Bir haftayı daha yenilgisiz kapamak nasıl huzur verici, nasıl keyiflendirici bilseniz dostlar!
Yine söylüyorum, hep söylüyorum. Lige kötü başladık, iyi bitirelim inşallah! Ama bu işler duaya-nazara bakmaz. Oynayacaksın, koşacaksın, helme ve pres yapmaktan korkmayacaksın. Bu kaçıncı maç oldu, idman havasında oynuyor F.Bahçe. Taktik belki de bu, bilmiyorum. Öyle oynadıkları her maçı aldılar zira. Konya maçı da aynen böyleydi. İlk çeyrekte kaçan golleri ikinci çeyreğin bitiminde Emre’nin müthiş golü unutturdu. Özellikle Emre’nin golünden bahsetmek istedim. Yetenek, zeka ve oyun gücünü kullanarak attığı bu gol bize galibiyeti getirmeseydi bile, maç sonunda yine alkışlardım!
Yobo yine defansın kralıydı. Lugano o özlediğimiz gollerinden birini atarken, yedekte kalmanın kimseye faydası olmadığının cevabını veren Semih ve Stoch gollerle taçlandırdılar geceyi.
Biz böyle oynayıp kazandıkça, “Avrupa’da neden yokuz?!” diyorum; içim yanıyor haliyle.
Milyon dolarlık futbolcuyu da alsanız getirseniz, alt yapıdan da yetiştirseniz takım da, taraftar da değişmez! Üst üste birkaç maç kazandık diye leylek olup uçtuğumuza kanmayın! İçten içe derbi korkusu var hepimizde. “belki” diyoruz çoğumuz, belki “bu kez” yener bizi Cimbom. Olur mu, olur. Böyle durumlarda ne yaptığımız biliyorsunuz artık. Toplu toteme davet ediyorum! Derbiye kadar susalım dostlar. Susalım ki, konuşacağımız günler gelsin.
Ne diyordum? Golü atan kanıyor abi, fazla söze gerek yok! Galatasaray 4 yer, Fener 4 atar. Futbol acımasızdır, gözyaşları çimleri yeşertmiyor ne yazık ki!
Şimdi susma zamanı. Sessizce önümüzdeki maça bakalım. Tribünden, televizyon karşısında, telefon bağlantısıyla ya da. Yeter ki bir kez daha verelim çubuklunun hakkını.
Taraftar bunu hak ediyor!
19 Ekim 2010 Salı
5 - Adamlar Atıyor Abi!
4 - Ankara’nın Gücü Aslan-Kaplan Dinlemedi!
Nasıl kızgınım bir bilseniz! Dün geceki maçtan bu yana zor durdum, aklıma geldikçe saydım döktüm onlara! Birinin hüznü, diğerinin sevinci oluyor futbolda. Oynanan her maçta görüyoruz, bizzat yaşıyoruz işte! Artık Galatasaray’a olan kızgınlığım futbolcuları aştı. Bildiğin taraftara, yönetime kadar sıçradı yani. Yönetimden kastım, asla takımın başındaki teknik adam değil. Aksine, o futbol devini Ali Sami Yen stadında küçülten taraftar ve başkana tüm kızgınlığım…
Maça döneceğim ama önce maç sonundan bahsetmek istiyorum. Maçın ardından bir yığın G.Saray taraftarı, “yönetim istifa, Rijkaard istifa!” , “imparator oooley” gibi bir takım tezahüratlarla hüzünlerine sinirlerini katarak, kendilerince öfkelerini yönetime bildiriyorlardı. O görüntüleri görünce çıldırdım adeta! “aynısı senin tuttuğun takımın başına gelse, sen de böyle yapardın” diyen arkadaşıma da cevap olsun bu: aynısı benim takımıma da oldu ama ben bunu yapmadım! Başımda duran adamı tanımadan eskiyi yuvama davet etmedim! Takımın başındaki teknik adamın gitmesini isteyen taraftar, takımına gereken değeri vermiyor demektir! Canım kardeşim, adamlar oynamıyor Rijkaard ne yapsın?! Bu adam değil mi Barça’yı devleştiren? Öyleyse sorunu toz kondurmadığın futbolcularda aramalısın evvela! Zira sahanın tozunu yutmuş, taraftarın desteğini ardına almış bir takımın futbolcuları böyle oynayamaz! Eğer oynuyorsa da, G.Saray takımında olmayı hak etmiyorlar demektir!
Sinirlerim daha da bozulmadan maçtan söz edeyim kısaca.
Öpe koklaya baş tacı yaptığım Baros’un sakatlanmasıyla içim cızladı resmen. Ufuk’un kırmızı kartla oyun dışı kalması da tuz biber oldu… Zaten adamlar oyundan kopmuş, topu ayaklarında bile tutamıyorlar; Ankaragücü de ipleri eline alıp top koşturdu. 4 golle aslanın kükremesine müsaade etmeyen Ankaragücü’nün bu galibiyetinin renklerinden kaynaklandığını söyleyen bile vardı!
