Futbol Extra Dergisi Temmuz sayısı bayiilerde!
"Bambaşka Bir Futbol Diyarı: Büyüklerin kirli oyununu bırakın, gençlerin tertemiz dünyasına bakın!"
28 Haziran 2011 Salı
16 Haziran 2011 Perşembe
Yepyeni Haberler!
Biyiksizlar.com ve Futbol Extra Dergisi'ne kardeş geldi!
14 Haziran itibariyle yazılarımı Maraton.com.tr'den de takip edebilirsiniz.
O zaman ben size bir kolaylık sağlayıp link vereyim:
http://www.maraton.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=142430
Bu benim Maraton'da yazdığım ikinci yazım. Dilerim keyifle okursunuz canlar! : )
14 Haziran itibariyle yazılarımı Maraton.com.tr'den de takip edebilirsiniz.
O zaman ben size bir kolaylık sağlayıp link vereyim:
http://www.maraton.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=142430
Bu benim Maraton'da yazdığım ikinci yazım. Dilerim keyifle okursunuz canlar! : )
Neler Var:
biyiksizlar.com,
Futbol Extra,
Maraton.com.tr
6 Haziran 2011 Pazartesi
Belki de Yanlış Tercih
Geçtiğimiz sezon başımıza gelen talihsiz olay, tüm taraftarı yıkılmanın eşiğine getirdi. Futboldan anlamayan zihniyetlerin bile diline dolandı yaşadıklarımız, geçmişi özler olduk. Futbolu sadece yenilen takıma laf söyleme şeklinde bilenler vardı bir de, onlardan bahsetmek bile istemiyorum! Zorlu bir dönemden geçtik, daha da zoru bekliyordu bizi aslında.
Sezon başında en büyük transfer oldu Aykut Kocaman. Fenerbahçe’nin eski golcüsü, yeni golcüler yetiştirmek için geldi geçti takımının başına. Umut var mıydı? Hayır. Nasıl olabilirdi ki? Küsmüştük takımımıza, gözlerde yaş kalmamıştı sayesinde… Bir de yerli hoca rezilliği vardı ki ülkemiz futbolunda, anlatmakla bitecek gibi değil. Peki, bunca karmaşanın arasında nasıl olur da yerli hoca gelir dedik. Ve dediğimiz de yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Hepimiz kabul edelim, sezona berbat başladık! Avrupa’da içimize çektiğimiz havayı İstanbul’a verdik, turumuz o denli kısaydı yani. Uzun bir bocalama döneminin ardından toparlandık, Türkiye Kupasından elenişimize denk geliyor toparlanma dönemimiz. Sonra ne mi oldu? On binlerce insan hep bir ağızdan şükür ve minnet yağdırdı Aykut Kocaman’a. Maç esnasındaki kritik değişikliklerinden tutun da, bugüne dek kimsenin şans vermediği alt yapı oyunlarını oynatmasına kadar, mantığıyla ve duruşuyla Fenerbahçe’ye en çok yakışan adamlardan biri oldu. Ve en nihayetinde kupayı kaldırma sevincini de başta taraftarına, futbolcusuna ve kendisine yaşatmış oldu.
Buraya kadar her şey normal, iyi, güzel… Lakin işin “bundan sonrası” var ki, en zoru o aslında. Bir kere oluşturduğun takımı aynı sağlamlıkta tutmak zorundasın. Futbolcularını korumalı, yeni adamlarla desteklemelisin. Gidecekler listesi isabetli olmalı, zira gitmesi gerek çok futbolcu yok takımımızda. Sonra bir de, aynı istikrar ve azimle yönetmeye devam etmelisin takımını. Buradan bakınca çok zormuş gibi görünebilir. Ama bunlar, Aykut hocanın yapamayacağı şeyler değildi. En azından ben öyle düşünüyordum. Ta ki Okan Alkan transferine kadar. Uzun zamandır takımda bulunan Okan, Fenerbahçe’nin en genç yeteneklerinden biri. Zaten sizler de kendisini tanıyorsunuzdur. İzlediğiniz kadarıyla da futbolunu hatırlıyorsunuzdur. Ama hala kim olduğunu çıkartamadıysanız, en güzel örneğiyle hatırlatayım size. Alex’e gol asisti yapan adam desem? Hatırladınız değil mi? İşte sen güzel, iyi, akıllı hocam Aykut, git böyle güzel yeteneklere sahip bir çocuğu ver Kayserispor’a. Hem de ne için? Orada biraz pişsin, maçlara ilk 11’de çıksın, daha çok oynasın diyeymiş. Bırakın, yapmayın yahu! Bu adam Alex’le antrenman yapınca mı daha iyi olur, yoksa Kayseri’de kalınca mı? Cevap oldukça açık bence. Sen Bekir’i bırak Gökhan Gönül’ün yedeği diye, hatta yanına Orhan Şam’ı da ekle, ama hepsinden daha iyi bir geleceğe sahip bu çocuğu yolla. Olacak şey mi! Bir de Gökay meselesi var ki, o konuya hiç girmeyeyim. Düşündükçe üzülüyorum zira.
