barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2014 Salı

Arjantin'den Bana Doğum Günü Hediyesi


Şu görüntü için can verilir vallahi, ne yalan söyleyeyim. Çok seviyorum şu Messi'yi. Hakikatten uzun zamandır görmediğim abim, mutlu olduğunu bilmek için can attığım biricik dostum, üzülmesine dayanamayacağım kardeşim gibi seviyorum. Abartmış gibi gözükebilirim ama bu adamın hikayesini, aşkını, azmini seviyorum. Giydiği forma da ne olursa olsun, sanırım hep destekleyeceğim onu.

Çoğu kişi kızıyor ona Arjantin forması altındayken. Yok çok bireysel, oynayamıyor, Barcelona dışında iş yapamaz vs... Belki çoğunda sizler haklısınız, bilemiyorum. Yine de Messi'yi ne zaman görsem sahada topla oynarken, gözüme küçücük bir çocuk görüntüsü geliyor. Sanırım o çocuğu bu denli seviyorum ben.

Maça geçersem, 2014 Dünya Kupası başından beri her ne olduysa, şu Arjantinimin maçını adam akıllı izleyemedim. Hep bir aksilik çıktı ve ya maçın ortasında televizyonu açabildim ya da yarısında kapatmak zorunda kaldım. Bu maçta da değişen bir şey yoktu, maç saatinin geldiğini maçın bitmesine 15 dakika kala fark edip koştum televizyon maçına...

Koşmasına koştum da, ağır adımlarla gitsem de pek bir şey fark etmezmiş doğrusu. Yahu resmen ruhum sıkıldı, o 15 dakika geçmez oldu bana. İkinci yarı başladığında, bir tık da olsa heyecanlanabildim. Lakin beni heyecanlandıran Arjantin değil, ataklarla ve çılgıncasına paslarla baskın yapan İsviçre idi. Özellikle de Shaqiri muazzama yakın performansıyla maç boyunca beni en çok etkileyen isim oldu. Kendisi için yapılan "yeni Messi" yakıştırmalarından hiç hoşlanmıyor olsam da, bu akşamki futbolunu takdir etmemem mümkün değil. Bu yakıştırmayı da, içinde "Messi" adı geçtiği için sevmiyor değilim. Ben sadece, kıyaslamalardan hoşlanmıyorum. İlla bir futbolcunun iyi olduğunu insanlara anlatabilmek için, onu bir başkasıyla kıyaslıyoruz. Bu durumda iyiliği falan kalmıyor o adamın. Ciddiyim. Ancak kıyasladığımızın sınırında iyi olabilir, ki bu da her isme haksızlıktan başka bir şey değildir.

Öte yandan maç esnasında gözüme takılan herhangi bir gereksizlik olmadı. Sadece, Ömer Üründül'ün "kaleye atsa gol olurdu" demek için ne kadar ücret aldığını çok merak ettim, hepsi bu.

Neticede, yarın benim doğum günüm. Ve doğum günü hediyem, maç boyunca "di Maria neden böylesin!" diyerek kızdığım adamdan geldi, asisti elbette ki Messi!

Böylece Arjantin, İsviçre'nin uzatma dakikalarında harikalar yaratan ve direncin Allah'ını gösteren performansı karşısında, bireysel gücü ve şansıyla çeyrek finale yükselmeyi başardı. Doğruya doğru, ben sevindim. Lakin futbolcu olsaydım, büyük ihtimalle maç sonu sevinemez ve ağlayan İsviçreli futbolculara sarılırdım.

Sanırım bu yüzden de benim gibi düşünenlerden futbolcu olmuyor.

Eh, uzun lafın kısası tebrikler Arjantin'e, geçmiş olsunlar İsviçre'ye ve iyi ki doğdunlar da bana geliyor!

21 Haziran 2014 Cumartesi

Kazanan da Üzüyor!


Kaybedenlerin iç sıkan ya da kimilerimiz için burkan öykülerine geçmeden evvel, 21 Haziran maç gecesinin kazanan tarafına değinmek istiyorum: Messi!

"Soran olursa Messi attı dersiniz."

Tribünde, klavye başında, stat kenarında, televizyon önü ve karşısında kendisini yuhalayan onlarca kişi vardı taraflı tarafsız. Maç esnasında bu sesleri duyunca, hayli üzüldüm. Elbette ben de herkes gibi, "uzaylı" performansını göstermesini bekliyordum ondan. Yer yer gösterdiği performansı 90 dakika içinde golle tamamlayamayınca, ıslıkların odağı olmaktan öteye gidemedi. Durun, cümleyi toparlıyorum hemen

Gidememişti ki, o muazzam golü geldi. Beni, Dünya Kupasına yeniden bağladı, umutlandırdı, sevdirdi. Tribündeki tosunlar tosunu oğlu da bu etkiyi yaratmış olabilir, bilemiyorum arkadaşlar...