Maça döneceğim ama önce maç sonundan bahsetmek istiyorum. Maçın ardından bir yığın G.Saray taraftarı, “yönetim istifa, Rijkaard istifa!” , “imparator oooley” gibi bir takım tezahüratlarla hüzünlerine sinirlerini katarak, kendilerince öfkelerini yönetime bildiriyorlardı. O görüntüleri görünce çıldırdım adeta! “aynısı senin tuttuğun takımın başına gelse, sen de böyle yapardın” diyen arkadaşıma da cevap olsun bu: aynısı benim takımıma da oldu ama ben bunu yapmadım! Başımda duran adamı tanımadan eskiyi yuvama davet etmedim! Takımın başındaki teknik adamın gitmesini isteyen taraftar, takımına gereken değeri vermiyor demektir! Canım kardeşim, adamlar oynamıyor Rijkaard ne yapsın?! Bu adam değil mi Barça’yı devleştiren? Öyleyse sorunu toz kondurmadığın futbolcularda aramalısın evvela! Zira sahanın tozunu yutmuş, taraftarın desteğini ardına almış bir takımın futbolcuları böyle oynayamaz! Eğer oynuyorsa da, G.Saray takımında olmayı hak etmiyorlar demektir!
Sinirlerim daha da bozulmadan maçtan söz edeyim kısaca.
Öpe koklaya baş tacı yaptığım Baros’un sakatlanmasıyla içim cızladı resmen. Ufuk’un kırmızı kartla oyun dışı kalması da tuz biber oldu… Zaten adamlar oyundan kopmuş, topu ayaklarında bile tutamıyorlar; Ankaragücü de ipleri eline alıp top koşturdu. 4 golle aslanın kükremesine müsaade etmeyen Ankaragücü’nün bu galibiyetinin renklerinden kaynaklandığını söyleyen bile vardı!
3 - Kartal, Manisa’da Uçuş Seferlerini İptal Etti!
2-3 biten bir maçtan bahsediyorum. Beşiktaş-Manisaspor maçı. Hani şu, ligin başından beri uçup yücelen, Guti’li, Q7’li Beşiktaş’ın yenildiği, Manisa’ya hapsolduğu maçtan bahsediyorum, aman karışıklık olmasın!
“herkes hata yapar!” dedirten bir maçtı. Yaptığım girişe aldırmayın hiç, zerrece kızmadım Beşiktaş’a. Sakatlar çoktu zira bu maçla da yenileri eklendi listeye. Hafta içi oynanacak Porto maçı öncesi gelen bu puan kaybı moralleri bozdu elbette. Ancak Beşiktaş cephesinde kafaya takılası daha mühim olaylar var. Maçın henüz yarısında oyundan düşen futbolcular ve sakatlar… Çözüm ne olur, Porto maçı ne getirir göreceğiz.
Dediğim gibi Beşiktaş aldığı bu puan kaybını telafi edecek güçte. Ancak sakat futbolculardan başı ağaracak olan teknik adamın o dillere destan zengin kadrosuna başvurması gerekecek.
Dilerim Porto maçında göz zevki doruklarda olur da, gole doyarız.
“herkes hata yapar!” dedirten bir maçtı. Yaptığım girişe aldırmayın hiç, zerrece kızmadım Beşiktaş’a. Sakatlar çoktu zira bu maçla da yenileri eklendi listeye. Hafta içi oynanacak Porto maçı öncesi gelen bu puan kaybı moralleri bozdu elbette. Ancak Beşiktaş cephesinde kafaya takılası daha mühim olaylar var. Maçın henüz yarısında oyundan düşen futbolcular ve sakatlar… Çözüm ne olur, Porto maçı ne getirir göreceğiz.
Dediğim gibi Beşiktaş aldığı bu puan kaybını telafi edecek güçte. Ancak sakat futbolculardan başı ağaracak olan teknik adamın o dillere destan zengin kadrosuna başvurması gerekecek.
Dilerim Porto maçında göz zevki doruklarda olur da, gole doyarız.
2 -Trabzon’u Üçten Aşağısı Kurtarmıyor!
Ligin sekizinci haftasında Kasımpaşa ile karşı karşıya gelen Trabzonspor, kaleyi adeta gol yağmuruna tuttu. Bir kez daha söylüyorum, bu adamları izlemekten zevk alıyorum abi, kim ne derse desin! Ligin daha başından, hatta geçen sezonun son maçından (!) beri Trabzon’un hükmü geçmeye başladı bende. An geldi, Liverpool’u “yine” yeneceklerine inandım. Destekledim, alkış kıyamet tebrik ettim.
Fenerbahçe maçı öncesinde Bıyıksız hanımlarla toplandığımızda bile, hiç şüphesiz kazananın Trabzon olacağını söylemiştik. İçim çok da yanmamıştı o maçta, görünen köye kılavuz gerekiyor işte… Neyse, hızlıca ileri saracağım şimdi.
