Q7 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Q7 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2012 Cuma

Q7 Hangi Takımlı?


Eğer daha insaflı olmaya karar vermeseydim, fazlasıyla şiddet içeren satırlar görecektiniz burada.

Futbolun bambaşka bir şey olduğunu oturup yeniden ve uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ününü kazanmış birtakım adamların da neden bekleneni veremediklerini biliyorsunuz.

İşte o adamlardan biri de Quaresma. Normalde olsa, zerre kadar umursamayacağım performansı, dün akşam beni delirtti.

Yahu bir insan nasıl bu kadar isteksiz olabilir?

Tam da bu soruyu, A.Madrid maçını izlerken düşündüm. Sevmediği bir takımda ve sevmediği insanlarla olsa bile, futbolu seviyorsa bir adam, top ayağına değdiği anda unutur tüm dertlerini. Futbol oynamadım o hissin ne olduğunu bilmiyorum.

Ama ben bile maç izlerken tüm dert ve sıkıntılarımdan arınıp, kendimi sadece o doksan dakika yaşıyormuş gibi hissediyorsam, benim izlediğim adamların da benzeri şeylerle dolu olması lazım.

Bir Türk takımına transfer olduğun, o formayı giydiğin ve her renkten yüce taraftarla buluştuğun andan itibaren, bambaşka bir çekim gücüyle, zaten o takımın taraftarı oluyorsun.

Eğer Beşiktaş’ın çok sevgili Quaresma’sı hala Beşiktaşlı olamadıysa, yazık onun o formayı taşıyan haline.
Bir tek o mu kötüydü maçta diyeceksiniz, elbette durum yalnızca Q7’den ibaret değil.

Veli’ye kızayım diyorum ama itiraf edeyim, kızmak pek de içimden gelmiyor. Yaptığı hatalar affedilir gibi değil. Ancak görev bölgesi dahilinde bulunmayan bir alanda, yapabileceğini yaptı aslında.

Yergiyi bir kenara bırakırsak, Madrid’in 21’lik golcüsünden 19’luk kalecisine kadar herkes hak etmişti bu galibiyeti. Fazlasını hatta.

Bir de güzeller güzeli golünü attıktan sonra tereddüt etmeden maça devam eden, hiçbir sevinç gösterisinde bulunmayan Simao’yu ayrıca alkışlamak istiyorum. Yıllarını verdiği takıma gol atmak zorunda olmak, attığı için sevineceği anlamını elbette taşımıyor. Görevini yapıp, içindeki renge olan saygısını bir kez daha gösterdi Simao. Gereken de buydu aslında.

Unutmadan; hayatında ilk kez UEFA’da gol atıyormuşçasına, deliler gibi sevinen A.Madrid teknik adamına nasıl sövdüğümü de itiraf etmeden geçemeyeceğim.

Şimdilik Karakartal, Madrid’de uçuş seferlerini iptal etti!

12 Kasım 2010 Cuma

Q7 Düştü Kalktı, Maç Bitti

Kupa maçının grup ayağında olmayacak skorlar, goller, pozisyonlar izledik. Hayal kırıklığımı başlatan Fenerbahçe, kupaya artık tamamen küstüğünü göstermiş oldu. Olmuyorsa olmuyor, zorlamanın anlamı yok diyerek baştan resti çekti. Galatasaray iyi etti, hoş etti dedik. Sıra geldi “devler transferi” yapan Beşiktaş’a. Gülüyorum bakın, gerçekten bu satırları yazarken gülüyorum. Sebebini anlatacağım, az biraz sabır.



