrıntıları ve gözüme takılanları yazayım. Sonra bana katılıp katılmadığınızı paylaşabilirsiniz pek tabii.
E bakalım, Almanya-Cezayir maçında neler olmuş? Ya da daha doğrusu, Arzu maç içinde yine nelere takılmış?
- Mesut böyle şut atmayı,
- Hakem parmaklarının ucuyla sarı kartı narin narin çıkarmayı,
- Cezayir kalecisi yemediği golden sonra şaşırarak takım arkadaşlarına bakmayı,
- Mustafi bütün pasları Cezayirli futbolculara göndermeyi,
- Hakem Cezayirli futbolcuların pozisyon gereği olmadan Alman futbolcular biçercesine ezmelerine sessiz kalmayı,
- Ceyhun maçın ilk on dakikasında Cezayir'in savunma dizilişinden bahsetmeyi,
- Mesut köşe gönderinin hemen önünde, zerre faul yapmadan ve üç Cezayirli tarafından çevrilmiş halde olmasına rağmen sorunsuz çıkmayı,
- Almanlar ceza sahasına her girdiğinde korner kazanmayı,
- Neuer orta sahaya kadar top karşılamaya çıkmayı,
- Löw bu yaşta, bu kadar genç durmayı,
- 80lerdeki o pozisyonda, Müller topu imkansızı başarırcasına dışarı atmayı,
- Ve yine Müller serbest vuruş öncesi düşme taktiğini uygulamayı
Ve beyler Cezayir böyle direnmeyi, Almanya bu oyunla çeyrek finale kalmayı ve benim kuponum tek maçtan yatmayı NEREDEN ÖĞRENDİ?
hakem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Haziran 2014 Pazartesi
Nereden Öğrendi?
Neler Var:
2014 Dünya Kupası,
Almanya,
Arzu Bıçakçı,
Ceyhun Eriş,
Cezayir,
çeyrek final,
Dünya Kupası,
gol,
hakem,
iddaa,
kupon,
Löw,
Mesut Özil,
Müller,
Neuer
14 Haziran 2014 Cumartesi
Robben vs Casillas
Maçtan söz etmeye başlamadan evvel, şu görsele değinmek istiyorum. Böyle gol sevinçlerine hastayım, kim ne derse desin! Ve sırf Kuyt'ın o gülen yüzü için, İspanyacığım kaybetti diye için için üzülmedim sanırım.
Bakalım, maçta neler olmuş?
Madde madde gidersek, sıralamam şöyle olacaktır:
- Formalar çok vasat. Hatta öyle vasat ki, Fransa-İngiltere maçını izliyormuş hissi uyandırdı bende.
- Daha az evvel, "hakemlerden çok konuşacağız sanırım" dedim mi, demedim mi!
- O gol, gol değil... Sen faul'e nasıl gol dersin? Neden dersin?
- Casillas'a bi haller olmuş ama haydi hayırlısı bakalım. Hayır, özel gününde falan diyeceğim adam için, yakışık almayacak.
- Robben... Daha maçın ilk anlarında sahanın ortasına oturup ayakkabısıyla uğraşması belki çoğunuza itici gelmiş olabilir ama bende sempati uyandırdı açıkçası. Tabii sonrada makineleşip art arda gol sıralayacağını bilmiyordum...
- Torres bitmiş? Hiç söylemiyorsunuz!
- Son dakikaya kadar, önde olduğu halde mücadele eden Hollanda ve karşısında, yenik durumdaki İspanya ve sıfır mücadele. Dilimin ucundan "hak ettiniz" geçiyor ama sus Arzu diyorum yine de!
İspanya için "son dünya şampiyonu" düştü demek falan doğru değil bana kalırsa. Henüz yolun çok başındayız ve ne olacağını futbol gösterecek!
Neler Var:
2014 Dünya Kupası,
Casillas,
Dirk Kuyt,
Dünya Kupası,
faul,
Fransa,
hakem,
Hollanda,
İngiltere,
İspanya,
Robben,
Torres
Kod Adı: Mıknatıs!
Sizlere takım karmaşamı anlatırken, sempati duyduklarım arasına Brezilya'yı da eklemiştim. Hem 2014 Dünya Kupasının ilk maçı olması sebebiyle hem de sambacılara olan hayranlığımdan, büyük bir heyecan ve de heves ile televizyon karşısına geçtim. Gönül isterdi elbet tribünden izlemeyi. Bu da parantezim olsun, kalsın burada.
Evvela şunu demeden edemeyeceğim, maçın hakkı beraberlikti. Bence birçok futbolsever bu konuda benimle aynı fikirdedir.
Maça geçersem...
Brezilyalı futbolcuların ayağındaki mıknatıs yer yer, kupanın boylarıyla devleşen Hırvatlarına sökmemiş olsa da, içten içe bende hayranlık yarattığını söylemem mümkün. Ancak yine de ne bileyim, bu Brezilya, olmamış sanki yahu... Bir şeyler yarım ve eksik, tatsız...