Kasımpaşa maçına gelirsek, zaten alacağını, hem de farklı bir galibiyetle alacağını biliyordum. Kabul, 7 gibi bir rakam beklemiyordum. Ama ne diyebilirsin ki? Hadi tuta anlat bana bu maçı! Adamlar resmen sahada güle oynaya gol atıp, vitrin gezercesine top koşturdular. Nasıl aldılar diye sormayın hiç. Trabzonspor taktire şayan bir futbol oynadı da, Kasımpaşa sahada mı yoktu?! Vardı da, bunları böyle arkadaşım… Ne savunma var, ne atak! Koşmayan futbolcu, değersizdir benim gözümde. Madem çıktın maça ve diyelim ki rakip sağlam, yağacak bir şey yok diye çekme kendini sineye. Pres yap ağabeycim, bu kadar mı zor? Koş yani, en fazla yapabileceğin buysa yap! Yazıktır, günahtır o taraftara…
Fenerbahçe maçı öncesinde Bıyıksız hanımlarla toplandığımızda bile, hiç şüphesiz kazananın Trabzon olacağını söylemiştik. İçim çok da yanmamıştı o maçta, görünen köye kılavuz gerekiyor işte… Neyse, hızlıca ileri saracağım şimdi.
Kasımpaşa maçına gelirsek, zaten alacağını, hem de farklı bir galibiyetle alacağını biliyordum. Kabul, 7 gibi bir rakam beklemiyordum. Ama ne diyebilirsin ki? Hadi tuta anlat bana bu maçı! Adamlar resmen sahada güle oynaya gol atıp, vitrin gezercesine top koşturdular. Nasıl aldılar diye sormayın hiç. Trabzonspor taktire şayan bir futbol oynadı da, Kasımpaşa sahada mı yoktu?! Vardı da, bunları böyle arkadaşım… Ne savunma var, ne atak! Koşmayan futbolcu, değersizdir benim gözümde. Madem çıktın maça ve diyelim ki rakip sağlam, yağacak bir şey yok diye çekme kendini sineye. Pres yap ağabeycim, bu kadar mı zor? Koş yani, en fazla yapabileceğin buysa yap! Yazıktır, günahtır o taraftara…
Neler Var:
Bıyıksızlar,
Fenerbahçe,
Kasımpaşa,
Liverpool,
Trabzonspor
1 - Karabük Puan Topladı!
Evvela Bursa’nın maçına değinmek istiyorum. Yedinci hafta maçında Galatasaray’ı hiç beklemediği yerden vurup mağlup eden Karabük bu kez Bursa’yı da rahat bırakmadı. 2-2 berabere biten maçta, fiziksel açıdan Karabük hâkimiyeti hissettim sahada. Bursa’dan daha istekli, atak ve güven veren futboluyla taraftarın gönlünün kazanan Karabük, tabiri caiz ise Bursa’ya sahayı dar ederek nefes aldırmadı. Üstelik aynı zamanda, iki hafta üst üste rakiplerine puan kaybettirerek, ligin üst sıralarında yerini aldı. İlerleyen haftalarda oynayacağı maç rakiplerine gözdağı veren Karabük, “ben de buradayım” diyerek yerini belli etti.
Berabere biten maçta Bursa’nın çok da büyük bir kaybı olmazken, haftayı yine lider tamamlamayı başardı.
Berabere biten maçta Bursa’nın çok da büyük bir kaybı olmazken, haftayı yine lider tamamlamayı başardı.
Golü Atan Kazanıyor Beyler, Fazla Söze Gerek Yok!
İsmine yeni yeni alıştığımız Spor Toto Süper Lig’de Pazartesi oynanan maçla da, 8. Haftayı geride bırakmış olduk. Şöyle bir geçtiğimiz maçlara bakıp, tozlarını alalım. Kim ne yapmış, nasıl yapmış gözden geçirelim.
14 Ekim 2010 Perşembe
Derbi Suskunluğu.
Lige verilen milli aralardan çok hoşlanmam. Hem futbolcunun, hem taraftarın dengesiz sarsılır bir hafiften, toparlanma sürecinde zedelenme olduğu bile görülür. Üstelik milli takım oynadığı maçlardan hiçbir puan alamadıysa! Yaşadık biz bunu, koskoca bir hafta boyunca nefesimizi sıkıntıyla içimize çeke çeke hem de... Mesut topla buluşan son adam olacak dedik, tutmadı. Azeriler kolay, 3'ten sonrasını saymayız dedik, olmadı. Hiddink'i yazmadım, hatta izlediğim hiçbir maçı yazmadım. Valencia maçı var önümüzde, Xavi sakat Barça'da, oturup onu bile yazmadım! Hiddink ve Oğuz'a ateş püskürtüp, Arda için (her ne kadar Arda'yı sevmesem de) ileri geri konuşan Erman Toroğlu'na hazırladığım lafları paylaşmadım. Sustum şimdiye dek, Konya maçını kaybetmeyi bile göze aldım üstelik susarken... Neyse, olayı masallaştırmadan konuya geçeyim ben.
Dün aldığım bir habere göre Niang'ın mrı çekilmiş, derbide oynayamama ihtimali falan varmış. Mr çekildiği kesin haber ama oynar mı oynamaz mı bilemem. Galatasaray derbisinden önce susarım hep, bilirsiniz. Bahis oyunlarına sırtımı döner, Galatasaray'ın "bu kez" bizi yeneceğini düşünürüm.
