Sizce de çok özlememiş miyiz bu çocukları?
Cumadan gelen maç günlerini, iyisini kötüsünü, maç sonu kanal kanal dolaşıp program yorumlarını dinlemeyi, kimisine kızıp kimisine hak vermeyi, skoru sevip oyundan memnun kalmamayı ya da tam tersini...
Kısacası, özellikle de kendi adıma konuşacak olursam, hakikatten epey özlemişim futbol dolu günleri.
Elbette bu yıl çok acı çekmedik, sağ olsun Dünya Kupası doyurdu biraz bizi. Ama lig başka şey. Kendi canından kanından ligi izlemek apayrı zevk, heyecan...
İlk haftanın günahı olmaz, evvela bunu diyeyim. Yani şu takım bu skoru almış, öteki onu yapmış falan biraz yavan kalır her ne olursa olsun... Ama tabii ki de ilk hafta kayıplarının acısı lig sonlarında bir iki puana muhtaç kalınca çıkar ama yine de, özellikle saha içi performansı açısından ilk üç hafta sabredilmeli diye düşünüyorum ben.
Yine de tüm bu söylediklerime rağmen lig hızlı ve üç büyükler açısından beklenen şekilde başladı, bu iyiye işaret olabilir, bilemiyorum. Tek bildiğim, daha doğrusu tek tahmin edebildiğim ligin bu yıl epey kızışmalı ve heyecanlı geçeceği. Bu da işte, tam istediğimiz şey.
Bu yazımı uzun tutup, tek tek takımlara değinmek istemiyorum.
Galatasaray maçını izleyemedim, diğerlerine ufak ufak da olsa bakabildim. Dünya Kupasından gelen bir düzenle, kalecilerin parladığı ilk maçlar oldu herkes açısından. Sevdim ama her şekliyle, yine söyleyeyim.
Lig başladığına göre bizlerin de, fikstüre endeksli hayatları yerine gelmiş oldu böylece.
Hayırlı, uğurlu, bol çekişmeli az kavgalı, harika bir lig olsun!
Seyir zevki tavan yapsın! :)
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Eylül 2014 Pazartesi
Lig Başlayınca Değişen Hayat
Neler Var:
Beşiktaş,
Bursaspor,
Dünya Kupası,
Fenerbahçe,
Fikstür,
Galatasaray,
kaleci,
Spor Toto Süper Lig,
Trabzonspor
2 Nisan 2012 Pazartesi
Baş, Gövde, Bacak
Bir Trabzonspor maçı, Fenerbahçe için en fazla ne kadar zor olabilir?
Bundan bilmem kaç ay öncesinde çıkan, yer yer haklılığını kanıtlayan bir karar doğrultusunda, eğer sen gittiğin deplasmanlara, adı “derbi” olmasa bile taraftarını götüremiyorsan, zor olur elbet.
Zor olur, çünkü tribünde taraftar adını taşıyan kimseyi göremezsin. Söz konusu rakip takım olsa dahi.
Eğer bir yerlerde hata varsa, bu hatanın başını tribün kültürü oluşmamış insanların tribünlere alınması çekiyordur. Futbolu sevmek futbolu bilmek değildir. Ve sen, kendi takımının zarar görmesini göze alarak birtakım eylemlerde bulunuyorsan, bir katilsindir. Futbol katili, futbol teröristi ya da.
Diyelim şimdi can almadı sahaya atılan bıçaklar.
Peki ya sonra?
Bunun bir garantisi var mı?
Benim futbolcumun, sahada oyununu oynarken bir kendini bilmez yüzünden ölmeyeceğinin bir garantisi var mı?
Neye göre güveneceğim, nasıl gözüm arkada kalmadan takımımı sizlere emanet edeceğim?
Böyledir işte sizin futbol bilginiz, yemininiz, kültürünüz.
Böyle oyunlar, böyle skorlar hak ettiğiniz.
Türkiye’de ne futbol oynanır ne tribüne destek verilir.
Kadınların tribüne girmesiyle değil, can alma hırsıyla tribüne girenlerin oradan çıkarılmasıyla biter ancak bu şiddet.
Biz size gol atamazsınız demedik, profesyonel olamazsınız dedik. Olsa olsa beyaz atletten, çakıdan ve pet şişesinden futbol olursunuz.
Neler Var:
Fenerbahçe,
Futbol,
Spor Toto Süper Lig,
Taraftar,
Trabzonspor,
tribün
28 Aralık 2011 Çarşamba
Sabrediyorum İşte
Elinizin kaleme gitmediği oldu mu hiç? Anlatamadığınız hissettiklerinizi. Sırf bu sebepten sayfalarca sustuğunuz… Bahanelere başvurup, vakitsizliğe sığındığınız..
Ama gerçektir bu. Bazen kaleme gitmez el. Yol uzun gelir, engeller aşılmaz. Yokuşun başında beklemek, yokuşu çıkmaktan daha zordur. Ama nereden başlayacağını da iyi bilmeli…
Belki de Chelsea maçından sonra, unutamayacağım en önemli maçtı bu. Türkiye’nin rengini bilmeyen dörtte üçüne haddini bildirmek, öyle kolay değildi bu kez.
Hırs vardı sahada, nefret kramponlarda. Orta yuvarlakta belirsiz bir döngü..
Biz bizeydik bu kez. Biz kim miydik? İnanan, savaşan, güvenendik. Biz Fenerbahçe’ydik.
Bu ateşi üflemekle söndüremeyenler, paçalarının tutuşmasından korkuyordu. Çocukken çamura düşüp, çamura bulanan ellerden daha kirliydiler oysa. Beyazı da kirletmişlerdi kendileri gibi. “Aklanmak” demişlerdi adına. Utanmadan, ellerine temiz su bile değmeden üstelik. Sözlüklerde yazan ‘adalet’ yine sözlüklerde kalıyordu.
Bilmiyorlar ki ne vakit sonra “her yer” dar gelecek onlara. Bıyık altı gülüşmeleri sonlanacak. Dizlerde olması gereken kan gözleri kaplamışken, dostluk uzak kalıyordu “her yere”.
Trabzon maçını yazamadım, evet. Bir başka duygularla, bağıra bağıra gelen hıçkırıklarıma takıldı sözcüklerim. Anlatamadım hissettiklerimi…
Maç dönüşü içimde belli belirsiz huzur, gözlerimde yaş ve adımlarımda yağmurla tekrarlıyordum aynı şeyleri. Boynuma dolanmış atkımı tutuyordum sıkı sıkı. Güç alıyordum kendimce. Başım yastıkla buluştuğunda hıçkırıklarımdan kurtulan kelimeler gibiydi her şey…
Kitap da diyordu ya hani, “Allah sabredenlerle beraberdir”.