Kocaman hayallerimizin umudu, Kocaman hayallerimizin gururu oldu. Şimdi ben yine oturmuş, senin kararlarını tartışıyorum kendi içimde. Sezon boyunca hangimizin haklı olduğunu göreceğiz. Gönül ister ki, Okan orada büyük işler yapsın. Ama sonu burada olacak o çocuğun, demedi deme! Fenerbahçe’de yetişen bir adamın başka yerlere gitmesinden hiç hoşlanmıyorum, gerçekten!
Belki de yanlış tercih yapıyorsundur Aykut hoca, ne dersin?
Neler Var:
Alex,
Aykut Kocaman,
Bekir İrtegün,
Fenerbahçe,
Gökay Iravul,
Gökhan Gönül,
Okan Alkan
2 Haziran 2011 Perşembe
Bir U19 Takımı Yetişiyor!
Süper Lig’in bitişiyle ortam sakinleşti, futbol bitti diye üzülenlerimiz vardı. Evvela transfer dosyası en hızlısından açıldı. Fenerbahçe’nin zorlu mücadelesini şampiyonlukla taçlandırmasının hemen ardından Şampiyonlar Ligi’ne direkt katılma hakkı, büyük transferler yapmaya zorlayacağa benziyordu onu. Ancak sadece Fenerbahçe değil, diğer lig takımlarımız da bu çekişmeli transfere ortak oldular. Yani anlayacağınız ortamın sakinleştiği, futbolun bittiği falan yoktu. Zaten 1 Haziran itibariyle futbol severlere kapılarını açan Copa America heyecanın bitmesine en başta engel olanlardandı.
Bir de milli takım maçları var tabii, onların heyecanı tadından yenmez! Benim asıl bahsetmek istediğim ise U19 milli takımımızın katılmış olduğu UEFA U19 Avrupa Şampiyonası Elit Tur maçları ve bu maçlarda gösterilen performanslar…
Geçtiğimiz günlerde Makedonya karşısında aldığımız 3-1’lik galibiyetin mimarı Muhammet Demir’den bahsetmek istiyorum öncelikle. Milli takım içinde bir yıldız gibi parlayan Muhammet, takımın bel kemiği aynı zamanda. Hızlı ve kontrollü çıkışlarını gollerle taçlandıran Demir, geleceğinin parlak olacağının en somut sinyallerini vermiş oldu.
Uzun zamandır takip ettiğim bir diğer isim olan Gökay Iravul’a gelecek olursam ise, onun için söyleyecek çok sözüm var aslında. Denizlispor’un çimlerinden kalkıp Fenerbahçe’ye gelen, geldiği gibi de takıma, abilerine, futboluna, oyun düzenine ayak uyduran Gökay, geleceğin Emresi, Nurisi ve hatta kıyaslayamayacağım birçok futbolcusu. Yetenekleri bir yana, orta saha zekâsını maç içinde çok iyi kullandığı gibi tam bir takımadamı Gökay. Böyle genç bir yeteneğin Fenerbahçe bünyesinde bulunuyor olmasından duyduğum gurur ve mutluluğu tahmin edersiniz.
Antalya’da yapılan maçların ilkinde maça takımla başlamayan, ancak ikinci maçta formayı ta en başından kapan futbolcularımız için de söylenecek çok söz var. Ama ben özellikle şunu söylemeden geçemeyeceğim, bu çocukları izlemeyi gerçekten çok seviyorum! Bir Almanya U19 milli takımı mesela, şimdiden Alman futboluna yıldızlar büyütüyor. Gelecek senelerde bizlerin yetiştirdiği bu çocukların daha neler yapacağına hep birlikte şahit olacağız. Asıl önemli olan, daha bu yaşta istikrarını ve disiplinini bozmadan böyle önemli maçlarda forma kazanmış olmaları.