Dediğim gibi, Niang sakatmış. Varsayalım oynamadı Gs derbisinde. Tamam, büyük adam Niang. İyi golcü, süper hızlı forvet falan. Oynamıyorsa ne yapacağız, Fener bitti abicim! tweetleri gördüm dün.. Ne ayıp! Öldük mü? Yok, hala yaşıyoruz. Ne diyorsunuz siz ya?! Şimdiye kadar ki derbilere Niang'a güvenerek mi çıktık? Bunu, asla Niang'ı dışlamak amacıyla yazmıyorum. Sadece Fenerbahçe taraftarlarından bazılarının saçma salak konuşmalarına kızdığım için yazıyorum!
Alex'in burda olduğu yıllar içinde oynadığımız her Gs derbisinde gol attığını unutmayalım arkadaşlar! Volkan var ki bir de, panter kesilir derbilerde, annesinin dediği gibi. Güveneceğimiz, inanacağımız öyle çok futbolcumuz var ki! Karabük'ten iyi miyiz, değil mi? Cevap açık. Öyleyse fazla konuşmaya gerek yok. Demek ki, Galatasaray'ı yenecek güçteyiz!
Fakat ben yine de susma taraftarıyım. Totem yapalım arkadaşlar, susalım yine derbi için. Sessizlik maç sonu verilecek en iyi cevaptır. Olur da yenersek "yine" Galata'yı, bir ilk yapacağım, söz. Formamı giyip gideceğim okula. Yeter ki susalım şimdi, sessizlik inancımız olsun...
24 Ekim Pazar günü, saat 19.00'da derbi. Galatasaray'ı ölürcesine seven bir taraftar arkadaşımla izleyeceğim maçı, Galatasaray cephesinde hem de. Evet, yapacağım bunu. Şimdilik susalım, yeter...
9 Ekim 2010 Cumartesi
Tut Tutabilirsen Niang’ı!
Sizlerin de bildiği gibi haftaya oynanacak olan milli maçlar nedeniyle süper lige ara verilecek. Aslında teknik anlamda lige bu yönde verilen aralar futbolcuların dengesini hafiften sarsar. Cuma günü oynanan maçta G.Saray’ın almış olduğu mağlubiyetten sonra da, F.Bahçe için gereksiz bir şekilde korkmaya başlamıştım. Neyse ki korkum yersiz çıktı, totemimiz bir kez daha işe yaradı! Şimdi de bu leziz maçtan bahsedeyim biraz.
Gol atan forvet: Niang
Ben size dememiş miydim, Niang bize iyi gelecek diye! Şunu bilir, şunu söylerim; yaptığın transfer hakkını verecek arkadaş! Çok uzun zamandır forvet sıkıntısı yaşıyordu Fenerbahçe. Ne adamlar geldi Saraçoğlu’na “hücum oyuncusu” sıfatında da, hakkını veremedi. Kezmanıydı, Guizasıydı derken en nihayetinde aradığı kanı Niang’da buldu sarı-lacivertli ekip. Dia ve Niang ikilisini durdurmanın biraz güç olduğundan söz etmiştim bir önceki yazımda. Ayrıca bir başlık atın diyorum şimdi de, “Onlar takıma daha yeni alışıyorlar!” vakit gelecek, gol kralı olacak Niang, benden söylemesi! Zira ben bu maçta Fenerbahçe’yi değil, Niang’ı izledim…
Fırat Aydınus’un maç yönetme şeklini pek sevmem, bu akşam da beni şaşırtmadı zaten. Ama bunu yine söylüyorum, yeri geldikçe de söyleyeceğim: zaman geçtikçe Emre’nin hırsı bize zarar veriyor. Aslına bakarsanız futbolunu seviyorum. Fakat bazı durumlarda kartının olup olmadığını hiç umursamadan hakeme çıkışmasından rahatsız oluyorum. Akşamki maçta da tıpatıp aynısını yaptı. Eğer sarı kartı olmasaydı resmen haykıracaktım hakeme kartını çıkarsın diye ama Fırat benimle aynı görüşte olmuş olacak ki Emre’ye yalnızca sözlü uyarıda bulundu.