Sabrediyorum işte…
Neler Var:
Chelsea,
Fenerbahçe,
Spor Toto Süper Lig,
Trabzonspor
24 Nisan 2011 Pazar
Biri Kaybetmek Mi Dedi?
Ligin otuzuncu haftasında, kazanıp kaybetmeye oynayan iki takım vardı. Ne ezeli rakip onlar, ne de aralarında herhangi bir anlaşmazlık var. Trabzonspor ve Fenerbahçe, ligin otuzuncu haftasında, koskoca Süper Lig’de kazanıp kaybetmeye oynayan iki takım. Evet, diğerleri ligden düştü, tutunma çabası bile gösteremeden tekerlenip gittiler. Galatasaray bir galibiyet ve bir beraberlik ile neredeyse şampiyon olacaktı. Beşiktaş’ın ne yaptığını ya da amacının ne olduğunu anlamıyorum. Bursaspor ise, ah affedersiniz beşinci büyük, beşinci şampiyon diyecektim, bu sezon üçüncü olabilmek için çırpınıyor. Bu yoğun tempolu maratonda, Trabzonspor hayati önem taşıyan bir puanı Eskişehir’in canım toprağında bıraktı. İyi futbol her zaman sonuç getirmiyor, Eskişehir maçında da buna şahit oldu Es-Es taraftarları. Niye böyle söylediğimi, maçı izleyenler daha iyi anlayacaktır. Zira öyle güzel ve öyle inançlı oynadı ki, Eskişehirspor futbolcuları, mutlak galibiyet avuçlarından kaçtı diyebilirim.
Gelelim haftanın ve belki de ligin en önemli maçına. Bakıldığında, Fenerbahçe için sıradan bir deplasman maçı olarak gözükebilir. Ancak Bucaspor maçı, Bursa’yla oynanan maçta kaybedilen iki puanın “artık” bir etkisinin kalmadığını gösterecekti. Kısaca maçtan bahsetmek istiyorum ben.
İnsan canı yandığında daha çok savaşır ya da acısına katlanamayıp pes eder. Bu akşam sahadaki Fenerbahçe, daha fazla savaşmayı seçen taraftı. Eğer bu maçı alamasaydı ve hatta mağlup olsaydı, şampiyonluğu gerçekten istemediğini düşünecektim. Öyle ki bu maçta kaybedilecek puan, tüm lig boyunca koşup ağları bulan gollerimizi hiç değerinin olmadığını düşündürecekti bizlere. Ama öyle olmadı…
Maça iyi başlayan ev sahibi takım oldu. İyi başlangıcının sonucu olarak da maçın henüz on beşinci dakikasında golü buldu. Bu golden yalnızca iki dakika sonra Emre hayatının en güzel golünü atarak skora eşitlik getirdi. Bu golden bilmem kaç dakika sonra, hayatımda ilk kez duyduğum ismi taşıyan Abdülkadir, hiç olmadık bir gol atarak devreye takımının 2-1 önde girmesini sağladı.
İkinci yarının başlangıcında, ilk ikisi kadar basit bir golü yine Abdülkadir ağlara gönderdi. Bu golden sonra Aykut Kocaman kritik bir değişiklik yaparak Caner’i maçtan aldı. Maça giren Stoch, sahanın canlanmasını sağladı. Ve ardından, hiç sevmediğim halde sürekli olarak “hayat kurtaran” konumunda devreye giren penaltı atışı. Alex’in kendine has vuruşuyla, fark bire iniyor. Henüz sahneden inmeye niyeti olmayan Alex, kafa golüyle skora yeniden denge getiriyor. Ancak maç hala bitmemişken Aykut Kocaman belki de yapabileceği en tehlikeli değişikliği yaparak orta sahadan adam alıp, forveti güçlendiriyor. Maça giren kim mi? Bu sezon ilk kez oynayacak olan Guiza. İlk kez sahaya çıktığı sezonda, 7 dakika o sahada kalan Guiza, maça girer girmez belki de Fenerbahçe’yi şampiyon yapacak golü atıyor. Golden sonra kendini kaybedip taraftara koşan Guiza’nın gol sevinci yalnızca onu değil, ekran karşısında çıldıran biz taraftarları da gözyaşına boğdu…
3-1’den 3-4’e gelip, son dakikaların adamı Andre Santos’un müthiş golüyle de maç 3-5 bitiyor ve Fenerbahçe tarihinin belki de en zor maçından galibiyetle ayrılıyor.
Okunu atmaya hasret Guiza, dünyanın en iyi kanat oyuncuları arasındaki Gökhan Gönül, görev yerinde devleşen panter kaleci Volkan Demirel, gemisini kurtaran kaptan Alex, bizi bu yerlere getirip zaferlerle yüzümüzü güldüren Aykut Kocaman ve diğerleriyle birlikte, zorlu ligin zorlu haftasını da galibiyetle geride bıraktık.
Biri kaybetmek mi dedi? O bizim lügatimizde yok beyler!
Önümüzde Trabzonspor’un Antep maçı var. Bu maçta büyük ihtimalle üçüncü kalecisini sahaya sürecek. Yaralarına bir yenisini mi ekleyecek yoksa şampiyonluğun hiç de kolay olmadığını mı gösterecek bilmiyorum. Fenerbahçe maçı alır ya da alamaz. Bu hafta maç kaybetmedik ya, şimdilik fazla bir şey düşünmek istemiyorum.
Bir gün maç izlerken öleceğim. Heyecandan, sevinçten ya da üzüntüden… Bana tüm bunları yaşatan Fenerbahçe’ye nasıl teşekkür etsem azdır, iyi ki varsınız!
Neler Var:
Alex,
Antepspor,
Aykut Kocaman,
Beşiktaş,
Bucaspor,
Bünyamin Gezer,
Emre,
Eskişehirspor,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Gökhan Gönül,
Guiza,
Trabzonspor,
Volkan Demirel
26 Şubat 2011 Cumartesi
Bir Düşüş Hikayesi
Her zaman Fenerbahçeli olduğum için şükretmişimdir. Beni kızdırıp küfrettirdiği için, sevinçten gözyaşlarına boğup, haksız olduğunu yüzüne vurduğumda sırtını dönmediği, renklerin en güzellerini doğduğumdan an daha kucağıma bıraktığı ve oynadığı futbol, gelip giden futbolcular, aldığı ve alamadığı; kısacası başına gelen her şeyde Fenerbahçeli olduğum için şükrettim. Şimdi, artık bir sebebim daha var.