Ben hepsini yürekten kutlayıp, başarılarının devam etmesini diliyorum. Hepsi oynasınlar, hep oynasınlar, bizler de güzel güzel futbollar izleyelim. Çıkarsız, kavgasız, dürüst ve temiz futbollara ihtiyacımız var zira…
Neler Var:
Almanya,
Gökay Iravul,
Muhammet Demir,
U19 Milli Takımı,
UEFA U19 Avrupa Şampiyonası Elit Tur
24 Nisan 2011 Pazar
Biri Kaybetmek Mi Dedi?
Ligin otuzuncu haftasında, kazanıp kaybetmeye oynayan iki takım vardı. Ne ezeli rakip onlar, ne de aralarında herhangi bir anlaşmazlık var. Trabzonspor ve Fenerbahçe, ligin otuzuncu haftasında, koskoca Süper Lig’de kazanıp kaybetmeye oynayan iki takım. Evet, diğerleri ligden düştü, tutunma çabası bile gösteremeden tekerlenip gittiler. Galatasaray bir galibiyet ve bir beraberlik ile neredeyse şampiyon olacaktı. Beşiktaş’ın ne yaptığını ya da amacının ne olduğunu anlamıyorum. Bursaspor ise, ah affedersiniz beşinci büyük, beşinci şampiyon diyecektim, bu sezon üçüncü olabilmek için çırpınıyor. Bu yoğun tempolu maratonda, Trabzonspor hayati önem taşıyan bir puanı Eskişehir’in canım toprağında bıraktı. İyi futbol her zaman sonuç getirmiyor, Eskişehir maçında da buna şahit oldu Es-Es taraftarları. Niye böyle söylediğimi, maçı izleyenler daha iyi anlayacaktır. Zira öyle güzel ve öyle inançlı oynadı ki, Eskişehirspor futbolcuları, mutlak galibiyet avuçlarından kaçtı diyebilirim.
Gelelim haftanın ve belki de ligin en önemli maçına. Bakıldığında, Fenerbahçe için sıradan bir deplasman maçı olarak gözükebilir. Ancak Bucaspor maçı, Bursa’yla oynanan maçta kaybedilen iki puanın “artık” bir etkisinin kalmadığını gösterecekti. Kısaca maçtan bahsetmek istiyorum ben.
İnsan canı yandığında daha çok savaşır ya da acısına katlanamayıp pes eder. Bu akşam sahadaki Fenerbahçe, daha fazla savaşmayı seçen taraftı. Eğer bu maçı alamasaydı ve hatta mağlup olsaydı, şampiyonluğu gerçekten istemediğini düşünecektim. Öyle ki bu maçta kaybedilecek puan, tüm lig boyunca koşup ağları bulan gollerimizi hiç değerinin olmadığını düşündürecekti bizlere. Ama öyle olmadı…
Maça iyi başlayan ev sahibi takım oldu. İyi başlangıcının sonucu olarak da maçın henüz on beşinci dakikasında golü buldu. Bu golden yalnızca iki dakika sonra Emre hayatının en güzel golünü atarak skora eşitlik getirdi. Bu golden bilmem kaç dakika sonra, hayatımda ilk kez duyduğum ismi taşıyan Abdülkadir, hiç olmadık bir gol atarak devreye takımının 2-1 önde girmesini sağladı.
İkinci yarının başlangıcında, ilk ikisi kadar basit bir golü yine Abdülkadir ağlara gönderdi. Bu golden sonra Aykut Kocaman kritik bir değişiklik yaparak Caner’i maçtan aldı. Maça giren Stoch, sahanın canlanmasını sağladı. Ve ardından, hiç sevmediğim halde sürekli olarak “hayat kurtaran” konumunda devreye giren penaltı atışı. Alex’in kendine has vuruşuyla, fark bire iniyor. Henüz sahneden inmeye niyeti olmayan Alex, kafa golüyle skora yeniden denge getiriyor. Ancak maç hala bitmemişken Aykut Kocaman belki de yapabileceği en tehlikeli değişikliği yaparak orta sahadan adam alıp, forveti güçlendiriyor. Maça giren kim mi? Bu sezon ilk kez oynayacak olan Guiza. İlk kez sahaya çıktığı sezonda, 7 dakika o sahada kalan Guiza, maça girer girmez belki de Fenerbahçe’yi şampiyon yapacak golü atıyor. Golden sonra kendini kaybedip taraftara koşan Guiza’nın gol sevinci yalnızca onu değil, ekran karşısında çıldıran biz taraftarları da gözyaşına boğdu…
3-1’den 3-4’e gelip, son dakikaların adamı Andre Santos’un müthiş golüyle de maç 3-5 bitiyor ve Fenerbahçe tarihinin belki de en zor maçından galibiyetle ayrılıyor.