Messi dışında, favori takımlarımdan üçüncüsü olan Arjantin nasıldı?

Vasat. Futbol vasat, istek yok, fazlaca olan kabiliyet kullanılamıyor vs vs... Bir tat eksikliği oldu kesin bu DK takımları arasında. Arjantin, İspanya aksine gruptan çıkarak beni sevindirmeyi, yüzümü güldürmeyi başardı. Lakin bu futbolla, futbolun düşük bütçeli dev takımları karşısında tutunabilmek, hele de final odağına yaklaşabilmek pek mümkünmüş gibi gelmiyor bana.

Erken Ama Haklı Veda: Güle Güle İspanya!


Yılların saygısı vardı içimde İspanya'ya ve onun futboluna karşı. Duyduğum sevgi zaman zaman derinleşerek beni bile şaşırtıyordu. Dile kolay, 6 yılın futbol şampiyonuydu onlar.

2008 Avrupa Kupası şampiyonluğu,
2010 Dünya Kupası şampiyonluğu,
2012 Avrupa Kupası şampiyonluğu,
2014 Dünya Kupası rezaleti.

Sonuç, bir üst paragraftaki fotoğraftaki gibi dramatik oldu işte.
Bana inanır mısınız bilmiyorum ama söylemeden edemeyeceğim. Bana kalırsa, İspanya bu kupayı istemedi. İsteyen adam mücadele etmez mi yahu? Göz göre göre kupaya tutunma şansın ellerinin arasından kayıp giderken, maç çıkışı ağlayarak soyunma odasına gitmenin sana ne faydası olacak sanıyordun?


İspanya, bendeki saygınlığını bir parça da olsa yitirdiği için, çok üzgün ve de kırgınım.
Barcelona'nın çöküşü, ardında milleti takım yıkımını da getirmiş oldu böylece...

Son olarak, yalnızca "devler" ya da favoriler takımları arasından İspanya'nın kaybetmemiş olmasına da sevindim ayrıca. Ona eşliği İngiltere yaptı, çok da güzel oldu.

Ve yine "bana kalırsa" asıl büyüklerin, gerçek Dünya Kupası bu. 
Futbolu seven, az bütçe ve pahalı olmayan isimlerle futbol oynayan, futbola ve emeğe değer veren adamların futbolunu izlemek, birkaç reklam ve markanın arkasına sığınan profesyonelleri izlemekten daha büyük zevk veriyor bana.

Dilerim bundan sonraki günlerde DK daha heyecanlı bir hal alır artık!


Dipnot: Nedense Suarez gol atınca pek bir mutlu oldum. Sormak istediğim şey, gol attıktan sonraki hareketinin anlamı. Bilenlerin paylaşması önemle rica olunur! : )




19 Ocak 2012 Perşembe

Real Madrid mi, Galatasaray mı?


Sizce hangisinin canı daha çok acıyordur?

Kaybetmek böylesine zor mudur ezeli rakibe?

Zordur tabii ya. Bin bir umut ve inançla çıktığın sahadan, yine aynı sonuçla ayrılmak, zordur elbet.

Aslında işin “can yanma” kısmına, eşit bile diyebiliriz.

Birbirlerini çok iyi anladıklarından eminim.

Tıpkı 90+5’te gol yiyen Manisa’yı, Gaziantepspor’un anlayacağı gibi. 90+4’te yemişti o da, unutmamalı!

“Derbinin favorisi olmaz” derler. Fakat biz biliriz, her debinin olduğu gibi her El Clasico’nun da bir favorisi vardır.

Aslında bu artık bir Barça klasiğidir.

Real Madrid’de sevilesi birkaç Türk’ün olduğu ve hatta o Türklerden birinin, 11de sahaya çıktığı doğrudur.

Ama bazen sevmeye engeller vardır.

Bastığı yeşil sahayı hak etmeyen, yeri tiyatro sahneleri olan bir Pepe mesela…

Sonra, renklerini sevmesen de ruhunu çok yakından hissettiğin Barça vardır, sevmelerin en güzeli.

Neyi merak ediyorum, biliyor musun?

Acaba maç sonlarında, Barçalılar kendi aralarında “koyduk mu” diyorlar mıdır?

Onlar diyor mu bilmiyorum ama ben olsam derdim.

Maç sonu tribünden iner, en Katalancasından haykırırdım:

“Koyduk mu?”