Sonunda Fenerbahçe takımının rayına oturduğunu düşünüyorum. Bunun zamanla olacağını elbette biliyordum ama savunmaya olan inancım günden güne azalıyordu. Ta ki Aykut hocanın kadroya Bilica yerine Yobo’yu almasına kadar. Defansta hem kaleciye hem bizlere öyle büyük bir güven verdi ki, maç bitiminde ayaktaydım onu alkışlamak için. Parantez içinde söylüyorum, bu akşam F.Bahçe sahadaki futbolu tamamen İspanyol futboluydu. Bilirsiniz, La Liga ekipleri maçlara ayağa pasla başlar, orta saha müthiş önem taşır. Top kayıpları az, hatalar telafilidir. Orta saha geçilir, rakip yarı alanının ilk metrelerinde atak başlar, gizliden gizliye. Ve gol. Ardından bir tane daha. Önde mi bu İspanya takımı? Öyleyse maçı garanti eder ve rakibe top koşturur. Bu zamanlarda forvetleri tut tutabilirsen! İsterlerse, bir gol daha atar, rakibi ezerler! Nasıl ama İspanyol futbolunun aynısı değil mi? Bence gayet öyle…
Bu maç için öyle uzun uzadıya yazılacak bir şey yok. Sahnede görmeye alıştığımız Niang vardı yine. Kazım bir de. Herkes kızıyor ona, sevmeyenler bile vardır eminim. Ama ben önemsiyorum onu ve sürekli söylüyorum: Kazım bu takıma lazım! Üçüncü golü atan Andre Santos’a kızgınım, gol attı diye yelkenleri suya indiremem. Geçen hafta oynadığı kötü futbol yetmemiş gibi yerli yersiz açıklamalarda bulunup mide bulantısı yaptı. Neyse bu konuya daha fazla değinmek istemiyorum, galibiyet sevincimi kaçırmaması için… Ayrıca değinmeden olmaz, Gençlerbirliği maçında Alex ve Volkan’ın performansları gayet iyiydi, bu yüzümü daha da güldürdü. Üstelik ben ilk kez Fenerbahçe’ye gelen bir teknik adamın alt yapıdan yetişmiş genç futbolcuları önemsediğini gördüm. İnanılmaz mutluyum. Bu durumda, Aykut hocanın bizim eski “golcümüz” olmasındaki payı büyük elbette, aramızdaki buzlar da eriyor böylece. Sanırım kazandıkça, hataları telafi yolunda yürüdükçe seninle iyi anlaşmaya başlayacağız. Taraftar da bunu istiyor, istiyoruz Aykut hoca!
Maçı kendi evinde 3-0 alan Fenerbahçe 10 olan puanını 13’e yükselterek 7. Haftanın sonunda ezeli rakibi G.Saray’ın önüne geçmeyi başardı.
Son olarak yazımı bitirmeden önce, transfer olayına bir kez daha değinmek istiyorum. Geçtiğimiz sezonlarda” yıldız” avlamaya bayılırdık. Paramız bol ya, faydalı faydasız dağıtırdık işte. Nihayet bu sezon toparlanıp kendimize geldik de, yararlı transferler yapabildik. Şimdi dönüp bakıyorum Beşiktaş’a. Öyle öpe koklaya getirdikleri futbolcuları henüz sahnede göremedim ben, Holosko bile hakkını veriyor geçmişin. Nerede Guti, Q7? Galatasaray sustu dedik transferde, sonra bombayı patlattı Misimoviç ile. Peki, neredeydi geçtiğimiz maçlarda? Fenerbahçe içinse sürekli bir şeyler söylendi, doğru düzgün hiçbir transfer yapmadığını iddia edenler bile oldu! Şimdi, çıksın onlar karşıma, bunu söyleyen siz bay ve bayan olaylara ters açıdan bakanlar dinleyin beni, size sözler hazırladım!
Dipnot: Maç bitiminden bir saat sonra yazılmış olan bu yazının arşivde niye bu kadar çok durduğu hakkında en ufak bi fikrim yok.
Dipnot2: Almanya maçı hakkında yazmak istemiyorum açıkçası, sonuç zaten bildiğimiz ve beklediğimiz gibiydi.
Gol atan forvet: Niang
Ben size dememiş miydim, Niang bize iyi gelecek diye! Şunu bilir, şunu söylerim; yaptığın transfer hakkını verecek arkadaş! Çok uzun zamandır forvet sıkıntısı yaşıyordu Fenerbahçe. Ne adamlar geldi Saraçoğlu’na “hücum oyuncusu” sıfatında da, hakkını veremedi. Kezmanıydı, Guizasıydı derken en nihayetinde aradığı kanı Niang’da buldu sarı-lacivertli ekip. Dia ve Niang ikilisini durdurmanın biraz güç olduğundan söz etmiştim bir önceki yazımda. Ayrıca bir başlık atın diyorum şimdi de, “Onlar takıma daha yeni alışıyorlar!” vakit gelecek, gol kralı olacak Niang, benden söylemesi! Zira ben bu maçta Fenerbahçe’yi değil, Niang’ı izledim…
Fırat Aydınus’un maç yönetme şeklini pek sevmem, bu akşam da beni şaşırtmadı zaten. Ama bunu yine söylüyorum, yeri geldikçe de söyleyeceğim: zaman geçtikçe Emre’nin hırsı bize zarar veriyor. Aslına bakarsanız futbolunu seviyorum. Fakat bazı durumlarda kartının olup olmadığını hiç umursamadan hakeme çıkışmasından rahatsız oluyorum. Akşamki maçta da tıpatıp aynısını yaptı. Eğer sarı kartı olmasaydı resmen haykıracaktım hakeme kartını çıkarsın diye ama Fırat benimle aynı görüşte olmuş olacak ki Emre’ye yalnızca sözlü uyarıda bulundu.
