Baros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Baros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2011 Cumartesi

Mersin İdman Yurdu Mu?




Ligin onuncu haftasında zirveye yaklaşma umudu ve hırsıyla maça çıkan, “lokum gibi” olabilecek maçı değerlendirmeyi hedefleyen ve o düşünceyle sahaya çıkan Galatasaray ile sizin ismini “Mersin İdman Yurdu” olarak bildiğiniz iki takımın maçı vardı.

Dünkü Fenerbahçe maçından sonra gariptir ki bu maçı izlemek için adeta saatlerin geçmesini bekledim. İyi ki bekleyip izlemişim. Tek kelimeyle muhteşem bir maçtı. Kime ve neye göre diyeceksiniz, açıklayayım. Bir maçı tarafsız izlemenin verdiği haz başka hiçbir şeyle ölçülemez zaten. Ben de öylece, “kim kazanırsa kazansın, yeter ki bol pozisyon ve gol olsun” düşüncesiyle televizyon başına geçtim. Tamam, işin gol kısmı belki gerçekleşmedi ama pozisyon açısından oldukça zengin bir maçtı.

İki takım için de şunu rahatça söyleyebilirim ki, onca pozisyona rağmen olmayan golleri düşünürsek top ya da kale bizimkileri sevmedi. Ama Galatasaray’ı sevmemesinin tek nedeni manevi değil. Maçın adamı, bana göre Mersin İdman Yurdu’nu şahlandıran o dev kaleci. Üstüne üstüne gelen pozisyonlardan ustalıkla kurtulmayı başardı ki bu takım arkadaşı penaltı kaçıran her kalecinin harcı değildir.  Evet, belki penaltı kaçmış olabilir ama sahada bir Nduka vardı ki, bu adamı izlemek sahiden büyük zevk veriyor!

İtiraf edeyim, MİY maçlarının “sıkı takipçisi” olmadım sezon başından bu yana. Ama Galatasaray maçından sonra “takip edilecekler” listesinde zirveye oynayacağı benziyor şimdilik.

Galatasaray’a gelecek olursam, “şanssızlık” formasından tutmuş gidiyordu diyebilirim. Gözler Baros’u aradı hep, ama yoktu. Olsaydı değişir miydi? Evet, hem de birçok pozisyonun üstesinden gelerek gole çevirirdi. Öyle bir değişirdi ki! Unutmadan şunu soracağım, Sercan’ın maçlara çıkması zorunlu mu? Nasıl güvenip çıkarabildiklerine şaşırıyorum ben hala. “Gerideki adama pas vermeye çalışan Sercan’ın dramı” üzerine sayfalarca yazı yazılabilir. Sercan’dan geriye pas, biraz daha geriye, daha da geriye. Sercan topu kaybeder. Bu hep böyle mi gidecek merak ediyorum açıkçası. Ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim, benim geçtiğimiz aylarda hiçe sayıp laflar söylediğim Muslera fena değildi bu maçta. Hatta sanırım son birkaç maçtır fena değil. Kazım ise bildiğimiz Kazım işte. Hala önünde iki rakip takım futbolcusu varken toptan sıyrılmayı başaramıyor…

Bir de Galatasaray taraftarı maçları izlemeye gerçekten istekli değil mi? Tribünlerin bu kadar boş olması hiç de hoş karşılanacak cinsten değil bence. Gitmeli, takıma “her hal ve şartta” destek olmalı. Ancak böyle güç kazanır futbolcular, böyle inanç…

Fırat Aydınus’tan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu adam gerçekten maç yönetmeyi biliyor, her şeyin altından ustaca kalkabiliyor…

Maç sonunda dilimde kalan tek şey: “Ne Mersin’i, Barcelona İdman Yurdu bu!”

19 Ekim 2010 Salı

4 - Ankara’nın Gücü Aslan-Kaplan Dinlemedi!

Nasıl kızgınım bir bilseniz! Dün geceki maçtan bu yana zor durdum, aklıma geldikçe saydım döktüm onlara! Birinin hüznü, diğerinin sevinci oluyor futbolda. Oynanan her maçta görüyoruz, bizzat yaşıyoruz işte! Artık Galatasaray’a olan kızgınlığım futbolcuları aştı. Bildiğin taraftara, yönetime kadar sıçradı yani. Yönetimden kastım, asla takımın başındaki teknik adam değil. Aksine, o futbol devini Ali Sami Yen stadında küçülten taraftar ve başkana tüm kızgınlığım…


Maça döneceğim ama önce maç sonundan bahsetmek istiyorum. Maçın ardından bir yığın G.Saray taraftarı, “yönetim istifa, Rijkaard istifa!” , “imparator oooley” gibi bir takım tezahüratlarla hüzünlerine sinirlerini katarak, kendilerince öfkelerini yönetime bildiriyorlardı. O görüntüleri görünce çıldırdım adeta! “aynısı senin tuttuğun takımın başına gelse, sen de böyle yapardın” diyen arkadaşıma da cevap olsun bu: aynısı benim takımıma da oldu ama ben bunu yapmadım! Başımda duran adamı tanımadan eskiyi yuvama davet etmedim! Takımın başındaki teknik adamın gitmesini isteyen taraftar, takımına gereken değeri vermiyor demektir! Canım kardeşim, adamlar oynamıyor Rijkaard ne yapsın?! Bu adam değil mi Barça’yı devleştiren? Öyleyse sorunu toz kondurmadığın futbolcularda aramalısın evvela! Zira sahanın tozunu yutmuş, taraftarın desteğini ardına almış bir takımın futbolcuları böyle oynayamaz! Eğer oynuyorsa da, G.Saray takımında olmayı hak etmiyorlar demektir!