Okunu atmaya hasret Guiza, dünyanın en iyi kanat oyuncuları arasındaki Gökhan Gönül, görev yerinde devleşen panter kaleci Volkan Demirel, gemisini kurtaran kaptan Alex, bizi bu yerlere getirip zaferlerle yüzümüzü güldüren Aykut Kocaman ve diğerleriyle birlikte, zorlu ligin zorlu haftasını da galibiyetle geride bıraktık.
Biri kaybetmek mi dedi? O bizim lügatimizde yok beyler!
Önümüzde Trabzonspor’un Antep maçı var. Bu maçta büyük ihtimalle üçüncü kalecisini sahaya sürecek. Yaralarına bir yenisini mi ekleyecek yoksa şampiyonluğun hiç de kolay olmadığını mı gösterecek bilmiyorum. Fenerbahçe maçı alır ya da alamaz. Bu hafta maç kaybetmedik ya, şimdilik fazla bir şey düşünmek istemiyorum.
Bir gün maç izlerken öleceğim. Heyecandan, sevinçten ya da üzüntüden… Bana tüm bunları yaşatan Fenerbahçe’ye nasıl teşekkür etsem azdır, iyi ki varsınız!
Neler Var:
Alex,
Antepspor,
Aykut Kocaman,
Beşiktaş,
Bucaspor,
Bünyamin Gezer,
Emre,
Eskişehirspor,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Gökhan Gönül,
Guiza,
Trabzonspor,
Volkan Demirel
13 Nisan 2011 Çarşamba
Bu Gidişin Sonu Kötü..
"Simon Kuper'in o meşhur kitabını bilirsiniz, “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” der ünlü yazar, ben de aynen katılırım kendisine. Hangi gerekçelerle ona katıldığımın da kısa bir açıklamasını yapayım sizlere. Futbol sadece futbol değildir; zira futbol destektir, doksan dakika boyunca sahanın yeşilini ezmek, orta saha girdabında dakikalarca top peşinde koşmak, kontra atağa çıkmak, direğe çarpıp ağları bulamayan aynı topa lanet etmek, sarı kart görmek, topsuz alanda faul yapmak, bilerek ofsayda düşmek ve var gücünle defans yapmaktır futbol. Taraftardır, isimdir, formadır; krampon, soyunma odası, idman, teknik direktör ve sponsordur futbol. Ve olayı böyle incelediğimizde aslında başlı başına bir hayattır futbol. Doksan dakika bitiminde etkisini yitirmeden devam eden bir hayat üstelik… İşte bu yüzden yolu sanattan, yetenekten, hırs ve istekten geçmektedir. Tüm bunları neden sıraladığımı soracak olursanız şayet, sizlere Türk futbolunun ya da daha doğrusu İstanbul takımlarının çöküşü karşısında duyduğum üzüntüden bahsedeceğim."
Yazının devamını Futbol Extra'nın Nisan sayısında bulabilirsiniz!
29 Mart 2011 Salı
A, Milliler Geri Gelmiş!
Euro 2012 elemelerinde kader maçıydı bu Millilerimizin. Hiç beklemediğimiz şekilde aldığımız Azerbaycan mağlubiyetinden sonra, tam bir ölüm kalım meselesiydi bizim için. Avusturya’yla, kendi evimizde, Şükrü Saraçoğlu’nun o içten ve futbolun en iyi olduğu atmosferinde, kader maçımıza çıktık! Sakatlıktan henüz yeni dönen Arda, dünyanın en iyi sağ bekleri arasındaki Gökhan Gönül, panter kalecimiz Volkan Demirel, adam gibi bir Nuri Şahin, Hamit Altıntop, Servet ve diğerleri vardı sahada. İnanıyorduk, bu maçı almalıydık. Geçmişe dönüp baktığımızda Avusturya ile oynadığımız maçlarda aldığımız mağlubiyetler, galibiyetlerimizden daha çoktu ve bizi korkutmaya yetebilirdi. Son zamanlarda oynanılan milli maçlardaki istikrarsızlık ve diriliğin elden gitmesi yüzünden çok eleştirilen millilerimiz bu maçta geçmişi silip yeni bir sayfa açtı! İnandık, başardık! Şimdi kısaca maça bakalım.
Maça hızlı başlayan Millilerimiz, ilk on dakikadaki oyunuyla umut verdi. Bulduğu gol pozisyonları, kaçırdığı goller ve yarattığı fırsatlarla daha maçın çok başında bizim için iyi olacağını gösterdi.