Lige başlangıcımız kötü oldu, Avrupa’ya daha giderken dönüş biletlerini bavullarımızda bulduk. Toparlandık, kendi çöplüğümüze döndük hızlıca. Hemen ardımızdan Galatasaray, Trabzonspor ve sözde beşinci şampiyon olan Bursaspor geldi. Avrupa sadece kartal kanadımız kalmıştı. Yıkıldık, çöküşün eşiğine geldik haliyle. Aslanlarda patlak veren mağlubiyet serisi dur durak bilmeyince, “istifa” sesleri yükselmeye başladı, bir ivmeyle kaldırıp konduruldu, yönetimde garip haller gerçekleşti. Galatasaray’ın adamı Hagi oturdu koltuğa, değişen hiçbir şey olmadı: Türkiye’ye kazandırılan muazzam bir stat dışında.
Karadeniz fırtınası Avrupa utancını ligde unutturmaya kararlıydı, istikrarlı futbolunu göz dolduran gollerle taçlandırıp liderlik safhasına ulaştı, kalkmaya niyeti yok falan da denildiği oldu tabii.
Bursa iyi geldi, hiç anlamadığım bir anda çöküşe ortak oldu sonra.
Beşiktaş nerede mi? Ona gelecek olursam, dört çarpı dört devam ediyor yoluna. Avrupa’da sekizlik serisinden kurtulup, kendi futbolunu ikiye bölerek dörder dörder filesini doldurmaya başladı. Guti’nin düşmanlığını sezdim mesela geçtiğimiz maçta, öylesine kızdım ki ona.
Şimdilerde düşüş hikayesinin en hazin karakterleri Galatasaray ve Beşiktaş. Hangisi daha kötü, hangisinin futbolu diğerini dibe vuracak ve Kartalın Avrupa diye övündüğü futbol bundan ibaret mi, görüyoruz işte.
Fenerbahçe ise yakasını bu düşüşten zor da olsa kurtarmayı başardı. Son yedi maçtır aldığı galibiyetle yüzümüzü güldürmenin ötesinde, kırık kalplerimizi tamir edip, hayallerimizdeki şampiyonluğa ulaşmanın aslında o kadar da zor olmadığını gösterdi.
Volkan Demirel: Panter Kaleci
Kısaca Fenerbahçe-Kasımpaşa maçına değinmek istiyorum.
Kendi sahasında oynuyor olmanın verdiği rahatlıkla fazla baskı kurmayan Fenerbahçe, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu. 2-0 biten maçın gollerini Alex ve Dia attı. Bu yazdığım, sadece maç sonundan bahsediyor bizlere. Oysa maç esnasında kalede bir panter vardı ki, nasıl anlatsam, hangi kelimeleri kullansam az gelecek gibi duruyor.
Kasımpaşa’ya çok fazla pozisyon vermeyen sarı-lacivertli ekip savunması kendini açığa aldığı anda, ceza sahasında gördüğü futbolcularla baş etme görevini Volkan’a devretmişti. Görevini hakkıyla yerine getiren Volkan Demirel, yine kalede panter kesildi. Kurtarılması imkansız pozisyonlardan tutun da, büyük bir güçlükle gol olmasına izin vermediği penaltıya kadar…
Volkan dışında sahada aktif olan, görevini istekle yerine getiren bir futbolcu göremedim açıkçası. Özer, yerlere inen performansıyla tüm haykırışlarımızı hak etti.
Baştan sona yüreğiyle oynayan Volkan ve düşüşe teslim olmayan Fenerbahçe, yine kalplerimizi fethetmeyi başardı.
Teşekkürler Fenerbahçe, kendini bir an önce toparla Türk futbolu!
Lige başlangıcımız kötü oldu, Avrupa’ya daha giderken dönüş biletlerini bavullarımızda bulduk. Toparlandık, kendi çöplüğümüze döndük hızlıca. Hemen ardımızdan Galatasaray, Trabzonspor ve sözde beşinci şampiyon olan Bursaspor geldi. Avrupa sadece kartal kanadımız kalmıştı. Yıkıldık, çöküşün eşiğine geldik haliyle. Aslanlarda patlak veren mağlubiyet serisi dur durak bilmeyince, “istifa” sesleri yükselmeye başladı, bir ivmeyle kaldırıp konduruldu, yönetimde garip haller gerçekleşti. Galatasaray’ın adamı Hagi oturdu koltuğa, değişen hiçbir şey olmadı: Türkiye’ye kazandırılan muazzam bir stat dışında.
Karadeniz fırtınası Avrupa utancını ligde unutturmaya kararlıydı, istikrarlı futbolunu göz dolduran gollerle taçlandırıp liderlik safhasına ulaştı, kalkmaya niyeti yok falan da denildiği oldu tabii.
Bursa iyi geldi, hiç anlamadığım bir anda çöküşe ortak oldu sonra.
Beşiktaş nerede mi? Ona gelecek olursam, dört çarpı dört devam ediyor yoluna. Avrupa’da sekizlik serisinden kurtulup, kendi futbolunu ikiye bölerek dörder dörder filesini doldurmaya başladı. Guti’nin düşmanlığını sezdim mesela geçtiğimiz maçta, öylesine kızdım ki ona.
Şimdilerde düşüş hikayesinin en hazin karakterleri Galatasaray ve Beşiktaş. Hangisi daha kötü, hangisinin futbolu diğerini dibe vuracak ve Kartalın Avrupa diye övündüğü futbol bundan ibaret mi, görüyoruz işte.
Fenerbahçe ise yakasını bu düşüşten zor da olsa kurtarmayı başardı. Son yedi maçtır aldığı galibiyetle yüzümüzü güldürmenin ötesinde, kırık kalplerimizi tamir edip, hayallerimizdeki şampiyonluğa ulaşmanın aslında o kadar da zor olmadığını gösterdi.
Volkan Demirel: Panter Kaleci
Kısaca Fenerbahçe-Kasımpaşa maçına değinmek istiyorum.
Kendi sahasında oynuyor olmanın verdiği rahatlıkla fazla baskı kurmayan Fenerbahçe, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu. 2-0 biten maçın gollerini Alex ve Dia attı. Bu yazdığım, sadece maç sonundan bahsediyor bizlere. Oysa maç esnasında kalede bir panter vardı ki, nasıl anlatsam, hangi kelimeleri kullansam az gelecek gibi duruyor.
Kasımpaşa’ya çok fazla pozisyon vermeyen sarı-lacivertli ekip savunması kendini açığa aldığı anda, ceza sahasında gördüğü futbolcularla baş etme görevini Volkan’a devretmişti. Görevini hakkıyla yerine getiren Volkan Demirel, yine kalede panter kesildi. Kurtarılması imkansız pozisyonlardan tutun da, büyük bir güçlükle gol olmasına izin vermediği penaltıya kadar…
Volkan dışında sahada aktif olan, görevini istekle yerine getiren bir futbolcu göremedim açıkçası. Özer, yerlere inen performansıyla tüm haykırışlarımızı hak etti.