Sonunda Fenerbahçe takımının rayına oturduğunu düşünüyorum. Bunun zamanla olacağını elbette biliyordum ama savunmaya olan inancım günden güne azalıyordu. Ta ki Aykut hocanın kadroya Bilica yerine Yobo’yu almasına kadar. Defansta hem kaleciye hem bizlere öyle büyük bir güven verdi ki, maç bitiminde ayaktaydım onu alkışlamak için. Parantez içinde söylüyorum, bu akşam F.Bahçe sahadaki futbolu tamamen İspanyol futboluydu. Bilirsiniz, La Liga ekipleri maçlara ayağa pasla başlar, orta saha müthiş önem taşır. Top kayıpları az, hatalar telafilidir. Orta saha geçilir, rakip yarı alanının ilk metrelerinde atak başlar, gizliden gizliye. Ve gol. Ardından bir tane daha. Önde mi bu İspanya takımı? Öyleyse maçı garanti eder ve rakibe top koşturur. Bu zamanlarda forvetleri tut tutabilirsen! İsterlerse, bir gol daha atar, rakibi ezerler! Nasıl ama İspanyol futbolunun aynısı değil mi? Bence gayet öyle…
Bu maç için öyle uzun uzadıya yazılacak bir şey yok. Sahnede görmeye alıştığımız Niang vardı yine. Kazım bir de. Herkes kızıyor ona, sevmeyenler bile vardır eminim. Ama ben önemsiyorum onu ve sürekli söylüyorum: Kazım bu takıma lazım! Üçüncü golü atan Andre Santos’a kızgınım, gol attı diye yelkenleri suya indiremem. Geçen hafta oynadığı kötü futbol yetmemiş gibi yerli yersiz açıklamalarda bulunup mide bulantısı yaptı. Neyse bu konuya daha fazla değinmek istemiyorum, galibiyet sevincimi kaçırmaması için… Ayrıca değinmeden olmaz, Gençlerbirliği maçında Alex ve Volkan’ın performansları gayet iyiydi, bu yüzümü daha da güldürdü. Üstelik ben ilk kez Fenerbahçe’ye gelen bir teknik adamın alt yapıdan yetişmiş genç futbolcuları önemsediğini gördüm. İnanılmaz mutluyum. Bu durumda, Aykut hocanın bizim eski “golcümüz” olmasındaki payı büyük elbette, aramızdaki buzlar da eriyor böylece. Sanırım kazandıkça, hataları telafi yolunda yürüdükçe seninle iyi anlaşmaya başlayacağız. Taraftar da bunu istiyor, istiyoruz Aykut hoca!
Maçı kendi evinde 3-0 alan Fenerbahçe 10 olan puanını 13’e yükselterek 7. Haftanın sonunda ezeli rakibi G.Saray’ın önüne geçmeyi başardı.
Son olarak yazımı bitirmeden önce, transfer olayına bir kez daha değinmek istiyorum. Geçtiğimiz sezonlarda” yıldız” avlamaya bayılırdık. Paramız bol ya, faydalı faydasız dağıtırdık işte. Nihayet bu sezon toparlanıp kendimize geldik de, yararlı transferler yapabildik. Şimdi dönüp bakıyorum Beşiktaş’a. Öyle öpe koklaya getirdikleri futbolcuları henüz sahnede göremedim ben, Holosko bile hakkını veriyor geçmişin. Nerede Guti, Q7? Galatasaray sustu dedik transferde, sonra bombayı patlattı Misimoviç ile. Peki, neredeydi geçtiğimiz maçlarda? Fenerbahçe içinse sürekli bir şeyler söylendi, doğru düzgün hiçbir transfer yapmadığını iddia edenler bile oldu! Şimdi, çıksın onlar karşıma, bunu söyleyen siz bay ve bayan olaylara ters açıdan bakanlar dinleyin beni, size sözler hazırladım!
Dipnot: Maç bitiminden bir saat sonra yazılmış olan bu yazının arşivde niye bu kadar çok durduğu hakkında en ufak bi fikrim yok.
Dipnot2: Almanya maçı hakkında yazmak istemiyorum açıkçası, sonuç zaten bildiğimiz ve beklediğimiz gibiydi.
Neler Var:
Alex,
Aykut Kocaman,
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Fırat Aydunus,
forvet,
Galatasaray,
Gençlerbirliği,
Guti,
Holosko,
Kazım,
Mamadou Niang,
Misimoviç,
Q7,
Volkan Demirel
6 Ekim 2010 Çarşamba
Bir Eksik Bir Fazla
İki takım, bir önemli maç. 2012 Avrupa Şampiyonası eleme maçı üstelik.
Almanya-Türkiye arasında 8 Ekim Cuma günü Berlin'de oynanacak olan maçtan bahsediyorum. Dünya Kupası'nda adı sahalarda yankı yapan Türk asıllı bir Mesut Özil var ki, sormayın gitsin. Gerçi duyduğuma göre kendisi açıklama yapmış, Türk değil başka bir milletten olduğunu söylemiş. Varsın olsun, hiç alakam yok onunla. Sizin de olmasın. Kariyeri için Almanya milli takımını seçti diye suçlayacak ya da ondan nefret edecek değilim. Zira kendisiyle Dünya Kupası esnasında tanıştık. O da bizimle tabii. Sanıyorum ki Real Madrid de keşif yapıyordu ki, ona rastladı.
Bir Mesut dedik, Türk bir çocuk böylesine önemli maçta milli takımımıza karşı forma giyecek. Gol atarsa sevinecek mi diye merak edenler var, korkmayın. Mesut topla buluşan son adam olacak!