Çok iyi organize olup her topu değerlendiren millilerimiz, maçın ilk çeyreğinden sonra düşüşe geçti. Ancak bu durumun bizi korkutmasına fırsat vermeden maçı toparlamayı bildiler. Sakatlıktan dönen Arda dedik, o öyle bir Arda’ydı ki, “ben buradayım, futbolum daha bitmedi!” tadında bir gol atarak hepimizi ayağa kaldırdı. Bu öyle müthiş bir andı ki tüm umutlarımız ve inancımız bu maçı alacağımıza işaret ediyordu.
Bir tarafta Avusturya’da Türkler, diğer tarafta Türk liglerinde oynamayıp Türk milli takımını seçen diğer Türk futbolcular. Nasıl bir mücadele, hırs ve azimdi bu akşamki…
İkinci çeyreğin sonunda, yirmi sekizinci dakikada golü bulan Arda, ufak bir sakatlık geçirerek yürekleri ağızlara getirdi. Sakatlığının ardından sahalara golle dönmesi ve bu golünü en gerekli zamanda atması, bizim gözümüzde var olan değerini arttırdı Arda’nın.
İkinci yarıya ilk yarıya oranla kötü başlayan milli takımımız, maçı oldukça uzun bir süre 1-0 önde sürdürdü. Taraftarın desteği, Hiddink’in futbolcularımıza olan güveni ve yine o futbolcuların bitmek tükenmek bilmeyen hırsı ile ilk golden tam elli dakika sonra Gökhan Gönül ile görüp görebileceğimiz en harika gollerden birini atmış, maçı 2-0’a getirmeyi başarmıştık. Bu dakikadan sonra ofansif oyun, yerini defansa bırakacaktı. Ancak golden yaklaşık altı dakika sonra Çek hakemin verdiği inanması zor penaltı kararı, hepimizi endişelendirdi. Sırada bana göre en iyi kaleci olan Volkan, panter Volkan, demir el Volkan vardı. Sahadaydı. Ardından on binlerce taraftarı ismini haykırıyor, tam önünde rakibi onu yeneceği anı bekliyordu. İlk değildi bu penaltı kurtarışı, söz konusu Volkan iken son da olmayacaktır. Ve penaltıyı kurtaran Volkan, hepimizin yüreğine su serpti!
Son olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim, maçın bitimine az bir süre kala taraftarın sahaya attığı bayram ve diğer yabancı cisimler gerçekten çok kötü bir görüntüydü. Zafere bu kadar yaklaştığımız bir maçta bu bize hiç yakışmadı!
Maçı 2-0 alarak Avusturya ve Belçika’nın önüne geçtik. Kader maçında inancımız ve irademizle kendi kaderimizi yazdık. Euro 2012 için şansımız da inancımız da arttı. Deplasmanda da alması zor bir maç olmayacak bu. Oynadığımız futbol, attığımız çalımlar, kale çizgisinin hemen yanından kurtardığımız toplar ve asla bırakmadığımız defans olduğu sürece, yolumuz açık!
Uzun bir aradan sonra A Milli takımın oynadığı en iyi maçtı diyebilirim.
Maça hızlı başlayan Millilerimiz, ilk on dakikadaki oyunuyla umut verdi. Bulduğu gol pozisyonları, kaçırdığı goller ve yarattığı fırsatlarla daha maçın çok başında bizim için iyi olacağını gösterdi.
Çok iyi organize olup her topu değerlendiren millilerimiz, maçın ilk çeyreğinden sonra düşüşe geçti. Ancak bu durumun bizi korkutmasına fırsat vermeden maçı toparlamayı bildiler. Sakatlıktan dönen Arda dedik, o öyle bir Arda’ydı ki, “ben buradayım, futbolum daha bitmedi!” tadında bir gol atarak hepimizi ayağa kaldırdı. Bu öyle müthiş bir andı ki tüm umutlarımız ve inancımız bu maçı alacağımıza işaret ediyordu.
Bir tarafta Avusturya’da Türkler, diğer tarafta Türk liglerinde oynamayıp Türk milli takımını seçen diğer Türk futbolcular. Nasıl bir mücadele, hırs ve azimdi bu akşamki…
İkinci çeyreğin sonunda, yirmi sekizinci dakikada golü bulan Arda, ufak bir sakatlık geçirerek yürekleri ağızlara getirdi. Sakatlığının ardından sahalara golle dönmesi ve bu golünü en gerekli zamanda atması, bizim gözümüzde var olan değerini arttırdı Arda’nın.