Baştan sona yüreğiyle oynayan Volkan ve düşüşe teslim olmayan Fenerbahçe, yine kalplerimizi fethetmeyi başardı.
Teşekkürler Fenerbahçe, kendini bir an önce toparla Türk futbolu!
Neler Var:
Alex,
Beşiktaş,
Bursaspor,
Dia,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Kasımpaşa,
Özer Hurmacı,
Trabzonspor,
Volkan Demirel
23 Şubat 2011 Çarşamba
Bir Fenerbahçe..
Futbolcusu, hakemi, sahası, taraftarı, kale çizgisi, ceza yayı, forması, bayrağı ve kırmızı kartıyla bir sanattır futbol. Yetenektir ve aşktır en nihayetinde. Bir yerde hırs, yetişme inancı, geçme umudu varsa, o yer orta sahadır. Futbolcuların terini formasına kazıdığı, sahanın çimini ezip geçtiği, amacına ulaştığı ya da ulaşamadığı bir sanattır işte futbol. Bu sanatın içinde bir Barcelona vardır mesela, bir de Fenerbahçe. Futbol Fenerbahçe’dir dememim en büyük sebebi de bu aslında.
Lige iyi ya da kötü başlar Fenerbahçe, bunun ortası yoktur. Ya üst üste maçlar alarak kendi rekorunu kırmaya çalışır ya da onca umutla getirilen futbolcularını Saraçoğlu’na gömerek dibe vurma yolunda emin adımlar atar. Derbi maçları kesin ve nettir , hiçbir yanlış olmaz. Eğer sizler de birer taraftar olarak totemin uğuruna inanıyorsanız, derbiler sizin için de artık dert olmayacaktır. Ve unutmadan, Fenerbahçe’nin ne zaman ne yapacağı asla belli olmaz. Tamam, eminsinizdir. X takımla oynayacağınız maçı kesin alacaksınızdır. Ama futbol bu, tek bir futbolcunun sıkıntılı gününe denk geldi mi, iş hiç tahmin etmediğiniz boyutlara sürüklenebilir.
Bu senenin başına dönecek olursak, üst üste çöküşe doğru giden, zaman zaman yükselip “olacak” sinyali veren ve en nihayetinde son altı maçtır galibiyetle oynadığı futbol sanatını taçlandıran bir Fenerbahçe görüyoruz, izliyoruz, tapıyoruz ona bir de.
Derbinin ardından üstünde çok düşündüm bu sanatın. Nasıl oluyor da, hiç beklenmedik bir anda yükselişe geçebiliyor diye. İşin garip tarafı, o yükselirken ezeli rakipleri aynı hızda düşüşe geçiyor. Yıkılmayacak bir liderlik ruhuyla ligin birinci sırasında oturan Trabzon’un da bir futbol sanatı var elbet. Ve bu sanat, önümüzdeki maçlarda ona ne getirecek hep birlikte göreceğiz.
Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim, benim bildiğim Fenerbahçe buralara kadar gelmişken bırakmaz, bırakmamalı! Futbol bir sanatsa, Fenerbahçe bu sanatı uygulayan yegâne takımdır benim gözümde. Yıldız futbolcularla beslenmekten vazgeçip kendi gökyüzünün değerleri taşlarını oluşturmaya başladığı günden bu yana, görmek ve izlemek istediğim Fenerbahçe olacağının sinyalini verdi ve hatta o sinyali vermekle kalmayıp, liderlik yarışında Karadeniz’in fırtınasını hafiften titretmeye başladı.
31 Ocak 2011 Pazartesi
Kadıköy'de Kolbastı Oynanmaz!
Bu maçı almaya, üç puan kazanmaya ve liderlik yolunda yürüdüğümüzü unutturmamaya çok ihtiyacımız vardı. Futbolculardan tutun da, taraftar dahil herkes pür dikkat maç saatine kilitlenmiş, gol çığlıklarının atılacağı anı bekliyordu. Bu durumu iyi değerlendiremeyen Trabzonspor, hiçbir atak ve pres yapamayıp isteksiz bir futbol sergileyerek maçı avuçlarından akıttı. Maça istekli ve hızlı başlayan taraf olan Fenerbahçe ise oynadığı umut verici futbolun meyvesi olarak liderle arasında olan puan farkını dörde indirdi.
Futbolcuların oyunlarını özellikle inceleyecek olursam, kalecilerin hakkını bir numaraya taşıma konusunda ısrarlı olduğumu belirtmeliyim. Bana göre Onur, hiç itirazsın Türkiye’nin gelecek vadeden en iyi kalecisi. Hatta biraz daha deneyimi olsa, Volkan yerine milli takımın birinci kalecisi olmayı hak ediyor bile diyeceğim yani; öyle çok beğeniyorum onun futbolunu! Volkan’a geçerken aradaki ince ayrıntıyı da kaçırmamalıyım. İyi, güven verici, güçlü ve dikkatli bir kaleci o: panterimiz bizim. Ama bir kaleci asla tek başına yeterli değildir. Futbol, takım oyunudur ve Trabzonspor’un buralara kadar gelmesinde kalecilerin katkısı büyüktür. Fenerbahçe ise, defans ve kaleci arasındaki uyumun en temiz örneğidir.
Trabzonspor hiçbir atak yapamadı dedim, zira maçın başından sonuna dek istekli ve hırslı oynayan taraf Fenerbahçe idi. Doksanıncı dakikaya kadar pres yapan bir Emre vardı sahada, oyun zekasını yine konuşturan Kaptan, maç öncesi yürekleri ağızlara getirip maç başladığında attığı golle “ben iyiyim” mesajı veren Niang, “en iyi futbolcu mevkii defans olup golü atandır” deyimimi hep en iyi şekilde gösteren Lugano, savunmada her zamanki gibi üstüne düşenin en iyisini yapan Yobo ve kısacası iyi hazırlanmış bir Fenerbahçe ile kazanmaya odaklanmış futbolcular vardı sahada.
Bilirsiniz, hakemlerden konuşmayı çok sevmem. Ve yine bilmelisiniz ki, Bünyamin Gezer’in maç yönetme şeklinden de hiç hoşlanmam. Bu maça yine o sert mizacını takınıp geçmişti. Maçta on sarı kart ve tam üç tane kırmızı kart göstererek, saha içerisinde gerilim yaşanmasına sebep oldu.