Taraftar olmakla taraftarı olduğun takımı “sevmek” arasında sahiden de fark varmış, zaman öğretiyor bunu. Taraftar olmak, bir başka takımın eksiklerini görerek ona çamur atmak değil, kendi takımın eksikleri nasıl çözebileceğini düşünmektir. Kaybettiğin maçta hakeme laf söylemek değil, oynamayan futbolcunla oynayanı ayırt edebilmektir. Taraftar olmak, futbol ve futbolcu kalitesini bilmektir arkadaşım! İki iyi transfer yaptınız, Fenerbahçe’nin miadı geçmiş Guiza’sıyla sağlı sollu dalga geçtiniz diye, “Oo büyüksün abi, iyi de taraftarsın he!”yi hak edecek değilsiniz! Devamlı olarak aynı şeyi söylüyorum evet, ama sabır falan yok artık bende. Zira dönüp dolaşıp aynı yere gelmemin sebebi de, taraftar bilinçsizliği. Ne diyorum, bunu ilerleyen günlerde sıkıca kaleme alayım öyle konuşalım. Şimdi hızlıca ileri sarıp maça dönelim…

Maç boyunca Beşiktaş’ın elde ettiği kadar pozisyonun yarısı Antep’te olsaydı, inanın bu maçın skoru bambaşka olurdu. Arkadaşım insan ayağına gelen topun bir tanesini bile mi kaleye atamaz? Yuh dedim kısaca ben, sahiden yuh!

Q7 ile başlayayım… Adam maç boyunca yerdeydi neredeyse. Ona buna çarpıp devamlı olarak düştü, sonunda da hakemden kartı gördü! Oh dedim, mis gibi oldu. Hiç kusuruma bakmayın valla, törpüleyemem bu maç için dilimi. Kalemime geleni yazacağım, kızan kızsın arkadaşım!

Sonra Bobo, Nihat bir de… Top sevmedi desem, sen isabetli atamadıktan sonra top nasıl sevsin? Anlayacağınız bu akşamki maçta isteksizdi Beşiktaşlı futbolcular. Bir hayli keyifsiz, tutuktular. İşime geldi doğrusu, çatır çatır oynayan Uğur Tülemen’imi izledim ben de, keyfime diyecek yoktu! Antep’in tam doksana gelen golü hiç beklenmedik ve bir o kadar da şıktı, alkışı hak etti.

Kazım’ı da söylemeden olmaz. “Kalede Kazım.” denildikten sonra hafiften bir irkildim ama bunun boşa olduğunu maç esnasında gayet iyi anladım. Kaleyi erken terk edişleri biraz hatalıydı ama maçı toparlamayı bildi. Kısacası, Antep’in istikrarını koruduğu avantajlı bir maç oldu. Beşiktaş’ın maça çok da önem vermediği için böyle isteksiz olduğunu düşünsem de, kızmaktan kendimi alamadım.

Maç esnasında düşünceli gözüken teknik adamın bir an evvel takımı toparlama sürecine girme konusunda istekli olduğunu gördüm. Maçı izlemeye gelen Yıldırım Demirören’in de Q7 hakkında ne düşündüğünü merak etmiyor değilim açıkçası… 26. dakikada gelen golle maçı 1-0 önde kapatan Antep, grup liderliğine oturdu. Kupanın grup maçlarında şaşırmaya devam edeceğiz anlaşılan.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Tut Tutabilirsen Niang’ı!

Sizlerin de bildiği gibi haftaya oynanacak olan milli maçlar nedeniyle süper lige ara verilecek. Aslında teknik anlamda lige bu yönde verilen aralar futbolcuların dengesini hafiften sarsar. Cuma günü oynanan maçta G.Saray’ın almış olduğu mağlubiyetten sonra da, F.Bahçe için gereksiz bir şekilde korkmaya başlamıştım. Neyse ki korkum yersiz çıktı, totemimiz bir kez daha işe yaradı! Şimdi de bu leziz maçtan bahsedeyim biraz.