İkinci yarıya ilk yarıya oranla kötü başlayan milli takımımız, maçı oldukça uzun bir süre 1-0 önde sürdürdü. Taraftarın desteği, Hiddink’in futbolcularımıza olan güveni ve yine o futbolcuların bitmek tükenmek bilmeyen hırsı ile ilk golden tam elli dakika sonra Gökhan Gönül ile görüp görebileceğimiz en harika gollerden birini atmış, maçı 2-0’a getirmeyi başarmıştık. Bu dakikadan sonra ofansif oyun, yerini defansa bırakacaktı. Ancak golden yaklaşık altı dakika sonra Çek hakemin verdiği inanması zor penaltı kararı, hepimizi endişelendirdi. Sırada bana göre en iyi kaleci olan Volkan, panter Volkan, demir el Volkan vardı. Sahadaydı. Ardından on binlerce taraftarı ismini haykırıyor, tam önünde rakibi onu yeneceği anı bekliyordu. İlk değildi bu penaltı kurtarışı, söz konusu Volkan iken son da olmayacaktır. Ve penaltıyı kurtaran Volkan, hepimizin yüreğine su serpti!
Son olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim, maçın bitimine az bir süre kala taraftarın sahaya attığı bayram ve diğer yabancı cisimler gerçekten çok kötü bir görüntüydü. Zafere bu kadar yaklaştığımız bir maçta bu bize hiç yakışmadı!
Maçı 2-0 alarak Avusturya ve Belçika’nın önüne geçtik. Kader maçında inancımız ve irademizle kendi kaderimizi yazdık. Euro 2012 için şansımız da inancımız da arttı. Deplasmanda da alması zor bir maç olmayacak bu. Oynadığımız futbol, attığımız çalımlar, kale çizgisinin hemen yanından kurtardığımız toplar ve asla bırakmadığımız defans olduğu sürece, yolumuz açık!
Uzun bir aradan sonra A Milli takımın oynadığı en iyi maçtı diyebilirim.
Neler Var:
2012 Avrupa Şampiyonası,
Arda,
Gökhan Gönül
26 Şubat 2011 Cumartesi
Bir Düşüş Hikayesi
Her zaman Fenerbahçeli olduğum için şükretmişimdir. Beni kızdırıp küfrettirdiği için, sevinçten gözyaşlarına boğup, haksız olduğunu yüzüne vurduğumda sırtını dönmediği, renklerin en güzellerini doğduğumdan an daha kucağıma bıraktığı ve oynadığı futbol, gelip giden futbolcular, aldığı ve alamadığı; kısacası başına gelen her şeyde Fenerbahçeli olduğum için şükrettim. Şimdi, artık bir sebebim daha var.
Lige başlangıcımız kötü oldu, Avrupa’ya daha giderken dönüş biletlerini bavullarımızda bulduk. Toparlandık, kendi çöplüğümüze döndük hızlıca. Hemen ardımızdan Galatasaray, Trabzonspor ve sözde beşinci şampiyon olan Bursaspor geldi. Avrupa sadece kartal kanadımız kalmıştı. Yıkıldık, çöküşün eşiğine geldik haliyle. Aslanlarda patlak veren mağlubiyet serisi dur durak bilmeyince, “istifa” sesleri yükselmeye başladı, bir ivmeyle kaldırıp konduruldu, yönetimde garip haller gerçekleşti. Galatasaray’ın adamı Hagi oturdu koltuğa, değişen hiçbir şey olmadı: Türkiye’ye kazandırılan muazzam bir stat dışında.
Karadeniz fırtınası Avrupa utancını ligde unutturmaya kararlıydı, istikrarlı futbolunu göz dolduran gollerle taçlandırıp liderlik safhasına ulaştı, kalkmaya niyeti yok falan da denildiği oldu tabii.
Bursa iyi geldi, hiç anlamadığım bir anda çöküşe ortak oldu sonra.
Beşiktaş nerede mi? Ona gelecek olursam, dört çarpı dört devam ediyor yoluna. Avrupa’da sekizlik serisinden kurtulup, kendi futbolunu ikiye bölerek dörder dörder filesini doldurmaya başladı. Guti’nin düşmanlığını sezdim mesela geçtiğimiz maçta, öylesine kızdım ki ona.
Şimdilerde düşüş hikayesinin en hazin karakterleri Galatasaray ve Beşiktaş. Hangisi daha kötü, hangisinin futbolu diğerini dibe vuracak ve Kartalın Avrupa diye övündüğü futbol bundan ibaret mi, görüyoruz işte.