Bir taraftar olarak, bu satırları yazarken duyduğum sevinci az çok tahmin edersiniz. Öyle huzurlu ve öyle keyifliyim ki, değil şampiyonluk, dibe vurmak dahi umurumda değil. Bu maçla hepiniz bir kez daha gördünüz, Fenerbahçe ölmedi ve adım adım yükselmeye devam ediyor. Bundan sonra ne olur, kazanmaya devam eder miyiz maçları, yoksa tıkanıp kalır mıyız bilmiyorum. Şuan için tek bildiğim, iyi futbolun umut verdiği. Yendiğimiz için değil, gerçekten inanarak ve isteyerek oynadığımız için bu kadar huzur doluyum.
Son olarak maçı toparlamam gerekirse, Trabzonlulara sözlerim olacak…
Birincisi, Kadıköy’de kolbastı oynanmaz, Fenerbahçe evine gelen misafirini golsüz yollamaz diyerek geçtiğimiz sezon aldığımız ağır Trabzon yenilgisinin yaralarını sarmış olduk.
Ve unutmayın, size her yer Trabzon olabilir ama burası Kadıköy!
Neler Var:
Alex,
Bünyamin Gezer,
Emre,
Fenerbahçe,
kırmızı kart,
Lugano,
Mamadou Niang,
Onur,
sarı kart,
Spor Toto Süper Lig,
Trabzonspor,
Volkan Demirel,
Yobo
15 Kasım 2010 Pazartesi
Hamsi Timsah da Yer!
Haftalık bir hazırlık yapmıştım bu maçı izleyebilmek için, ama plan değişikliği her şeyi alt üst etti. Maç başladığı esnada alana henüz varmış, koltuğuma yeni oturmuştum. Ben kendime gelip maç moduna girerken Jaja beni bekleyecek kadar sabrı olmadığını gösterip, daha maçın beşinci dakikasında Timsahların o gol yemez, ezilmez, yıkılmaz ağlarını havalandırdı. Attığım sevinç çığlığının tüm Trabzon’dan duyulmasını diledim, büyük bir ihtimal de öyle oldu zaten.
Ligin “uçtu uçacak” iki takımı oynuyor, sahadalar. İzlemekten çok da zevk aldığım futbolcular yok, ama maç önemli. Zirve maçı. Şampiyonluktan düşme, koltuktaki yerini garantileme belki de. Hatta biliyor musunuz, bu maç için “derbi” diyenler bile vardı. O alışılmış Fenerbahçeli taraftar yanımı susturup defansa bile geçmedim bunu söyleyenlere. Ne derbisi arkadaşım! Sizin bu öpe koklaya baştağıcı yaptığınız Bursa’nız bu kadar işte. Ne öyle uzun uzadıya anlatmaya, dil dökmeye, kalem bükmeye gerek var, ne de bu maçı derbiden görenlerin futbol bilgisini sınamaya… Adam iki bilinmez maç sonunda kupayı kaldırdı diye beşinci büyük ilan edildiği yetmezmiş gibi bir de Şampiyonlar Liginde önemli işler bekledik. Komiğiz ya! Neyse, “ uzattın ama he!” dediğinizi duyar gibiyim, maça değineyim ben kısaca.
Erken gol yiyen Bursalılar şaşkınlıklarını üstlerinden atamadan, bu kez on altıncı dakikada yine Jaja’nın attığı golle 0-2 geriye düştüler. Hayal kırıklığı ve şaşkınlığı aynı anda yaşayan Bursa, gelen ikinci golden sonra maçın hâkimiyetini tamamen kaybetmişti.
İkinci yarıya geçecek olursak, tabiri caiz ise Trabzonspor’un şovunu izledik. Futbol zevkini dorukta yaşatan Trabzonlu futbolcular, ikinci yarıda Bursalı oyunculara tek bir pozisyon bile vermezken, skorun tabeladaki yansısını değiştirecek sayısı unuttuğum kadar çok atakta bulunup, hepsinden eli boş döndü.
Maçın doksanıncı dakikasında tahminimce alkışlatmak için Jaja’yı maçtan aldı Şenol hoca. Taraftarın desteği ve alkışı görülmeye değerdi. Ama bu, işin gülen yüzü. Bir de çirkin tarafı var ki, maçı izleyen herkes eminim çok kızmıştır! Bursaspor’un kalecisi Ivankov maçtan çıkan Jaja’ya saçma sapan bir müdahalede bulundu. Gerçi pek sevgili (!) Bülent bunu görmezden gelmeyerek kaleciye sarı kartı gösterdi ama içimde kaldı ne yalan söyleyeyim. Hep golle yiyip hem de böyle bir hareket yapınca, buradan da kızmak istedim Ivankov’a!
Ve Bursa’da gelen son düdükle Trabzonspor yaptığı çıkışlara ara vermeden devam etmiş oldu. Ligde üçüncü puan kaybını alan Bursaspor ise şampiyonluk yolunda kan kaybetmeye başladı.
Eklemeden geçemeyeceğim, Trabzonsporlu taraftarların Bursa’da kolbastı oynamasından sonra keyfime diyecek yoktu!
Ne diyordum? “Hamsilerin timsah yediği görülmüş mü kardeşim!” demeyin. Yediler, afiyet bal şeker oldu!
Ligin “uçtu uçacak” iki takımı oynuyor, sahadalar. İzlemekten çok da zevk aldığım futbolcular yok, ama maç önemli. Zirve maçı. Şampiyonluktan düşme, koltuktaki yerini garantileme belki de. Hatta biliyor musunuz, bu maç için “derbi” diyenler bile vardı. O alışılmış Fenerbahçeli taraftar yanımı susturup defansa bile geçmedim bunu söyleyenlere. Ne derbisi arkadaşım! Sizin bu öpe koklaya baştağıcı yaptığınız Bursa’nız bu kadar işte. Ne öyle uzun uzadıya anlatmaya, dil dökmeye, kalem bükmeye gerek var, ne de bu maçı derbiden görenlerin futbol bilgisini sınamaya… Adam iki bilinmez maç sonunda kupayı kaldırdı diye beşinci büyük ilan edildiği yetmezmiş gibi bir de Şampiyonlar Liginde önemli işler bekledik. Komiğiz ya! Neyse, “ uzattın ama he!” dediğinizi duyar gibiyim, maça değineyim ben kısaca.
Erken gol yiyen Bursalılar şaşkınlıklarını üstlerinden atamadan, bu kez on altıncı dakikada yine Jaja’nın attığı golle 0-2 geriye düştüler. Hayal kırıklığı ve şaşkınlığı aynı anda yaşayan Bursa, gelen ikinci golden sonra maçın hâkimiyetini tamamen kaybetmişti.
İkinci yarıya geçecek olursak, tabiri caiz ise Trabzonspor’un şovunu izledik. Futbol zevkini dorukta yaşatan Trabzonlu futbolcular, ikinci yarıda Bursalı oyunculara tek bir pozisyon bile vermezken, skorun tabeladaki yansısını değiştirecek sayısı unuttuğum kadar çok atakta bulunup, hepsinden eli boş döndü.