Gol atan forvet: Niang

Ben size dememiş miydim, Niang bize iyi gelecek diye! Şunu bilir, şunu söylerim; yaptığın transfer hakkını verecek arkadaş! Çok uzun zamandır forvet sıkıntısı yaşıyordu Fenerbahçe. Ne adamlar geldi Saraçoğlu’na “hücum oyuncusu” sıfatında da, hakkını veremedi. Kezmanıydı, Guizasıydı derken en nihayetinde aradığı kanı Niang’da buldu sarı-lacivertli ekip. Dia ve Niang ikilisini durdurmanın biraz güç olduğundan söz etmiştim bir önceki yazımda. Ayrıca bir başlık atın diyorum şimdi de, “Onlar takıma daha yeni alışıyorlar!” vakit gelecek, gol kralı olacak Niang, benden söylemesi! Zira ben bu maçta Fenerbahçe’yi değil, Niang’ı izledim…

Fırat Aydınus’un maç yönetme şeklini pek sevmem, bu akşam da beni şaşırtmadı zaten. Ama bunu yine söylüyorum, yeri geldikçe de söyleyeceğim: zaman geçtikçe Emre’nin hırsı bize zarar veriyor. Aslına bakarsanız futbolunu seviyorum. Fakat bazı durumlarda kartının olup olmadığını hiç umursamadan hakeme çıkışmasından rahatsız oluyorum. Akşamki maçta da tıpatıp aynısını yaptı. Eğer sarı kartı olmasaydı resmen haykıracaktım hakeme kartını çıkarsın diye ama Fırat benimle aynı görüşte olmuş olacak ki Emre’ye yalnızca sözlü uyarıda bulundu.

Sonunda Fenerbahçe takımının rayına oturduğunu düşünüyorum. Bunun zamanla olacağını elbette biliyordum ama savunmaya olan inancım günden güne azalıyordu. Ta ki Aykut hocanın kadroya Bilica yerine Yobo’yu almasına kadar. Defansta hem kaleciye hem bizlere öyle büyük bir güven verdi ki, maç bitiminde ayaktaydım onu alkışlamak için. Parantez içinde söylüyorum, bu akşam F.Bahçe sahadaki futbolu tamamen İspanyol futboluydu. Bilirsiniz, La Liga ekipleri maçlara ayağa pasla başlar, orta saha müthiş önem taşır. Top kayıpları az, hatalar telafilidir. Orta saha geçilir, rakip yarı alanının ilk metrelerinde atak başlar, gizliden gizliye. Ve gol. Ardından bir tane daha. Önde mi bu İspanya takımı? Öyleyse maçı garanti eder ve rakibe top koşturur. Bu zamanlarda forvetleri tut tutabilirsen! İsterlerse, bir gol daha atar, rakibi ezerler! Nasıl ama İspanyol futbolunun aynısı değil mi? Bence gayet öyle…

Bu maç için öyle uzun uzadıya yazılacak bir şey yok. Sahnede görmeye alıştığımız Niang vardı yine. Kazım bir de. Herkes kızıyor ona, sevmeyenler bile vardır eminim. Ama ben önemsiyorum onu ve sürekli söylüyorum: Kazım bu takıma lazım! Üçüncü golü atan Andre Santos’a kızgınım, gol attı diye yelkenleri suya indiremem. Geçen hafta oynadığı kötü futbol yetmemiş gibi yerli yersiz açıklamalarda bulunup mide bulantısı yaptı. Neyse bu konuya daha fazla değinmek istemiyorum, galibiyet sevincimi kaçırmaması için… Ayrıca değinmeden olmaz, Gençlerbirliği maçında Alex ve Volkan’ın performansları gayet iyiydi, bu yüzümü daha da güldürdü. Üstelik ben ilk kez Fenerbahçe’ye gelen bir teknik adamın alt yapıdan yetişmiş genç futbolcuları önemsediğini gördüm. İnanılmaz mutluyum. Bu durumda, Aykut hocanın bizim eski “golcümüz” olmasındaki payı büyük elbette, aramızdaki buzlar da eriyor böylece. Sanırım kazandıkça, hataları telafi yolunda yürüdükçe seninle iyi anlaşmaya başlayacağız. Taraftar da bunu istiyor, istiyoruz Aykut hoca!