Her müdahalede yere düşmek, kendini olur olmadık yerlerde bırakmak, olağanüstü bireyselcilik... Daha ilk maç olması sebebiyle erken konuşmak istemesem de, kendinden biraz soğuttu sanırım Brezilya.
Hırvatistan ise onlara oranla daha takım futbolu, prese ve defansa odaklı oynadılar. Ve dünya devi denilen adamlar karşısında uzun süre ayakta kalmayı başarıp, ezilmeden yenildiler. Puan tablosuna işlemeyecek olsa bile, Hırvatlar için ideal denilebilecek bir başlangıç oldu bu...
Maç içinde özellikle değinmek istediğim iki şey var. Biri hakem, diğeri ise Neymar...
Hakemin vasatlığı konusunda lütfen benimle aynı fikirde olduğunuzu söyleyin! Ya da benim yanlış gördüğüm bir şey varsa, paylaşımlarınızdan esirgemeyin. Zira bana kalırsa, bizler bu DK'da hakemlerden çok söz edeceğiz...
Yahu, o ne penaltıdır? Ne fauldür, düdüktür!
Dünya Kupası ilk maç, iki gol, Neymar. Fena başlamadığını söyleyebiliriz. Lakin ben ondan çok şey bekliyorum. Zira ilk maç için bekleneni zerre kadar karşılamayan Hulk beni yeterince üzdü diyebilirim.
Şöyle bir toparlayacak olursam, ilk maç, ilk maç gibiydi.
Futbolu özlemişim. Sadece futbol konuşan, futbolu futbol için izleyen, gören, seven, sevinen insanları özlemişim.
Çok sevdiğimiz futbol bir ay evlerimize misafir olacak.
Hoş geldi, vallahi de sefalar getirdi!
Dipnot: Ne olur susturun şu Ceyhun'u, gözünüzü seveyim!
Evvela şunu demeden edemeyeceğim, maçın hakkı beraberlikti. Bence birçok futbolsever bu konuda benimle aynı fikirdedir.
Maça geçersem...
Brezilyalı futbolcuların ayağındaki mıknatıs yer yer, kupanın boylarıyla devleşen Hırvatlarına sökmemiş olsa da, içten içe bende hayranlık yarattığını söylemem mümkün. Ancak yine de ne bileyim, bu Brezilya, olmamış sanki yahu... Bir şeyler yarım ve eksik, tatsız...
Her müdahalede yere düşmek, kendini olur olmadık yerlerde bırakmak, olağanüstü bireyselcilik... Daha ilk maç olması sebebiyle erken konuşmak istemesem de, kendinden biraz soğuttu sanırım Brezilya.
Hırvatistan ise onlara oranla daha takım futbolu, prese ve defansa odaklı oynadılar. Ve dünya devi denilen adamlar karşısında uzun süre ayakta kalmayı başarıp, ezilmeden yenildiler. Puan tablosuna işlemeyecek olsa bile, Hırvatlar için ideal denilebilecek bir başlangıç oldu bu...
Maç içinde özellikle değinmek istediğim iki şey var. Biri hakem, diğeri ise Neymar...
Hakemin vasatlığı konusunda lütfen benimle aynı fikirde olduğunuzu söyleyin! Ya da benim yanlış gördüğüm bir şey varsa, paylaşımlarınızdan esirgemeyin. Zira bana kalırsa, bizler bu DK'da hakemlerden çok söz edeceğiz...
Yahu, o ne penaltıdır? Ne fauldür, düdüktür!
Dünya Kupası ilk maç, iki gol, Neymar. Fena başlamadığını söyleyebiliriz. Lakin ben ondan çok şey bekliyorum. Zira ilk maç için bekleneni zerre kadar karşılamayan Hulk beni yeterince üzdü diyebilirim.
Şöyle bir toparlayacak olursam, ilk maç, ilk maç gibiydi.
Futbolu özlemişim. Sadece futbol konuşan, futbolu futbol için izleyen, gören, seven, sevinen insanları özlemişim.
Çok sevdiğimiz futbol bir ay evlerimize misafir olacak.
Hoş geldi, vallahi de sefalar getirdi!
Dipnot: Ne olur susturun şu Ceyhun'u, gözünüzü seveyim!
Neler Var:
2014 Dünya Kupası,
Brezilya,
Ceyhun Eriş,
Dünya Kupası,
Futbol,
hakem,
Hırvatistan,
Hulk,
Neymar
2 Ağustos 2012 Perşembe
Gerçekten Egemen Mi?
Eğer bir sonraki gün maç olduğunu bilip gece heyecandan uyuyamıyor ve maç sonu içinizde binbir sıkıntı ile aynı yatağa uykusuz dönüyorsanız, geçmiş olsun.
Siz de Fenerbahçelisiniz.
Kadıköy'de nasıl bıraktıysak Fenerbahçe'yi, dün yine öyle bulduk. Farklılıklar da vardı elbet. Mesela orta saha yoktu dün. Günlerce bas bas bağırıp “Emre'yi göndermeyin” derken bunu bilerek konuşuyorduk işte. Daha ilk resmi maç diye defansa çekilebilirsiniz ama kısa sürede pes edersiniz. Çünkü Mehmet Topal'ı biliyor, tanıyoruz. Ve hepimizin bildiği bir başka şey ise, Emre'nin topal halinin bile Mehmet'ten iyi olacağı...