1 Şubat 2011 Salı

Miralem Pjanic


Yepyeni ve taptaze futboluyla, 21 yaşında Fransız Ligini alt üst eden adam: Miralem Pjanic.
İsmini ilk kez duyuyor olabilirsiniz. Ben kalemim yettiğince anlatacak kadar iyi tanıyorum onu. Misimiovic'in veliahtı diyeceğim ama henüz o bile genç! Bu çocuğu anlamak için çıktığı maçlardan birini izlemek yeter aslında.
Futbolu temiz ve güzel. Mevkii orta saha yani, takımın beyni. Oyun kurucu ve sistemli. Bosna-Hersekli futbolcu acemi futbolculuk yaşantısını üstünden kısa sürede atıp yetenekleriyle diğerlerine fark atmış. Yaklaşık 3 yıldır da Fransa'nın Lyon takımında 18 sırt numarası ile forma giyiyor.
Nasıl olur bilmem ama, ben bu adamın ayağının İspanya'ya kaymasını istiyorum. O hiç sevmediğim Real Madrid ya da taptığım Barcelona formasını üstünde gördüm, "böyle olacağını biliyordum" demek istiyorum. Bu çocuk, bence Fransa liginde harcanmamalı. El üstünde tutulup, iyi bakılmalı.
Not düşülsün, Pique'den sonra dünya futbolunda hem tipini hem de futbolunu beğendiğim ikinci bir adam çıktı ortaya: Miralem Pjanic.



Hatta kimileri Miralem'e, geleceğin Xavi'si bile demeye başladı! :)

1 Aralık 2010 Çarşamba

El Clasico #YatCasillasYat



E yani, ben de bu kadar çok gol yesem böylesine yatardım maçta. Aslında Valdes'in yatması gerekiyordu.
Sahi, El Clasico'da Real Madrid Barça kalesine yaklaştı mı hiç? Benim dikkatimi çekmedi de..

El Clasico #Dünyanın Futbolcusu




Dünyanın en büyük ve en yetenekli futbolcusu kim, biliyor musunuz? Lionel Andres Messi! Namıdiğer, Pire. Onun maçlarını geleceğin futbol tutkunlarına anlatacak olmanın heyecanını yaşıyorum şimdiden.
Adamsın, seviyorum futbolunu!

El Clasico #Adamsınız.






Adamsınız oğlum. Sizi de, futbolunuzu da seviyorum. Bir şey söyleyecek olan?


Ben de öyle tahmin ediyordum!

El Clasico #









Futbol acımasızdır. Ve gözyaşları çimleri yeşertmez ne yazık ki..

30 Kasım 2010 Salı

Yenilgiyi Hazmetmektir Liderlik


Haftalardır dünya gözünü İspanya’ya dikmiş, dünyanın maçına, evrenin gelmiş geçmiş en güzel maçına, o maçın olacağı güne, maç öncesi yaşananlara, açıklamalara, olaylara dikmişti gözünü. Hangi maç demeyeceksiniz herhalde, El Clasico’dan bahsediyorum…
Bir yanda dünyanın delice hayran olduğunu, büyüklüğünü ve futbol dehasını kabullendiği Messi; diğer tarafta ise dünyanın en pahalı, sınır tanımaz, bana göre pas vermekte bencil, sert şutlarla kalecilerin başını döndüren Ronaldo. Ve bu iki dünya devini buluşturan El Clasico.
Fenerbahçeli olduğumun yarısı kadar da Barçalıyımdır. Yanlış anlaşılmasın, sevgim hemen hemen eşit ama Barcelona’yı bir futbol takımı olarak daha geç tanıdım. Bu maç öncesinde de hiçbir korkum yoktu, Barça’nın maçı alacağına inanıyordum. Maç öncesindeki gergin bekleyişi belirtilen mekânda, belirlenen saatte olma çabasıyla atlattım. Üzerimde Pique formam, boynumda Barça atkım, dilimde Barça marşı, kalbimden forza Barça diyerek maçı izleyeceğim alana vardım.

Maça hızlı başlayan taraf Barcelona oldu. İsabetli paslarından ve kaliteli orta sahasından tanıdığımız Barcelona takımının orta sahasının beyni Xavi, 10. Dakika topu ağlarla buluşturdu. Attığım sevinç çığlığının Nou Camp’tan duyulmuş olma ihtimali bile var. İyi futbol, iyi orta sahanın meyvesidir görüşünü desteleyecek şekilde vuruşlar yapan Barça, bu kez ilk golden sekiz dakika sonra Pedro ile 2-0 öne geçti. Hızlı başlayan ikinci yarıda birer dakika arayla iki gol kaydeden D.Villa, yerini benim minik futbolcum Krkic’e bıraktı. Maç anında heyecandan olsa gerek denge problemi yaşayan Bojan, beşinci golü atamadı ancak Jeffren’e asistini vererek maçın 5-0 tamamlanmasına katkı sağladı.