Maçı kendi evinde 3-0 alan Fenerbahçe 10 olan puanını 13’e yükselterek 7. Haftanın sonunda ezeli rakibi G.Saray’ın önüne geçmeyi başardı.

Son olarak yazımı bitirmeden önce, transfer olayına bir kez daha değinmek istiyorum. Geçtiğimiz sezonlarda” yıldız” avlamaya bayılırdık. Paramız bol ya, faydalı faydasız dağıtırdık işte. Nihayet bu sezon toparlanıp kendimize geldik de, yararlı transferler yapabildik. Şimdi dönüp bakıyorum Beşiktaş’a. Öyle öpe koklaya getirdikleri futbolcuları henüz sahnede göremedim ben, Holosko bile hakkını veriyor geçmişin. Nerede Guti, Q7? Galatasaray sustu dedik transferde, sonra bombayı patlattı Misimoviç ile. Peki, neredeydi geçtiğimiz maçlarda? Fenerbahçe içinse sürekli bir şeyler söylendi, doğru düzgün hiçbir transfer yapmadığını iddia edenler bile oldu! Şimdi, çıksın onlar karşıma, bunu söyleyen siz bay ve bayan olaylara ters açıdan bakanlar dinleyin beni, size sözler hazırladım!

Dipnot: Maç bitiminden bir saat sonra yazılmış olan bu yazının arşivde niye bu kadar çok durduğu hakkında en ufak bi fikrim yok.
 
Dipnot2: Almanya maçı hakkında yazmak istemiyorum açıkçası, sonuç zaten bildiğimiz ve beklediğimiz gibiydi.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Niang'tan Açılış!

Spor Toto Süper Lig mücadelesinde 2. hafta oynanan maçlarda 3 büyüklerinde hanelerine puan yazdıramaması ve Avrupa'dan tur'suz dönüş taraftarı hayal kırıklığına boğmuştu. Dün oynanan 3 büyüklerin 3. hafta mücadelesi kendilerini taraftara affettirmeleri için bir şanstı diyebiliriz. Bunu değerlendiren 3 büyükler, farklı galibiyetlerle 3'er puanı hanelerine yazdırmayı başardılar.
Aynı saatlerde başlayan Beşiktaş ve Fenerbahçe maçlarına değinmek istiyorum öncelikle. Ne hikmetse maç olduğunu unutup neredeyse uyuyakalacaktım ki, canım arkadaşım arayıp, 'maçı izlemeye geliyor musun?' dedi de kendime geldim! Telefonla birlikte kalktığım gibi maç izlemeye gittim. Gol oldukça kanal değiştirdiğimizden, iki maçı da net olarak izleyemedim. Ancak şunu söyleyebilirim ki, nihayet son buldu bu Şükrü Saraçoğlu'ndaki "sessizlik". Yoksa vallahi kapatıp kanalı uykuma geri dönerdim yani! Maça oldukça isteksiz başlayan Fenerbahçe'de gol perdesini kaptan 10 numara Alex ile açtık. İlk 11 de sahaya çıkan Okan'ı görenler eminim şaşırmıştım. Ancak aramız pek iyi olmasa da ben Aykut Kocamanı tekrar tebrik ediyorum.Önceki yazılarımda da değinmiştim zaten, genç yeteneklere lig maçlarında yer vermesi gerektiğinden. Okan da hocasını pişman etmedi, benden de alkışı aldı! Ben maçta ardıardına gol beklerken durgunluğundan içime fenalık geldi ilk yarının. Bu arada tabii Beşiktaş maça 3. dakikada yediği golün şokuyla başlayıp, ilk yarıyı 2-1'lik Mert Nobre'nin skoruyla tamamladı. İkinci yarıda keyfi yerine gelmiş olacakki önce Lugano, ardından 2 golle Niang skoru belirledi. Yine sessiz sedasız oynanan maçta yine 4 golle bu sessizliğe bir son verdi Fenerbahçe. Hiç şüphesiz ki maçın en beğenilen adamları Okan, kaleci Mert ve Niang oldu. Başından beri söylediğim şuydu: Bu takımın Niang gibi bir beyne ihtiyacı vardı. Dilerim zamanla kanayan yaralarımızı önce genç yeteneklerimiz ve yeni transferlerimizle dindiririz. "önümüzdeki maçlara" umutla bakmamızı sağlayan bu skorun maç perfermansından pek de memnun olmadığımı ekleyeyim. Beşiktaş maçına dönersek, aynı beyni Beşiktaş'ta Guti ile buldu. Quaresma'ya yapılan hareket sonucu kazandıkları penaltıyı ustaca ağlara gönderen Guti'ye Q7'nin golü de eşlik edince skor 4-1'i buldu.
Aslanlar deplasmanda, ligin ilk galibiyetini tattılar. Bu maç başlarken tabiiki memleketim olan Eskişehirspor'u destekliyordum içten içe. O'nun bu taraftar aşkına hep hayran kalacağım, eklemeden geçmeyeyim. Maça iyi başlayan sarı-kırmızılılar ilk anlarda golü buldular. Ancak 2. devre başlamadan es-es'ten cevap niteliğindeki beraberlik golü de geldi. Taraftar tam her şey bitti, bu maçı da kaybettik derken Arda'nın başlattığı pozisyonu Eskişehirsporlu Volkan tamamlayıp golü kendi ağlarına gönderince, 3. gol de sinyalini verdi. Servet'in ayağından gelen 3. gol, 3-1'lik skoru belirledi.
Niang'ın sonunda açılışı yapmış olmasından dolayı ayrıca mutluyum.
Haaydi bakalım, gelecek haftalar bize neler gösterecek! : )