Bir de Almanlar'ın 2008'den beri dillerinden ve sahalarından düşürmedikleri bir isim var, asıl konu edinmek istediğim o: Schweinsteiger. Yüzünün, ismini yansıttığına yemin bile edebilirim. Löw'ü bir telaş sardı ki sormayın gitsin! Schweinsteiger Türkiye maçında sakat olduğu için oynayamayacak. Ancak bunun aynısı Dünya Kupasında da oldu. Almanlar bir futbolcuları için maç öncesinde "sakat" iddiasını ortaya atıp maçta çatır çatır oynattılar. Eğer bir ikincisi olursa Cuma akşamı, benim açımdan hiç de süpriz olmayacak.
Türk milli takımının en büyük eksikliği hiç şüphesiz ki Arda Turan olacak. Yokluğunda yerine oynayacak olan futbolcumuza büyük bir iş düşüyor, benden söylemesi.
Şimdi baktığımızda, Almanya milli takımı sahaya bir eksik ve bir fazlayla çıkacak. Eksik Schweinsteiger, fazla Mesut Özil...
Maç için susacağım yine, totem yapalım ortak heyecan için. Maç lehimize biterse en azılı soruyu soralım onlara: Almanlar Ağlar Mı??
Dipnot: Arjantin'i eze eze yendikleri maçta Messi ve Maradona'nın ağlayan yüzleri gitmiyor aklımdan. Tiksiniyorum sizden Almanlar, okey?
Almanya-Türkiye arasında 8 Ekim Cuma günü Berlin'de oynanacak olan maçtan bahsediyorum. Dünya Kupası'nda adı sahalarda yankı yapan Türk asıllı bir Mesut Özil var ki, sormayın gitsin. Gerçi duyduğuma göre kendisi açıklama yapmış, Türk değil başka bir milletten olduğunu söylemiş. Varsın olsun, hiç alakam yok onunla. Sizin de olmasın. Kariyeri için Almanya milli takımını seçti diye suçlayacak ya da ondan nefret edecek değilim. Zira kendisiyle Dünya Kupası esnasında tanıştık. O da bizimle tabii. Sanıyorum ki Real Madrid de keşif yapıyordu ki, ona rastladı.
Bir Mesut dedik, Türk bir çocuk böylesine önemli maçta milli takımımıza karşı forma giyecek. Gol atarsa sevinecek mi diye merak edenler var, korkmayın. Mesut topla buluşan son adam olacak!
Bir de Almanlar'ın 2008'den beri dillerinden ve sahalarından düşürmedikleri bir isim var, asıl konu edinmek istediğim o: Schweinsteiger. Yüzünün, ismini yansıttığına yemin bile edebilirim. Löw'ü bir telaş sardı ki sormayın gitsin! Schweinsteiger Türkiye maçında sakat olduğu için oynayamayacak. Ancak bunun aynısı Dünya Kupasında da oldu. Almanlar bir futbolcuları için maç öncesinde "sakat" iddiasını ortaya atıp maçta çatır çatır oynattılar. Eğer bir ikincisi olursa Cuma akşamı, benim açımdan hiç de süpriz olmayacak.
Türk milli takımının en büyük eksikliği hiç şüphesiz ki Arda Turan olacak. Yokluğunda yerine oynayacak olan futbolcumuza büyük bir iş düşüyor, benden söylemesi.
Şimdi baktığımızda, Almanya milli takımı sahaya bir eksik ve bir fazlayla çıkacak. Eksik Schweinsteiger, fazla Mesut Özil...
Maç için susacağım yine, totem yapalım ortak heyecan için. Maç lehimize biterse en azılı soruyu soralım onlara: Almanlar Ağlar Mı??
Dipnot: Arjantin'i eze eze yendikleri maçta Messi ve Maradona'nın ağlayan yüzleri gitmiyor aklımdan. Tiksiniyorum sizden Almanlar, okey?
Neler Var:
2012 Avrupa Şampiyonası,
Almanya,
Arda,
Dünya Kupası,
Löw,
Mesut Özil,
Schweinsteiger,
Türkiye
Aziz Yıldırım Beni Okuyor!
"Yok artık, Lebron..." diyebilirsiniz bu yazının başlığı için. Ancak önce biraz sakinlik rica ediyorum, her şeyi açıklayacağım.
Kalemim yettiğince futbolun özellikle de Fenerbahçe'nin kanayan yaralarından bahsedip duruyorum. Eksikleri tespit edip, not alıyor sizlerle paylaşıyorum bir de. Bu eksikleri görenin yalnızca ben olmadığımın bilincindeyim. Ancak bizim köklü başkanımız Aziz Yıldırım'ın bunları görebildiği konusunda belirli bir inanca sahip değildim. Ta ki, bu sebebi belli eksikliklerin çözüm arayışlarına girilinceye dek. Başlığıma eklediğim "Ben" Fenerbahçe'nin düşünen taraftar kesimini kapsıyor. Anlaştık?
Ben, burada Birinci Çözüm Yollarımı anlatırken, özellikle "yıldız transfer" ve "savunmasızlığa"dikkat çekmiştim. Henüz transfer döneminin göbeğinde bile değilken üstelik. Zaman geçip günler birbirini kovaladıktan sonra gördük ki, Fenerbahçe "yıldız avından" vazgeçerek, yapılması gereken en önemli şeyi yapmıştı! (Ters cümle.) Yerinde ve "işe yarar" transferler yaparak uygun hamleyi doğru zamanda kullanmıştı.