Maçın başından sonuna yılmadan mücadele eden, gol asistini veren, koşan, zevkle futbolunu oynayan Messi, büyüklüğünü sadece Real Madrid’e değil, tüm dünyaya bir kez daha kanıtlamış oldu.

Maç esnasında sekizden fazla sarı, bir adette kırmızı kart çıktı. Yenilgiyi hazmedemeyen Real Madridli futbolcular, kendilerine hiç de yakışmayan çirkin hareketler yaptılar. Onların bu çirkef halini görünce, neden Barcelona’yı sevdiğimi bir kez daha anladım.
Maçın en hazin görüntüsü, ellerini bağlamış bir halde kalenin önünde duran ve neredeyse ağlayacak olan, Dünya Kupası’na damgasını vurmuş, Casillas’tı. Onu öyle görmek içimi acıttı elbet, ama oynayan ve isteyen başarıyor işte, daha ne söylenebilir.
Bizlere böylesine zevkli bir futbol maçı seyrettirdikleri için Barcelona’ya teşekkür ederim. Elbette bu maç şampiyonu belirlemedi. Önümüzde Espanyol maçı var. Ne olacağını bilemiyorum, izleyip göreceğiz! Zevkli futbol derken, maç esnasında gerçekleşen tartışmaları saymıyorum elbette!

Son olarak eklemeden geçemeyeceğim, hangi ülkede, hangi ezeli rakiplerin derbi maçı olursa olsun, sonucu Fenerbahçe’ninki gibi olmuyor! 6-0’dan bahsediyorum canım, bakmayın öyle!

29 Kasım 2010 Pazartesi

El Clasico!


Bir yanda "bağımsız futbol şehri" Barcelona, diğer yanda "donanımlı futbol ordusu" Real Madrid...
Türkiye saatiyle 22.00'de başlayacak olan maç, NTVspor ekranlarından naklen yayınlanacak.
İspanyada, Barcelona'nın cânım stadı Camp Nou'da devlerin derbisinin heyecanı var. Orada olup bu atmosferi daha yakından solumak isterdim elbet.
Bizim devlerimiz, Messi, Villa, Pedro, Xavi, Alves, Valdes, Krkic, İniesta, Pique, Puyol ve nice Barçalı futbolcuy büyük iş düşüyor.
Ben akşam saatlerin üzerimde Pique formam, boynumda Barcelona atkım ile maçı alabildiğine kalabalık bir ortamda izleyeceğim.
Keyifli, futbol zevkinin doruklarda yaşanacağı bir maç olacak. Gönlüm, kalbim, inancım, dularım, taraftarlığım Barcelona'dan yana!
FCB <3

20 Kasım 2010 Cumartesi

Futbol Barcelona ile Güzel.

Demiştim size bu Krkic adam olacak, Messi'nin izinden gidecek diye. Sinyallerini veriyor hep, doğru yoldan şaşmıyor adamım.
Almeria deplasmanındaydık bu hafta. Ne olacaklarla dolu bir maç öncesinin hemen ardından, dakika 75 ve atılan 8 gol kaldı hafızamda. Maçı izlemeyenlerin en azından özet görüntülerini izlemesini şiddetle, gayet futbol aşkıyla tavsiye ediyorum.
Krkic iki, Messi 3 gol attı. Gollerden biri Iniesta, Rodriguez'den geldi.

Ne diyordum? Futbol ne garip, ben az önce 6 golle övünüp, BJK'nın berabere kalmasından güç alıyordum ki, Messi, Barça falan girdi işin içine. Oolalalla..

15 Kasım 2010 Pazartesi

Messi Attı Gol Oldu!

İzlemekten en çok zevk aldığım liglerden biridir La Liga. Bilirsiniz, futbolla özdeştirdiğim başlıca futbolcum Messi’dir. Dün akşam Antep’ten İstanbul’a esen rüzgârdan sonra tüm nefretimi yazarak kusmak istedim. Maçı izleyenler ve takip edenlerin de bildiği gibi kullanılası tek kadro buydu. Elden gelen yapıldı, oynandı, edildi. Ama bu kadar yani. İsmini ağzıma her aldığımda lanet ettiğim bir Caner ve Baroni vardı sahada, yine onlardan beklediğim kadar berbat oynayıp, sahteliklerinin hakkını verdiler. Neyse, Fenerbahçe yazmayacağım sadece ufaktan değineyim dedim.


Gelelim günü güzel kapatmamı sağlayan Barcelona’ya. Diyorum ya, iyi ki futbol, Barça ve Messi var. İyi ki!

Lig de oldukça sevimsiz bulduğum Real Madrid liderlik koltuğundayken, benim Barça’m hemen ardından takibe geçmişti. Nou Camp’ta, ligin üçüncü sırasında bulunan Villareal ile oynanan maçta, yine sahnede Messi vardı. Sahaya değil ilk 11, hiç çıkmayan bir de Pique vardı.