16 Ağustos 2010 Pazartesi

15 Ağustos 2010 Pazar

Spor Toto Süper Lig 2010/11 Sezonu


Spor Toto Süper Lig dün oynanan 4 maçla sezonun ilk yarısını açtı. Oynanan ilk maçlardan edindiğim izlenimlere göre sert bir sezon olacak.
Lige Sivas deplasmanında kötü başlayan Galatasaray, bütün okları kendine çekti. Bu sezon için Galatasaray'ın kadrosunu beğenmediğimi zaten söylemiştim. Bu maçta üstüne tuz biber oldu. Üstelik maçı ilk yarıda attığı golle 1-0 önde götüren sarı-kırmızılılar, Sivas deplasmanında 5. kez puan kaybıyla evine döndü.
Galatasaray maçının çirkinliklerinden çok fazla söz etmek istemiyorum, izleyen bilir. Ama şuna değinmeden geçemeyeceğim, Rijkaard dün yapmaması gereken o kadar çok hata yaptı ki, onu kim kurtarır bilemiyorum!
Maçın skoru: Sivasspor 2 - 1 Galatasaray

Herkesin büyük bir hayranlıkla izlediği Beşiktaş maçına gelelim. Başta İzmir'in gururu Buca'nın lige çıkmasından duyduğum büyük sevinci belirteyim. Yolum İzmir'e yeniden düşerse ya da Şükrü Saraçoğlu'nda ağırlarsak İzmirlileri, gidip bizzat izlemek istiyorum maçı!
Beşiktaş'a gelince, hiçte keyifle izlemedim maçı. Maçta tek beğendiğim kaleciler oldu. Q7'nin topu sürekli sağdan soldan üstten dışarılara atmasından deli oldum diyebilirim. Lige 3 puan alarak başlaması iyi oldu yine de, ben futbolunu beğenmesem de. Beşiktaş'ın tek golünü Bobo kaydetti.
Maçın skoru: Bucaspor 0 - 1 Beşiktaş

İtiraf edeyim, diğer iki maçı izlemedim yalnızca özet görüntüleriyle yetindim. Bu nedenle pekte bilgi sahibi değilim. Eskişehir'in maçına özendim, ne yalan söyleyeyim. Işıkların birden sönmesiyle taraftarın telefon ışıklarıyla sahayı aydınlatmasından çok hoşlandım. Aynı görüntüyü bizim Saraçoğlu'nda da istiyorum!