Savunmanın dengsizliği başta Lugano karmaşasının çözülmesiyle ayağını oturttu. Ardından "Yeter ulan!" dedirten Bilica Aykut hocanın da gözüne güvenirlikten uza ve agresif gelmeye başladı. Siyahi futbolculara kafayı takan yönetim, Yobo'yu savunmanın can alıcı noktasına alarak, hatasız bir defans oluşturdu.
Bitmedi tabii.
burada bambaşka Çözüm Yolları ürettim.
Alex dedim, idari görev falan. Seneye sözleşmesi bitecek olan Alex için bi jübile planladığını ve onun takımda bir görevi olmasını istediğini açıkladı Aziz Yıldırım. "Ağzından bal damlıyor!" dedim sonra.
Deplasmanı kaderimiz olmaktan, Kasımpaşa maçı ile çıkarmış olduk. Ağır bir espri yaparak, "Kasımpaşa'nın suçu yok, biz onu Cimbom sandık.." bile dedik.
Bir an evvel eski Fenerbahçe olmamı gerekiyor dedim, en azından bu uğurda bir-iki emin adım attık.
Sonra burada, rakibe göre oynamanın tehlikesini ele aldım, tüm takımların bu tehlike içinde olduğunu söyledim. Son iki maçtır bu durum Fenerbahçe için değişti diyebilirim.
Az biraz sabır falan derken, kaleci eksikliğinden çok söz ettik. Hoop Serkan Kırıntılı geldi. Daha bahsettiğimiz ama şimdilik atladığımız konular var elbet.
Fenerbahçe'yi okuyan (ruhunu) taraftar ve yönetim, sorunların çözümü için elele bile vermeli gerektiğinde.
Şimdilik söz sizde. Aslında söz hep bizde, biz hep.. Aman, neyse ne canım!
Kalemim yettiğince futbolun özellikle de Fenerbahçe'nin kanayan yaralarından bahsedip duruyorum. Eksikleri tespit edip, not alıyor sizlerle paylaşıyorum bir de. Bu eksikleri görenin yalnızca ben olmadığımın bilincindeyim. Ancak bizim köklü başkanımız Aziz Yıldırım'ın bunları görebildiği konusunda belirli bir inanca sahip değildim. Ta ki, bu sebebi belli eksikliklerin çözüm arayışlarına girilinceye dek. Başlığıma eklediğim "Ben" Fenerbahçe'nin düşünen taraftar kesimini kapsıyor. Anlaştık?
Ben, burada Birinci Çözüm Yollarımı anlatırken, özellikle "yıldız transfer" ve "savunmasızlığa"dikkat çekmiştim. Henüz transfer döneminin göbeğinde bile değilken üstelik. Zaman geçip günler birbirini kovaladıktan sonra gördük ki, Fenerbahçe "yıldız avından" vazgeçerek, yapılması gereken en önemli şeyi yapmıştı! (Ters cümle.) Yerinde ve "işe yarar" transferler yaparak uygun hamleyi doğru zamanda kullanmıştı.
Savunmanın dengsizliği başta Lugano karmaşasının çözülmesiyle ayağını oturttu. Ardından "Yeter ulan!" dedirten Bilica Aykut hocanın da gözüne güvenirlikten uza ve agresif gelmeye başladı. Siyahi futbolculara kafayı takan yönetim, Yobo'yu savunmanın can alıcı noktasına alarak, hatasız bir defans oluşturdu.
Bitmedi tabii.
burada bambaşka Çözüm Yolları ürettim.
Alex dedim, idari görev falan. Seneye sözleşmesi bitecek olan Alex için bi jübile planladığını ve onun takımda bir görevi olmasını istediğini açıkladı Aziz Yıldırım. "Ağzından bal damlıyor!" dedim sonra.
Deplasmanı kaderimiz olmaktan, Kasımpaşa maçı ile çıkarmış olduk. Ağır bir espri yaparak, "Kasımpaşa'nın suçu yok, biz onu Cimbom sandık.." bile dedik.
Bir an evvel eski Fenerbahçe olmamı gerekiyor dedim, en azından bu uğurda bir-iki emin adım attık.
Sonra burada, rakibe göre oynamanın tehlikesini ele aldım, tüm takımların bu tehlike içinde olduğunu söyledim. Son iki maçtır bu durum Fenerbahçe için değişti diyebilirim.
Az biraz sabır falan derken, kaleci eksikliğinden çok söz ettik. Hoop Serkan Kırıntılı geldi. Daha bahsettiğimiz ama şimdilik atladığımız konular var elbet.
Fenerbahçe'yi okuyan (ruhunu) taraftar ve yönetim, sorunların çözümü için elele bile vermeli gerektiğinde.
Şimdilik söz sizde. Aslında söz hep bizde, biz hep.. Aman, neyse ne canım!
Neler Var:
Alex,
Aykut Kocaman,
Aziz Yıldırım,
Bıyıksızlar,
Çözüm Yolları,
Fenerbahçe,
Serkan Kırıntılı,
Yobo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