Maça hızlı başlayan taraf Barcelona oldu. Alışılmış futbolunu yaşatıp, rakibe top geçirtmediler. İlk yarda orta sahanın rakip yarı alanına bakan bölümün ilk metrelerine anca saniyeyle belirlenecek sürelerde geçip top kaybeden Villareal, 22. Dakika da Barçalı Davil Villa’nın golüyle kendilere geldiler. Bu dakikadan sonra neredeyse eşitlenen maç, 26. Dakikada Nilmar’ın Villa’ya cevabı ile 1-1 oldu.

İkinci yarıda maç hâkimiyetini yine eline alan Barcelona’da, direksiyona geçen Messi oldu. Tek toplarına, çalımlarına ve sert şutlarına hayran olduğumuz “bit”, 58. Dakikada takımını 2-1 öne geçirdi. Öne geçen Barcelona’nın futbol taktiğini biliyoruz, uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum o yüzden. Derin, kısa ve isabetli paslarla rakibi boğan Barça, kalesine yaklaşan tehlikeleri uzaklaştırıp, 83. Dakikada yine Messi’den gelen golle maçı 3-1 tamamladı. Böylece puanı 28’e çıkan Barcelona, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu.

Her attığı gol olan Messi ve futbolun asıl ismi olan Barcelona, yer neresi ve rakip kim olursa olsun izlenmeye değer…

Ne diyordum? FC Barcelona: més que un club. “Bir Kulüpten Daha Fazlası”

1 Ekim 2010 Cuma

Bojan Krkic Perez

Nereden çıktı şimdi bu çocuk? diyeceksiniz, durun açıklamamı yapayım. Yazmak için haklı sebeplerim var!
Bizim Bojan diyorum ben ona son birkaç haftadır, gayet de bizden görüyorum onu. Ufaktan bahsedeyim size ondan; tanıyanlarınız, sevenleriniz hatta hayranı olanlarınız vardır elbet.
20 yaşında olduğuna inanabiliyor musunuz? Ben inanıyorum, hayret de etmiyorum :)) Zira Barça'nın kadrosunda genç isimlerin yeri çok. En iyi iki örnek Pique ve Messi benim için. (Onları sevdiğin için yazdın. Hadi Hadi.)
1990 doğum bizim Bojan. Bakmayın sürekli Messi ve Pique ile "takıldığına". Gelecek de Messi'nin yerini alacağı söylentiler var, hak vermiyor da değilim hani. Çok büyük olmasa da bir şeyler bekliyorum o çocuktan.
Futbolunu seviyorum. Serii ve kaliteli oynuyor. Pasları kuvvetli, isabetli çoğu. (Yok artık, saymadın herhalde?)
Geçen gün ki Şampiyonlar Ligi maçında fark ettim onu yazmam gerektiğini. Kısa da olsa, konu edeyim dedim, çok da iyi yaptım.
Baya da bir sevimli bizim Bojan. Ama resmi bir ilişkisi var, aman he! : ))
Bakalım, dediğim gibi bu çocuktan fazla şey bekliyorum, özellikle yakın takibe aldım haberiniz olsun. Arada not düşeceğim Bojan ile ilgili, şimdilik bu yeter.


Dipnot: Messi'nin yerini alacak dedik, ispatımız da var tabii. O daha Barcelona ile ilk resmi maçına çıktığınd ismini bile bilmiyordum. Zamanla öğrendim. Nasıl mı? Maç performansıyla falan değil, bizzat attığı gollerle. Barca altyapısında 7 yılda 889 gol atmışlığı var, azımsanacak bir rakam değil bence.



Devler Ligi’nde Bir Cüneyt Çakır


“Cüneyt Çakır” ve “Avrupa maçları” aynı cümlede kullanıldığında çok da tezatlık yaratmaz aslında. Avrupa takımlarının kulak aşinalığı var ona, bayat gelmiyor bu yüzden göze de… Ama elbette şampiyonlar ligi bir ilk oldu Cüneyt için.


Devler Ligi’nde grupların ikinci maç hakemleri açıklandığında herkes de bir , “n’oluyor ya?!” havası vardı. Bizim, eli de gönlü kadar kart zengini olan hakemimiz Rubin Kazan-Barcelona maçını yönetecekti; haydi hayırlısı dedim duyunca, Pique kart görmese’ler falan gerdi ardından…

Maçın bitiş düdüğü, başlangıcın ki kadar saniyelikti bunu söyleyeyim önce. Cüneyt Çakır’ın maçı nasıl yönettiğini ele alacağım ama maçı ekran bakışıyla yazmamak da olmaz hani.