Ee artık yeni sezon başladı. Bakalım bu sezon kimler için iyi, kimler için fena geçecek, hep birlikte izleyip göreceğiz.

Ps: Akşam için susuyorum!

5 Ağustos 2010 Perşembe

UEFA'da Gol Yağmuru

OFK Belgrad 1 – 5 Galatasaray
Galatasaray taraftarın yüzünü güldürmeyi başardı! Sıcağın da büyük etkisiyle ilginin az olduğu maçtan, 2'si penaltıdan gelen 5 golle rakibini devirdi G.Saray. 3. ön eleme turunu da atlayarak, yoluna play-off'ta devam edecek. Kuraların yarın çekileceği Uefa'da, heyecan dorukta!


Beşiktaş 3 – 0 V. Plzen
İlk 45te Q7'nin golüyle havalara uçan Beşiktaş, hız kesmeden ikinci yarıda da 2 gol atarak rakibini 3-0 eleyerek bir üst tura adını yazdırdı. Rakip takım ise maçı 9 kişi tamamlayarak elendi. Yoluna play-off turundan devam edecek olan Beşiktaş'ın da rakibi yarın çekilecek kurada belli olacak.

29 Temmuz 2010 Perşembe

NTV'de 2-2 Salgını.


Guti'yi İnönü'de gördüm-göreli Beşiktaş'ın transferlerini baya bi övdüm. Eh, bugün de maçı varmış, oturup keyifle(!) izleyeyim dedim.

Yahu o ne maç arkadaş?! Adamların değil Q7'si, 10 numarası bile ayağında top tutamıyor. Haliyle pas yapamıyor, ezilip kalıyor takım karşısında. Ben tam, çok bayıcı maç biraz da Galatasaray'a bakayım derken Plzen'den duran toplu müthiş bir gol geldi. 8 numaralı futbolcu 28. dakikada topu Beşiktaş ağlarıyla buluşturdu. Ardından 2 net gol pozisyonu oluştu, ama değerlendiremediler. Yok, aslında yanlış söyledim. Hakan, değerlendirmelerine fırsat vermedi. Bu akşam bunu anladım ki, bu takımın tek şansı Hakan'dı arkadaş!

Ardından, "hakeme gözlükkkkkkkk!" diye bağrışmalara sebep olacak bir pozisyonda penaltı verdi İspanyol hakem. Neymiş efendim, Q7cik yere düşürülmüş. Haspinalllllahh. Delgado'nun oldukça gereksiz penaltısıyla 44. dakikada 1-1 olan Beşiktaş, 2. yarıyı da berabere kapatarak o çok dalga geçtikleri Fenerbahçe gibi evlerine 2-2'lik avantajlı skorla döndüler.Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, Fenerbahçe Şampiyonlar Liginde 2-2 berabere kaldı, siz ise UEFA'da. Dilerim bunun farkını kavrayabilmişsinizdir. Bir başka takımla dalga geçmeden önce kendi halinize yanın sayın kartallar.

Dipnot: İbrahim Toraman'dan tiksiniyorum abi. Hayat boyunca bunun kadar agresif bir futbolcu görmedim. Adam hem oynayamıyor, hem de oynayanları engelliyor. Yok artık! Köşe vuruşlarında adama rahat vermiyor. Böyle futbolcu olmaz arkadaş, sahiden olmaz!

Öpe koklaya getirdiğiniz Q7'yi de sahada göremediğimi söylemek isterim.

Maçın skoru: V.Plzen 2 - 2 Beşiktaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...