Sahada güzel şeyler de vardı. Binbir umur Alex vardır mesela. Sanki onuncu sezonunda Fenerbahçe forması giyiyor olan Kuyt vardı sonra. Bekir bir de... Hasan Ali içinse ayrıca bir parantez açmak istiyorum. Adam o kadar rahat, o kadar iyi oynuyor ki! Onun oyunu karşısında bana sadece bozulmamasını dilemek kalıyor.
Ancak dün sahada öyle çok yanlış vardı ki, güzelliklerin üstü de çabucak örtüldü. Yazının başlığına bakıp, Egemen'den bahsedeceğimi düşündünüz değil mi? Ama hayır, bahsetmeyeceğim. Maç esnasına Egemen kendinden öyle çok bahsetti ki, bana gerek bile kalmadı.
Bizim en büyük sorunumuz ne, biliyor musunuz? Hataları söylemekten kaçınmak. Evet, belki bizler söyleyince ya da yazıp çizince bir şeyler değişmeyecek ama hatanın üstünü tekrar tekrar örtmek, hata yapmaktan daha acımasız.
Bazı kritik maçlar vardır Aykut hoca, ben o maçlarda düzen ve saha futbolu istemem. İyi futbol umurumda bile değildir. Öyle önemlidir ki mesela o maç, ben sadece iyi skor isterim senden. Hoş, bunu ne zaman istesem ikisine de sahip olamıyorum.
En çok da bu geçen iki ay içinde takımın kampta ne yaptığını merak ediyorum hocam. Ateş başı kafası mı?
Son olarak Vaslui takımına değinecek olursam, geçmişi dar bir kulüp olduğundan sanırım, takımın futbolcuları da profesyonellikten oldukça uzaktı. Maçın %40'ını yerde yatarak geçirdiler. Hakem mi? Elbette kart çıkartmadı. Söz konusu Fenerbahçe olunca, rakip hiçbir zaman tek olmuyor ne yazık ki.
Bazen yanlış seçimler ve bu seçimlerin doğurduğu hatalar, bazı horozları kendi çöplüğünde ötmeye mecbur bırakır. Ne diyelim; kendi çöplüğümüzün dar geleceğini anlayıp, ona göre oynayacağınız bir rövanş maçı olsun..
Neler Var:
Alex,
Aykut Kocaman,
Bekir İrtegün,
Dirk Kuyt,
Egemen Korkmaz,
Emre Belözoğlu,
FC Vaslui,
Fenerbahçe,
hakem,
Kadıköy,
Mehmet Topal
29 Temmuz 2010 Perşembe
NTV'de 2-2 Salgını.

Guti'yi İnönü'de gördüm-göreli Beşiktaş'ın transferlerini baya bi övdüm. Eh, bugün de maçı varmış, oturup keyifle(!) izleyeyim dedim.
Yahu o ne maç arkadaş?! Adamların değil Q7'si, 10 numarası bile ayağında top tutamıyor. Haliyle pas yapamıyor, ezilip kalıyor takım karşısında. Ben tam, çok bayıcı maç biraz da Galatasaray'a bakayım derken Plzen'den duran toplu müthiş bir gol geldi. 8 numaralı futbolcu 28. dakikada topu Beşiktaş ağlarıyla buluşturdu. Ardından 2 net gol pozisyonu oluştu, ama değerlendiremediler. Yok, aslında yanlış söyledim. Hakan, değerlendirmelerine fırsat vermedi. Bu akşam bunu anladım ki, bu takımın tek şansı Hakan'dı arkadaş!
Ardından, "hakeme gözlükkkkkkkk!" diye bağrışmalara sebep olacak bir pozisyonda penaltı verdi İspanyol hakem. Neymiş efendim, Q7cik yere düşürülmüş. Haspinalllllahh. Delgado'nun oldukça gereksiz penaltısıyla 44. dakikada 1-1 olan Beşiktaş, 2. yarıyı da berabere kapatarak o çok dalga geçtikleri Fenerbahçe gibi evlerine 2-2'lik avantajlı skorla döndüler.Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, Fenerbahçe Şampiyonlar Liginde 2-2 berabere kaldı, siz ise UEFA'da. Dilerim bunun farkını kavrayabilmişsinizdir. Bir başka takımla dalga geçmeden önce kendi halinize yanın sayın kartallar.
Dipnot: İbrahim Toraman'dan tiksiniyorum abi. Hayat boyunca bunun kadar agresif bir futbolcu görmedim. Adam hem oynayamıyor, hem de oynayanları engelliyor. Yok artık! Köşe vuruşlarında adama rahat vermiyor. Böyle futbolcu olmaz arkadaş, sahiden olmaz!
Öpe koklaya getirdiğiniz Q7'yi de sahada göremediğimi söylemek isterim.
Maçın skoru: V.Plzen 2 - 2 Beşiktaş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