Çarşamba akşamı sahada gördüğümüz Barca, her ne kadar telaşlı oynamış olsa da, gözümü futbola doyurdu! Bu zaten hep böyle oluyor. “Barcelona futbolu keyif vermez!” diyenlere hep karşı çıkarım kendi içimde, zira Barca futbolun da ötesinde benim gözümde.

Dün maça ilk 11’de başlayamayan Messi’nin sakat olduğunu biliyorduk. Bizim cânım hakemimiz Cüneyt’in Rubin’e penaltı vermesiyle bin bir telaş aldı Katalanları. Kulübede yerinde duramayan bir Guardiola, sahada net vuruşlar yapamayan Barcalılar ve Gökdeniz vardı. Ne kadar istekli oynadı akşam, oysa futbolunu çok da sevdiğimi söyleyemem. Aslına bakarsanız Messi’nin oynamadığı her maçta, Messili ve Messisiz Barca arasındaki farkları da görüyoruz. Rubin’deki defansın kalitesini de es geçmeyeyim, etten kemikten değil, demirdendi hepsi sanki. Geçebilene aşk olsun!

Penaltı Maçı

Evet, evet yine aynı şeyi söyleyerek söze başlayacağım. Penaltıyı sevmiyorum, penaltıdan atılan golleri takdir etmiyorum, eğer kader değiştirici ve beraberlik sonucu atışı şeklinde de değilse, atılan penaltılara saygı duymuyorum. Buyurun, istediğinizi söyleyebilirsiniz ama kesinlikle futbol zevkimi dibe vuruyor benim bu atışlar. “zekâ işi” diyor bir arkadaşım penaltı atışları için, ben de tamamen ona katılıyorum ama bir eksik belki de bir fazlayla. Durağan topların müthiş önemi vardır bende, hele orta sahanın biraz ilerisinden atılan serbest vuruşların tadından yenmez! Ama işte diyorum ki, zekânı kullanacaksan penaltıda değil, orada kullan kardeşim. Neyse, bu konudaki görüşlerimi gayet iyi biliyorsunuz artık, maça dönelim.

Demiştim ya, bol kartlıdır bizim hakemimiz diye. Türk futbolcuları yalnız değil artık, Barcalılar’ın da ağzı yandı onun kartlarından! Maçı iyinin üstünde yönetti, ona sözüm yok. Kartların bir kısmı yerindeydi, penaltılar da öyle. Ama ne yazık ki talihsiz bir maça denk geldi, tam tadını çıkaramadık. Cüneyt Çakır’ı daha iyi, burada iyiden kast büyük turnuvalardır, maçlarda görecek miyiz, sanıyorum bunu bize zaman gösterecek ama kendisinden ümidim var açıkçası.

Berberliğe sevinen bir Rubin Kazan teknik adamı, kendini paralayan bir Guardiola, sakat halde takımına destek verip yararlı olabilmek için maça giren Messi, anlık kayıplarla serbest vuruşlardan gol kaçıran bir Pique vardı dün sahada.

Şampiyonlar ligi gruplarda ilk maçı 5-1 alan Barcelona, bu maçta berabere kalarak 1 puan ile evine döndü. Beraberliği ise, Rubin Kazan’dı.

Unutmadan, en üst paragrafta maç öncesinde söylemiş olduğum, “Pique kart görmese bari…” dileğim gerçekleşmedi, o da Cüneyt’ten nasibini alarak en azından sarı kart görerek maçı tamamladı.

Not: maçta kırmızı kart gören olmadı. Bu iyi bir şey!

16 Eylül 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Bambaşkadır!

Evet ben oturdum sakinleştim ve Şampiyonlar Ligi'ndeki Bursa değerlendirmesi yaptım. buyrunuz okuyunuz efenim.
Geçen sezonun son maçında Bursaspor’a karşı tarifi imkânsız bir kızgınlık duymaya başlamıştım. Henüz bu durumu aşmış değilim tabii. Ayrıntıya girip geçen sezonu hatırlamak ve hatırlatmak gibi bir niyetim yok elbette. Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim, Bursa kupayı şahlanaraktan kaldırırken ben bu konuda olur olmaz yorum yapan herkese bunu diyordum: şampiyonlar ligi bambaşkadır! En nihayetinde de öyle oldu tabii, daha başlangıçta rengini belli etti bizimkiler. Tırnak içinde söylüyorum, taraflı tarafsız kimse kızmasın bana, sert eleştireceğim Bursa’yı. Zira Beşiktaş’ın saçma bir şekilde yenilmesiyle kupa kaldırmak, lige iyi başlamak ya da her neyse ile şampiyonlar liginin gemisi yürümez, benden söylemesi! Bakın Fenerbahçe’ye, sizin dilinizden düşmeyip “çerez” dediğiniz Young Boys’a elenerek kendi ayağını kaydırdı. Gerisi kendiliğinden geldi zaten…


Maça dönecek olursam, dün akşam sahada oynayan bir Bursasporlu gören var mıydı? Ah, çok pardon! Volkan dışında tabii ve bir de, kalecileri. Hakkını yemeyelim, adam hayatınız boyunca bir daha asla göremeyeceğiniz kadar basit goller yedi. Devler liginde boy gösteriyor ne de olsa, yeridir!