Maçın doksanıncı dakikasında tahminimce alkışlatmak için Jaja’yı maçtan aldı Şenol hoca. Taraftarın desteği ve alkışı görülmeye değerdi. Ama bu, işin gülen yüzü. Bir de çirkin tarafı var ki, maçı izleyen herkes eminim çok kızmıştır! Bursaspor’un kalecisi Ivankov maçtan çıkan Jaja’ya saçma sapan bir müdahalede bulundu. Gerçi pek sevgili (!) Bülent bunu görmezden gelmeyerek kaleciye sarı kartı gösterdi ama içimde kaldı ne yalan söyleyeyim. Hep golle yiyip hem de böyle bir hareket yapınca, buradan da kızmak istedim Ivankov’a!
Ve Bursa’da gelen son düdükle Trabzonspor yaptığı çıkışlara ara vermeden devam etmiş oldu. Ligde üçüncü puan kaybını alan Bursaspor ise şampiyonluk yolunda kan kaybetmeye başladı.
Eklemeden geçemeyeceğim, Trabzonsporlu taraftarların Bursa’da kolbastı oynamasından sonra keyfime diyecek yoktu!
Ne diyordum? “Hamsilerin timsah yediği görülmüş mü kardeşim!” demeyin. Yediler, afiyet bal şeker oldu!
Neler Var:
Bursaspor,
Spor Toto Süper Lig,
Trabzonspor
19 Ekim 2010 Salı
2 -Trabzon’u Üçten Aşağısı Kurtarmıyor!
Ligin sekizinci haftasında Kasımpaşa ile karşı karşıya gelen Trabzonspor, kaleyi adeta gol yağmuruna tuttu. Bir kez daha söylüyorum, bu adamları izlemekten zevk alıyorum abi, kim ne derse desin! Ligin daha başından, hatta geçen sezonun son maçından (!) beri Trabzon’un hükmü geçmeye başladı bende. An geldi, Liverpool’u “yine” yeneceklerine inandım. Destekledim, alkış kıyamet tebrik ettim.
Fenerbahçe maçı öncesinde Bıyıksız hanımlarla toplandığımızda bile, hiç şüphesiz kazananın Trabzon olacağını söylemiştik. İçim çok da yanmamıştı o maçta, görünen köye kılavuz gerekiyor işte… Neyse, hızlıca ileri saracağım şimdi.
Kasımpaşa maçına gelirsek, zaten alacağını, hem de farklı bir galibiyetle alacağını biliyordum. Kabul, 7 gibi bir rakam beklemiyordum. Ama ne diyebilirsin ki? Hadi tuta anlat bana bu maçı! Adamlar resmen sahada güle oynaya gol atıp, vitrin gezercesine top koşturdular. Nasıl aldılar diye sormayın hiç. Trabzonspor taktire şayan bir futbol oynadı da, Kasımpaşa sahada mı yoktu?! Vardı da, bunları böyle arkadaşım… Ne savunma var, ne atak! Koşmayan futbolcu, değersizdir benim gözümde. Madem çıktın maça ve diyelim ki rakip sağlam, yağacak bir şey yok diye çekme kendini sineye. Pres yap ağabeycim, bu kadar mı zor? Koş yani, en fazla yapabileceğin buysa yap! Yazıktır, günahtır o taraftara…
Fenerbahçe maçı öncesinde Bıyıksız hanımlarla toplandığımızda bile, hiç şüphesiz kazananın Trabzon olacağını söylemiştik. İçim çok da yanmamıştı o maçta, görünen köye kılavuz gerekiyor işte… Neyse, hızlıca ileri saracağım şimdi.
Kasımpaşa maçına gelirsek, zaten alacağını, hem de farklı bir galibiyetle alacağını biliyordum. Kabul, 7 gibi bir rakam beklemiyordum. Ama ne diyebilirsin ki? Hadi tuta anlat bana bu maçı! Adamlar resmen sahada güle oynaya gol atıp, vitrin gezercesine top koşturdular. Nasıl aldılar diye sormayın hiç. Trabzonspor taktire şayan bir futbol oynadı da, Kasımpaşa sahada mı yoktu?! Vardı da, bunları böyle arkadaşım… Ne savunma var, ne atak! Koşmayan futbolcu, değersizdir benim gözümde. Madem çıktın maça ve diyelim ki rakip sağlam, yağacak bir şey yok diye çekme kendini sineye. Pres yap ağabeycim, bu kadar mı zor? Koş yani, en fazla yapabileceğin buysa yap! Yazıktır, günahtır o taraftara…
Neler Var:
Bıyıksızlar,
Fenerbahçe,
Kasımpaşa,
Liverpool,
Trabzonspor
27 Ağustos 2010 Cuma
Kadıköy'den Paok, Turdan Beşiktaş Geçti!
Sinirli ya da üzgün olduğunuz zamanlarda kelimeleri toparlamanın ne derece zor olduğunu bilirsiniz işte… Şimdi tam da bu durumdayım. Öfkeyle kalkıp, zararla oturmanın eşiğindeyim. Kendimi bildim bileli maç izlerim ben. Fenerbahçe’nin mağlup olduğu her maçın gecesini uykusuz geçiririm, ‘gol sesi, sevinci’ boğazıma takılı kalır… Fakat bu kez çoğu şeyin ötesinde, bir taraftar isyanının ortasındayım! Soruyorum size futbolseverler; Türk takımları bu rakipleri yenemeyecek kadar zayıf mı?! Nerede kaldı ‘dört büyükler’ ? Peki, Aykut Kocaman, Rijkaard şimdi zararın neresinden dönsek kar?
Yunanistan deplasmanındaki Fenerbahçe yenilgisinden beri aynı şeyi tekrarlıyorum: Chelsea bile Kadıköy’den geçemedi, Paok mu geçecekmiş! Ne büyük bir hayal kırıklığı ama… Bunu bize yine yeni ve yeniden yaşatan takımıma ne söylesem gözyaşımı dindirir ki?
26 Ağustos Perşembe günü Türkiye nefeslerini tuttu, gözlerini dört büyüklerin(!) oynayacağı play-off turu rövanş maçlarına dikti. Taraflı tarafsız herkes Türkiye’den tur bekliyordu! Trabzonspor ve Beşiktaş’ı bir kenara koyarak söylüyorum, meğer turu yanlış yerde bekliyormuşuz!! Oynanan dört maçtan evine turla dönen yalnızca Beşiktaş oldu. Geride kalan üç takım da maça 1-0 başlayıp, tura el sallayarak bitirdi. Peki on binlerce, yüz binlerce taraftarı üzmeye ne hakkınız vardı?!