Sinirlerim daha da bozulmadan maçtan söz edeyim kısaca.

Öpe koklaya baş tacı yaptığım Baros’un sakatlanmasıyla içim cızladı resmen. Ufuk’un kırmızı kartla oyun dışı kalması da tuz biber oldu… Zaten adamlar oyundan kopmuş, topu ayaklarında bile tutamıyorlar; Ankaragücü de ipleri eline alıp top koşturdu. 4 golle aslanın kükremesine müsaade etmeyen Ankaragücü’nün bu galibiyetinin renklerinden kaynaklandığını söyleyen bile vardı!

2 Ekim 2010 Cumartesi

Baros Yoksa Ben de Yokum!


Spor Toto Süper Lig’de 7. Haftanın açılış maçları Cuma günü, Bucaspor-Eskişehirspor ve Kardemir D.Ç. Karabükspor-Galatasaray arasında oynandı. Ben bu maçlardan Galatasaray’ınkine değinmek istiyorum ufaktan, sinir kat sayımı çok da yükseltmeden…

Öncelikle yazıma isim olan başlığa açıklama getirmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta oynanan maçta Baros’un iyinin çok üstündeki performansını görünce, kesinlikle Galatasaray’ın ona hala ihtiyacı olduğunu düşündüm. Öyleyse dedim, bu maçı da taraftarmışçasına izle Arzu; hazır o sahada çok da sevimli bulmadığın Arda da yok, bak bakalım nasıl oluyormuş diye… Sahiden de öyle yaptım. Oturdum televizyon karşısına, bir G.saray taraftarının yerine koydum kendimi. Yazının başlığındaki “ben de” derken, G.Saray taraftarını temsil etmeyi amaçlıyordum aslında.

Karabük maçının Galatasaray için, Kasımpaşa ve Fenerbahçe arasında oynanan maç tadında olacağını düşünüyordum. Hatta Karabüklü Cernat’ın 2. Dakikada kazanıp attığı o sevimsiz penaltıdan sonra bile fikrim değişmedi. “Maç 90 dakika” , “top yuvarlak” klişelerini bile kullandım Hakan’ın ayağından gelen 2. Golden sonra. Niye ve nasıl güvendiğimi bile anlamadım oysa… Maçı izleyenler hak verecektir, Galatasaray’ın ilk yarıda tek bir pozisyonu bile yoktu!

Maç esnasında Galatasaray’ın fazla fanatik taraftarı olan arkadaşım Orçun ile sürekli iletişim halindeydik.Tutkunu olduğumuz takımlar farklı olduğundan, kendi "futbolumuzu" ve takımlarımızı tartışırız sürekli. Akşamki maçta ise hemen hemen aynı cephedeydik diyebilirim.İlerleyen satırlarda buna yine değineceğim.

İkinci yarıya geçersek, G.Saray’ın ilk pozisyonu altmışıncı dakika dolaylarında Pino’nun geliştirdiği atakla oldu; ancak topla buluşan Misimoviç kötü gününde olmuş olacak ki gayet uygun olan pozisyonda topu ağlarla buluşturmayı başaramadı. Sinirden çıldırırcasına bağırdım ama ne fayda! En nihayetinde yakaladığı ikinci pozisyonda Barış ile golü bulan taraf Galatasaray oldu da, derin bir “beraberlik geldi gelecek” nefesi aldık.

Evet, ben kendimi öyle kaptırmışım ki maça, gelen golle beraber sevinç çığlığı attım. Golün ardından oyuna dâhil olan Sabri ile futbol arasında bir bağlantı kurmaya çalıştım. Tamam, iyi güzel oynadı ama o son dakikalarda yaptıklarıyla kalbim nasıl durmadı diye hala şaşırıyorum! “Sabri, Sabri, Sabri…” diye bağırmaktan beter oldum! Aytekin Durmaz da bu maçta biraz taraflıymış gibi geldi bana. "Yok canım, Karabükle ne ilgisi var adamın?!" diyecek oldum ama düşüncelerimi dış sesle yansıtmadım...
Zaten teknik adam Frank Rijkaard zor bir dönemden geçiyor, bu yüzden takıma ve ona çok fazla yüklenilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Neyse, sonuç olarak maçı K.Karabükspor 2-1’lik bir skorla alarak ligdeki puanını 13’e yükseltti ve G.Saray’ın önüne geçti. Cimbom günden güne kan kaybediyor, taraftarın için acıyor arkadaşım! Benim için hava hoş, Fenerbahçeliyim ezelden. Ama bu, futbol zevkimin önüne geçeceği anlamına gelmez. Dilerim ligdeki tek kan Beşiktaş olmaz da, biraz heyecan gelir…

Ne diyordum? İşte benim o taraftar arkadaşımla, Sabri’ye etmediğimiz laf kalmadı. Kızdık, sövdük, saydık, döktük… Misimoviç hayal kırıklığına boğdu, Barış nefes kesti, Pino kafayı yedirtti, Baros üzdü, Arda kendini arattı derken bu maçı da geride bıraktık. Bu maç Karabükspor için önemliydi elbet, zira tarihlerinde ilk kez sarı-kırmızılı ekibe karşı bir galibiyet kazandılar.

Son olarak diyorum ki, Baros yoksa ben de yokum arkadaşım!

Dipnot: Futbolunu da al, git Sabri, kızıyorum artık sana fazlasıyla!

Dipnot2: Fenerbahçe’nin maçı içinde korkmaya başlamadım dersem yalan olur. Totem yapalım, hepimiz susalım bu maç için, ne dersiniz?

Unutmadan, Buca ve Eskişehir 0-0’lık bir skorla berabere kaldılar…




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...