Valencia’nın da çok iyi oynadığını söyleyemeyeceğim, oldukça vasat futbolla bu maçı aldıkları için şaşkınım sadece. Ama hata bizimkilerde, dakika 80 sen 3-0 gibi bir skorla geridesin ve kendi sahanda pas yapıyorsun. Niye? Daha ne kadar gelir sanıyorsun o futbolcular senin sahana? Hayır, anlamıyorum şunu, zaten geridesin ve beraberlik bile mutlu edecek seni. Öyleyse atak yapsana arkadaşım, en fazla kaç gol yiyebilirsin daha? Dün daha hiç de organize olmamış bir Bursaspor vardı, içten içe üzüldüm aslında… Maçta tek beğendiğim, Bursaspor’a gönül veren taraftarın hoş görüntüsüydü, içimizi açtı, ne güzel oldu…

Bursaspor’a: İşte Şampiyonlar ligi bambaşka bir şeydir, daha yolun en başında bunu görmüş oldunuz. Öyle Ertuğrul hocanın dediği gibi, iki takımın da 11 kişi olmasına bakmaz bu işler. İspanya’nın düzeyi senden düşük bir takımına karşı oynuyorsun ama baskı kurmuyorsun. E o zaman niye çıktın maça? Pardon, hiç mi izlemediniz İspanya futbolunu? Öyleyse söyleyeyim ben size, İspanyollar orta saha adamıdır. Eğer orta sahanızda bir açıklık ve dengesizlik yakalarsalar, vay halinize! Bir de öyle güzel paslaşırlar ki, bu tüm La Liga takımları için geçerlidir. En etkili silahları prestir. Maçı aldıklarını düşündükleri an, bir kopuş sezersiniz; işte o sizin atak yapmanıza imkân tanıyan tek andır! Baskı sizin elinizdedir ve maçı lehinize çevirebilirsiniz. Tabii tüm bunları sizin biliyor olmanız gerekiyordu… Neyse, henüz kaybedilmiş bir şey yok, daha önünüzde oynayacağınız 5 maç var. İzleyip göreceğiz neler olacağını…

Şampiyonlar Ligi’nde Messi Fırtınası!

Evet, fırtına bu adamı tanımlamak için başka bir söz bulamıyorum! Adeta topla oynayıp, rakibi sahaya gömmekten zevk alıyor bu adam! Biz de onun futbolundan tabii. Söz konusu Devler Ligi olurda, Barca’dan bahsetmeden geçebilir miydim •? Dün akşam Barcelona ikisi Messi’den gelen 5 golle Panathinaikos’u 5-1 yenip, şampiyonaya müthiş bir hızla başladı. Barcelona’yı her izlediğimde, futbolun sadece “futbol” olmadığını anlıyorum, bu da büyük bir keyif veriyor doğrusu! : ))

27 Ağustos 2010 Cuma

Futbol Şöleni La Liga İle Başlıyor!

La Liga’da 2010-11 sezon heyecanı yarın (28 Ağustos) oynanacak maçlarla başlıyor. Sezonun ilk hafta maçında geçen sezonun şampiyonu Barcelonamızı deplasmana gönderiyoruz, 3 puan ile dönmesini bekliyoruz! Dünya Basketbol Şampiyonası ile aynı günde başlayan La Liga keyfimi daha da yerine getirdi diyebilirim.


İspanya İkinci Ligi'ni geçen sezon ilk 3 sırada bitiren Real Sociedad, Hercules ve Levante bu sezon birinci ligde mücadele edecek, bunu da not olarak ekleyelim.

Mesut Özilli Real Madrid, Javier Mascherano’lu Barcelona ile lig kapışmasını NTV ve NTVSpor’dan takip etmeye devam edeceğiz. Bu arada haberi olmayanlara dipnot, Barca Arjantinli orta saha oyuncusunu transfer ettiğini resmen açıkladı. İngiltere'nin Liverpool takımında oynayan Javier Mascherano'yu bu sezondan itibaren 4 yıl süre ile La Liga’da izleyeceğiz.

Yine bol gollü bir sezon olmasını diler, en çok golü Messimin, en iyi savunmayı Piquémin yapmasını temenni ederim. Öpücük onlara!