İşte tam da şimdi yorumculara katılıyorum. Fenerbahçe takımındaki futbolcular çalışmıyor. Kişisel sebepleri bir kenara itersek bunun tek sorumlusunun Aykut Kocaman olduğunu düşünüyorum. Geldiğinden beri bize hiçbir mutluluk yaşatmadı! Seyircisiz oynanan Antalyaspor maçını saymamı beklemeyin benden!
Kanayan yaralarımız var, gittikçe derinleşen! Olmadık yerlerde o veya bu sebeple yapılan hatalar yüzünden bu elimizden kaçırdığımız kaçıncı maç… Paok maçının telafisi yok diyen Sayın Kocaman, geleceği görebiliyordunuz demek… Şimdi geldiniz mi sözüme. ‘Kocaman hedeflerimiz var!’ diye çıktığımız yolun daha en başında, ‘Kocaman hayal kırıklıklarımız var…’
Turu hakkıyla, güzel ve keyif veren futboluyla geçen Beşiktaş’a başarılar diler; gruplarda da aynı gururu yaşatmasını temenni ederim.
Dipnot: 2010 Dünya Kupası final maçından beri ağız dolusu gol diye bağırıp, sonucunu sevinçle bitiremedim hiçbir maçın. Diyorum ki ben Aykut, yol yakınken şapkanı önüne alıp bi’ düşünsen, ‘ben nerede yanlış yaptım’ diye… Yoksa durum böyle giderse aramız gittikçe açılacak. Ki bu, Galatasaray taraftarı ve Rijkaard arasındaki bağ için de geçerli…
Son olarak, Chelsea bile Kadıköy’den geçemedi, Paok geçti. Sonumuz hayrolsun!
Gözüm yine gazetelerdeki manşete takıldı... Beşiktaş'tan başkası yalan diyor bir tanesi. Kınıyorum ben de haliyle bir taraftar olarak. Yakışmıyor bize böyle şeyler, gerçekten...
Yazının Aslı
Neler Var:
Aykut Kocaman,
Beşiktaş,
Chelsea,
Dünya Kupası,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
MP Antalya,
Paok,
Rijkaard,
Trabzonspor
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Üç Büyüklerin İkinci Hafta Alarmı
Spor Toto Süper Lig’de Pazartesi günü oynanan maçlarla ikinci haftayı da geride bıraktık.
İlk haftaya Sivas deplasmanındaki yenilgiyle gözlerini açan Galatasaray için durum ikinci haftada da değişmedi. Geçen sezonun şampiyonu timsahları evinde konuk eden sarı-kırmızılı ekip, ne yazık ki garip futbollarıyla Bursa’ya boyun eğmek durumunda kaldılar. Futbollarının çok da göz doldurmadığı iki takımdan, lige iyi başlangıç yapan Bursa oldu. Henüz ligin çok başında olmamıza rağmen bu başlangıcın Galatasaraylı taraftarları üzdüğünü söyleyebilirim.
Ligin açılışını İzmir’de yapmış olan kartallar, ligin yeni takımı Bucaspor’un konuğu olmuşlardı. Beşiktaş açısında oldukça kolay bir maçın ardından, ilk hafta evine 3 puanla döndüler. Tırnak içerisinde söylüyorum, Bucaspor’un futbolunu es geçemeyeceğim. Zira lige yeni gelen diğer takımlara göre gayet de iyi oynadığını gördüm. Dilerim ilerleyen zamanlarda İzmir’in çocuklarını ligde eserken izleyebiliriz. İkinci haftaya dönersek, Beşiktaş yine “kolay” sayılan bir rakiple, İstanbul B.B. ile kendi evinde oynadığı maçtan, yenilgiyle ayrıldı. Bu yenilgiyle çok da sarsılmayan kartallar, üçüncü haftada bunu telefi edeceklerinin sinyalini verdi…
Gelelim ligin golü en bol maçına. Hangisi mi? Tabii ki Trabzonspor-Fenerbahçe maçından bahsediyorum. Maçın hikâyesi güzel, öncesi güzel olmasa da… Öncesi dediğim, Trabzon’la oynanan son iki maç Fenerbahçe’nin en büyük hayal kırıklığıydı. Dillere destan, eleştirilere kapak olmuştu… Maçın hikâyesine gelince: Gün boyu Biz Bıyıksızlar’dan 7 hatun bir aradaydık. Güzel güzel sohbetlerimizi yapıp, ligin mini değerlendirmesini yaptık, bir de güzel eğlendik! Saatlerin 20,30’u göstermesiyle Taksim’de bulduk kendimizi. Masamıza oturmuş, rahat rahat futbolumuzu izliyoruz. Yanlış anlaşılmasın içimiz değil, duruşumuz rahattı. Zira Trabzonspor maçı bu, şakaya gelmez! Başta kalede genç yetenek Mert’in olmasını eleştirenlerin karşısında dursam da, yediğimiz ilk iki golden sonra yanlarına sokuldum… Kabul edelim, üzerindeki sorumluluk ağırdı… Ligin en göz dolduran futbolu ise bu maça aitti. “Başını çevirsen, gol pozisyonunu kaçıracaksın” tadında bir maçtı. Bağrışmalar, sinir-stres, hüzün ve sevinç içinde sonlandı maç. Trabzonspor kendi evinde gollerden birinin Fenerbahçeli futbolcunun kendi kalesine atışından gelen 3-2’lik bir skorla mağlup etti. Fenerbahçe’de maçın en beğenilen adamı hiç şüphesiz Stoch-Niang ikilisiydi.
Hazır üç büyükler ligin ikinci haftasında alarm vermişken, Anadolu takımlarından bir atak bekliyoruz. Söylemeden geçmeyeyim, hafta içi oynanacak olan maçlarda takımlarımıza güvenimiz tam bir şekilde, başarılar diliyorum…
Bıyıksızlar!
Neler Var:
Beşiktaş,
Bıyıksızlar,
Bucaspor,
Bursaspor,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
İstanbul B.B.,
Mamadou Niang,
Mert Günok,
Sivasspor,
Spor Toto Süper Lig,
Stoch,
Trabzonspor
17 Ağustos 2010 Salı
Her Sezon Aynı Başlangıç
90 günlük aranın ardından Spor Toto Süper Lig heyecanı yeniden başladı. Bu kez baştan başa yenilenmiş haliyle çıktı karşımıza. Yeni sezon heyecanı Galatasaray’ın hayal kırıklığı, Guti’nin dillere destan performansı, Eskişehirspor’un taraftar coşkusu, Bucaspor’un direnci, Trabzonspor’un formda oluşuyla zorlu bir ligin bizleri beklediğinin ilk sinyallerini verdi. Ama ben şimdi tüm bunları bir kenara bırakıp Fenerbahçe’den bahsetmek istiyorum.