Fenerbahçe ise yakasını bu düşüşten zor da olsa kurtarmayı başardı. Son yedi maçtır aldığı galibiyetle yüzümüzü güldürmenin ötesinde, kırık kalplerimizi tamir edip, hayallerimizdeki şampiyonluğa ulaşmanın aslında o kadar da zor olmadığını gösterdi.
Volkan Demirel: Panter Kaleci
Kısaca Fenerbahçe-Kasımpaşa maçına değinmek istiyorum.
Kendi sahasında oynuyor olmanın verdiği rahatlıkla fazla baskı kurmayan Fenerbahçe, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu. 2-0 biten maçın gollerini Alex ve Dia attı. Bu yazdığım, sadece maç sonundan bahsediyor bizlere. Oysa maç esnasında kalede bir panter vardı ki, nasıl anlatsam, hangi kelimeleri kullansam az gelecek gibi duruyor.
Kasımpaşa’ya çok fazla pozisyon vermeyen sarı-lacivertli ekip savunması kendini açığa aldığı anda, ceza sahasında gördüğü futbolcularla baş etme görevini Volkan’a devretmişti. Görevini hakkıyla yerine getiren Volkan Demirel, yine kalede panter kesildi. Kurtarılması imkansız pozisyonlardan tutun da, büyük bir güçlükle gol olmasına izin vermediği penaltıya kadar…
Volkan dışında sahada aktif olan, görevini istekle yerine getiren bir futbolcu göremedim açıkçası. Özer, yerlere inen performansıyla tüm haykırışlarımızı hak etti.
Baştan sona yüreğiyle oynayan Volkan ve düşüşe teslim olmayan Fenerbahçe, yine kalplerimizi fethetmeyi başardı.
Teşekkürler Fenerbahçe, kendini bir an önce toparla Türk futbolu!
Lige başlangıcımız kötü oldu, Avrupa’ya daha giderken dönüş biletlerini bavullarımızda bulduk. Toparlandık, kendi çöplüğümüze döndük hızlıca. Hemen ardımızdan Galatasaray, Trabzonspor ve sözde beşinci şampiyon olan Bursaspor geldi. Avrupa sadece kartal kanadımız kalmıştı. Yıkıldık, çöküşün eşiğine geldik haliyle. Aslanlarda patlak veren mağlubiyet serisi dur durak bilmeyince, “istifa” sesleri yükselmeye başladı, bir ivmeyle kaldırıp konduruldu, yönetimde garip haller gerçekleşti. Galatasaray’ın adamı Hagi oturdu koltuğa, değişen hiçbir şey olmadı: Türkiye’ye kazandırılan muazzam bir stat dışında.
Karadeniz fırtınası Avrupa utancını ligde unutturmaya kararlıydı, istikrarlı futbolunu göz dolduran gollerle taçlandırıp liderlik safhasına ulaştı, kalkmaya niyeti yok falan da denildiği oldu tabii.
Bursa iyi geldi, hiç anlamadığım bir anda çöküşe ortak oldu sonra.
Beşiktaş nerede mi? Ona gelecek olursam, dört çarpı dört devam ediyor yoluna. Avrupa’da sekizlik serisinden kurtulup, kendi futbolunu ikiye bölerek dörder dörder filesini doldurmaya başladı. Guti’nin düşmanlığını sezdim mesela geçtiğimiz maçta, öylesine kızdım ki ona.
Şimdilerde düşüş hikayesinin en hazin karakterleri Galatasaray ve Beşiktaş. Hangisi daha kötü, hangisinin futbolu diğerini dibe vuracak ve Kartalın Avrupa diye övündüğü futbol bundan ibaret mi, görüyoruz işte.
Fenerbahçe ise yakasını bu düşüşten zor da olsa kurtarmayı başardı. Son yedi maçtır aldığı galibiyetle yüzümüzü güldürmenin ötesinde, kırık kalplerimizi tamir edip, hayallerimizdeki şampiyonluğa ulaşmanın aslında o kadar da zor olmadığını gösterdi.
Volkan Demirel: Panter Kaleci
Kısaca Fenerbahçe-Kasımpaşa maçına değinmek istiyorum.
Kendi sahasında oynuyor olmanın verdiği rahatlıkla fazla baskı kurmayan Fenerbahçe, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu. 2-0 biten maçın gollerini Alex ve Dia attı. Bu yazdığım, sadece maç sonundan bahsediyor bizlere. Oysa maç esnasında kalede bir panter vardı ki, nasıl anlatsam, hangi kelimeleri kullansam az gelecek gibi duruyor.