İşte La Liga’da ilk haftanın fikstürü şöyle:

28 Ağustos Cumartesi
Hercules - Athletic Bilbao

Malaga - Valencia


Levante - Sevilla



29 Ağustos Pazar

Deportivo - Real Zaragoza

Espanyol - Getafe

Real Sociedad - Villarreal

Osasuna - Almeria

Racing Santander - Barcelona


Real Mallorca - Real Madrid



30 Ağustos Pazartesi
Atletico Madrid - Sporting Gijon

Son olarak:

"Visca Barca, visca el Cataluna"

Sözünü çok duyacaksınız bu sezon kalemimden, benden söylemesi! Hihi :)

17 Ağustos 2010 Salı

Her Sezon Aynı Başlangıç

90 günlük aranın ardından Spor Toto Süper Lig heyecanı yeniden başladı. Bu kez baştan başa yenilenmiş haliyle çıktı karşımıza. Yeni sezon heyecanı Galatasaray’ın hayal kırıklığı, Guti’nin dillere destan performansı, Eskişehirspor’un taraftar coşkusu, Bucaspor’un direnci, Trabzonspor’un formda oluşuyla zorlu bir ligin bizleri beklediğinin ilk sinyallerini verdi. Ama ben şimdi tüm bunları bir kenara bırakıp Fenerbahçe’den bahsetmek istiyorum.

Sezonun ilk maçını seyircisiz oynamak moral bozukluğuna sebep olacaktır diye düşünüyordum. Fakat Fenerbahçe açısından hiç de öyle olmadı. Antrenman maçı yapıyormuşçasına rahat oynadılar. MP Antalya’nın savunmasındaki boşluğun da bunda payı oldukça fazla tabii. Fenerbahçe takımını uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar rahat gördüm diyebilirim. Adeta Saraçoğlu’na Barcelona gelmiş, bizim çocukların formasını giymiş gibiydi. Maçı ilk 30 dakikada attığı 4 golle tamamlayan sarı-lacivertli ekip, attığının iki katı kadar golü de kaçırdı. Sezona iyi başlamanın verdiği sevinç ile Paok maçı hazırlıklarına başlayacak olmaları bir avantaj tabii onlar için. Ancak bu durum taraftarları yanıltmasın. Zira Fenerbahçe bu, olmaz denileni oldurur, daha adını hiç duymadığımız takımlara bile yenilir (!)

Benim asıl kaleme almak istediğim, Aykut hocanın Fenerbahçe’de başlatmış olduğu forma kapma yarışı. Bildiğiniz gibi güçlü bir kadrodan oluşan Fenerbahçe takımında her konuma neredeyse ikiden fazla aday var. Hal böyle olunca, futbolcular da kendilerini ispatlayıp formayı kapabilme yarışına girdiler. Üstelik buna kaleciler bile dahil. Bu durumun takımın lehine olduğunu söylemeden geçmeyeyim.
Şimdilik her şey tozpembe. Bir golcü daha geldi, sezonun en gollü açılışı yapıldı, futbolcular bir hayli istekli falan. Ancak hafta içi oynanacak olan Paok maçı ve ligin ikinci haftasındaki Trabzonspor deplasmanı taşları yerinden oynatabilir. Bu durum da bana da, Fenerbahçe’nin Barcelona versiyonunu devamlı olarak sahada görmeyi dilemekten başka bir şey düşmez. Bekleyip göreceğiz.

Dipnot: Lugano’nun forma giymesiyle savunmadaki o boşluk nasılda kapandı, gördünüz değil mi?

T ı k L a

27 Temmuz 2010 Salı

Büyük Adamsın Iniesta!

Bugünümü de evde oturmuş yalnız başıma televizyon izleyerek geçiyordum. Kanallar arasında gezinirken 10' DK finalinin son dakikalarına rastladım ve büyük bir keyifle izlemeye koyuldum. Barça'da hastası olduğum, İspanya'da pek verimli bulmadığım Iniesta'nın kader golünü de gördükten sonra TV'yi kapayıp koştum bloguma. Aklıma, Iniesta'nın o şık hareketini yazmadığım geldi, yazayım dedim.


Sanki içine gol atacağı doğmuş gibi, formasının altına giydiğinin üstüne, 2009'da kalp krizi geçirerek aralarından ayrılan futbolcu arkadaşı Dani Jarque'e bir yazı yazmıştı. Ve Iniesta, attığı bu golü ona adamıştı. Formasının altındaki yazı: "Dani Jarque hep bizimle..."
Üstelik bu hareketinin ona sarı kart getireceğini bile bile...
Gerçekten adamsın be Iniesta!

25 Temmuz 2010 Pazar

Barcelona 2010/11 Formaları

Bunu geç fark ettim ama sorun yok, hemen sizlerle paylaşayım dedim. Buyrun, bakın bu sezonki formalarımıza :)














Ben bayıldım hepsine! Uğur getirsin bu sezon bize ! : )











Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...