Sezonun ilk maçını seyircisiz oynamak moral bozukluğuna sebep olacaktır diye düşünüyordum. Fakat Fenerbahçe açısından hiç de öyle olmadı. Antrenman maçı yapıyormuşçasına rahat oynadılar. MP Antalya’nın savunmasındaki boşluğun da bunda payı oldukça fazla tabii. Fenerbahçe takımını uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar rahat gördüm diyebilirim. Adeta Saraçoğlu’na Barcelona gelmiş, bizim çocukların formasını giymiş gibiydi. Maçı ilk 30 dakikada attığı 4 golle tamamlayan sarı-lacivertli ekip, attığının iki katı kadar golü de kaçırdı. Sezona iyi başlamanın verdiği sevinç ile Paok maçı hazırlıklarına başlayacak olmaları bir avantaj tabii onlar için. Ancak bu durum taraftarları yanıltmasın. Zira Fenerbahçe bu, olmaz denileni oldurur, daha adını hiç duymadığımız takımlara bile yenilir (!)
Benim asıl kaleme almak istediğim, Aykut hocanın Fenerbahçe’de başlatmış olduğu forma kapma yarışı. Bildiğiniz gibi güçlü bir kadrodan oluşan Fenerbahçe takımında her konuma neredeyse ikiden fazla aday var. Hal böyle olunca, futbolcular da kendilerini ispatlayıp formayı kapabilme yarışına girdiler. Üstelik buna kaleciler bile dahil. Bu durumun takımın lehine olduğunu söylemeden geçmeyeyim.
Şimdilik her şey tozpembe. Bir golcü daha geldi, sezonun en gollü açılışı yapıldı, futbolcular bir hayli istekli falan. Ancak hafta içi oynanacak olan Paok maçı ve ligin ikinci haftasındaki Trabzonspor deplasmanı taşları yerinden oynatabilir. Bu durum da bana da, Fenerbahçe’nin Barcelona versiyonunu devamlı olarak sahada görmeyi dilemekten başka bir şey düşmez. Bekleyip göreceğiz.
Dipnot: Lugano’nun forma giymesiyle savunmadaki o boşluk nasılda kapandı, gördünüz değil mi?
T ı k L a
Sezonun ilk maçını seyircisiz oynamak moral bozukluğuna sebep olacaktır diye düşünüyordum. Fakat Fenerbahçe açısından hiç de öyle olmadı. Antrenman maçı yapıyormuşçasına rahat oynadılar. MP Antalya’nın savunmasındaki boşluğun da bunda payı oldukça fazla tabii. Fenerbahçe takımını uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar rahat gördüm diyebilirim. Adeta Saraçoğlu’na Barcelona gelmiş, bizim çocukların formasını giymiş gibiydi. Maçı ilk 30 dakikada attığı 4 golle tamamlayan sarı-lacivertli ekip, attığının iki katı kadar golü de kaçırdı. Sezona iyi başlamanın verdiği sevinç ile Paok maçı hazırlıklarına başlayacak olmaları bir avantaj tabii onlar için. Ancak bu durum taraftarları yanıltmasın. Zira Fenerbahçe bu, olmaz denileni oldurur, daha adını hiç duymadığımız takımlara bile yenilir (!)
Benim asıl kaleme almak istediğim, Aykut hocanın Fenerbahçe’de başlatmış olduğu forma kapma yarışı. Bildiğiniz gibi güçlü bir kadrodan oluşan Fenerbahçe takımında her konuma neredeyse ikiden fazla aday var. Hal böyle olunca, futbolcular da kendilerini ispatlayıp formayı kapabilme yarışına girdiler. Üstelik buna kaleciler bile dahil. Bu durumun takımın lehine olduğunu söylemeden geçmeyeyim.
Şimdilik her şey tozpembe. Bir golcü daha geldi, sezonun en gollü açılışı yapıldı, futbolcular bir hayli istekli falan. Ancak hafta içi oynanacak olan Paok maçı ve ligin ikinci haftasındaki Trabzonspor deplasmanı taşları yerinden oynatabilir. Bu durum da bana da, Fenerbahçe’nin Barcelona versiyonunu devamlı olarak sahada görmeyi dilemekten başka bir şey düşmez. Bekleyip göreceğiz.
Dipnot: Lugano’nun forma giymesiyle savunmadaki o boşluk nasılda kapandı, gördünüz değil mi?
T ı k L a
Neler Var:
Aykut Kocaman,
barcelona,
Bucaspor,
Eskişehirspor,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Guti,
MP Antalya,
Paok,
Spor Toto Süper Lig,
Trabzonspor
6 Ağustos 2010 Cuma
Uefa Avrupa Ligi'nde Rakipler Belli Oldu!
İsviçre'nin Nyon şehrindeki UEFA merkezinde gerçekleşen kura çekimi sonrasında oluşan eşleşmeler şöyle:
Paris Saint-Germain - Maccabi Tel-Aviv
Bayer 04 Leverkusen - Tavriya Simferopol
CSKA Moskova - Anorthosis Famagusta
Hajduk Split - Unirea Urziceni
Feyenoord - KAA Gent
Genk - Porto
Debreceni - Litex Lovech
Aris Thessaloniki - Austria Wien
GALATASARAY - Karpaty Lviv
Palermo - Maribor
Club Brugge - Dinamo Minsk
Omonia - Metalist Kharkiv
Vaslui - Lille
Napoli - Elfsborg
Sporting Lisbon - Brondby
Grasshoppers - Steaua Bükreş
Liverpool - TRABZONSPOR
Celtic - Utrecht
Borussia Dortmund - FK Qarabağ
AIK Stockholm - Levski Sofia
Sturm Graz - Juventus
Getafe - APOEL FC
Dundee United - AEK Athens
AZ Alkmaar - Aktobe
Dnipro - Lech Poznan
Rapid Wien - Aston Villa
CSKA Sofia - The New Saints
BEŞİKTAŞ - HJK Helsinki
Slovan Bratislava - Stuttgart
Sibir Novosibirsk - PSV Eindhoven
BATE Borisov - Maritimo
FC Luzern - Lokomotiv Moskova
Gyori ETO FC - Dinamo Zagreb
Odense - Motherwell
PAOK FC - FENERBAHÇE
Villarreal - Dnepr Mogilev
FC Timişoara - Manchester City
Avrupa Ligi’nde playoff maçları 19 ve 26 Ağustos’ta oynanacak ve gruplara kalacak takımlar belli olacak.
Takımlarımıza başarılar dilerim..
Neler Var:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Paok,
Trabzonspor,
uefa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