Kasımpaşa’ya çok fazla pozisyon vermeyen sarı-lacivertli ekip savunması kendini açığa aldığı anda, ceza sahasında gördüğü futbolcularla baş etme görevini Volkan’a devretmişti. Görevini hakkıyla yerine getiren Volkan Demirel, yine kalede panter kesildi. Kurtarılması imkansız pozisyonlardan tutun da, büyük bir güçlükle gol olmasına izin vermediği penaltıya kadar…
Volkan dışında sahada aktif olan, görevini istekle yerine getiren bir futbolcu göremedim açıkçası. Özer, yerlere inen performansıyla tüm haykırışlarımızı hak etti.
Baştan sona yüreğiyle oynayan Volkan ve düşüşe teslim olmayan Fenerbahçe, yine kalplerimizi fethetmeyi başardı.
Teşekkürler Fenerbahçe, kendini bir an önce toparla Türk futbolu!
Neler Var:
Alex,
Beşiktaş,
Bursaspor,
Dia,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Kasımpaşa,
Özer Hurmacı,
Trabzonspor,
Volkan Demirel
23 Şubat 2011 Çarşamba
Vefat Haberi - 2
Fenerbahçe kalecilerinde bir acı dizisidir bu, gidiyor... Geçtiğimiz aylarda Volkan Demirel'den aldığımız haberin bir benzerini genç kalecimiz Mert Günok'tan aldık şimdi...
Mert'in 46 yaşındaki annesi Necmiye Günok, aylardır yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak bugün hayata gözlerini yumdu.
Mert'e ve ailesine baş sağlığı, sabır diliyoruz.. Mekanı cennet olsun..
Bir Fenerbahçe..
Futbolcusu, hakemi, sahası, taraftarı, kale çizgisi, ceza yayı, forması, bayrağı ve kırmızı kartıyla bir sanattır futbol. Yetenektir ve aşktır en nihayetinde. Bir yerde hırs, yetişme inancı, geçme umudu varsa, o yer orta sahadır. Futbolcuların terini formasına kazıdığı, sahanın çimini ezip geçtiği, amacına ulaştığı ya da ulaşamadığı bir sanattır işte futbol. Bu sanatın içinde bir Barcelona vardır mesela, bir de Fenerbahçe. Futbol Fenerbahçe’dir dememim en büyük sebebi de bu aslında.
Lige iyi ya da kötü başlar Fenerbahçe, bunun ortası yoktur. Ya üst üste maçlar alarak kendi rekorunu kırmaya çalışır ya da onca umutla getirilen futbolcularını Saraçoğlu’na gömerek dibe vurma yolunda emin adımlar atar. Derbi maçları kesin ve nettir , hiçbir yanlış olmaz. Eğer sizler de birer taraftar olarak totemin uğuruna inanıyorsanız, derbiler sizin için de artık dert olmayacaktır. Ve unutmadan, Fenerbahçe’nin ne zaman ne yapacağı asla belli olmaz. Tamam, eminsinizdir. X takımla oynayacağınız maçı kesin alacaksınızdır. Ama futbol bu, tek bir futbolcunun sıkıntılı gününe denk geldi mi, iş hiç tahmin etmediğiniz boyutlara sürüklenebilir.
Bu senenin başına dönecek olursak, üst üste çöküşe doğru giden, zaman zaman yükselip “olacak” sinyali veren ve en nihayetinde son altı maçtır galibiyetle oynadığı futbol sanatını taçlandıran bir Fenerbahçe görüyoruz, izliyoruz, tapıyoruz ona bir de.
Derbinin ardından üstünde çok düşündüm bu sanatın. Nasıl oluyor da, hiç beklenmedik bir anda yükselişe geçebiliyor diye. İşin garip tarafı, o yükselirken ezeli rakipleri aynı hızda düşüşe geçiyor. Yıkılmayacak bir liderlik ruhuyla ligin birinci sırasında oturan Trabzon’un da bir futbol sanatı var elbet. Ve bu sanat, önümüzdeki maçlarda ona ne getirecek hep birlikte göreceğiz.
Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim, benim bildiğim Fenerbahçe buralara kadar gelmişken bırakmaz, bırakmamalı! Futbol bir sanatsa, Fenerbahçe bu sanatı uygulayan yegâne takımdır benim gözümde. Yıldız futbolcularla beslenmekten vazgeçip kendi gökyüzünün değerleri taşlarını oluşturmaya başladığı günden bu yana, görmek ve izlemek istediğim Fenerbahçe olacağının sinyalini verdi ve hatta o sinyali vermekle kalmayıp, liderlik yarışında Karadeniz’in fırtınasını hafiften titretmeye başladı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





