Takip edenlerin de bildiği gibi geçtiğimiz hafta itibariyle Bıyıksızlar Bugün Tv'de kendi isimlerini taşıyan bir programa başladılar. Canlı yayında futbol konuşan hanımları takibe almak, izlemek için:
http://www.facebook.com/pages/biyiksizlarcom/125022910891604?ref=mf
http://www.biyiksizlar.com/televizyon
21 Kasım 2010 Pazar
Bıyıksızlar Bugün Tv'de!
6-0 Aklıma Gelince..
20 Kasım 2010 Cumartesi
Futbol Barcelona ile Güzel.
Demiştim size bu Krkic adam olacak, Messi'nin izinden gidecek diye. Sinyallerini veriyor hep, doğru yoldan şaşmıyor adamım.
Almeria deplasmanındaydık bu hafta. Ne olacaklarla dolu bir maç öncesinin hemen ardından, dakika 75 ve atılan 8 gol kaldı hafızamda. Maçı izlemeyenlerin en azından özet görüntülerini izlemesini şiddetle, gayet futbol aşkıyla tavsiye ediyorum.
Krkic iki, Messi 3 gol attı. Gollerden biri Iniesta, Rodriguez'den geldi.
Ne diyordum? Futbol ne garip, ben az önce 6 golle övünüp, BJK'nın berabere kalmasından güç alıyordum ki, Messi, Barça falan girdi işin içine. Oolalalla..
Almeria deplasmanındaydık bu hafta. Ne olacaklarla dolu bir maç öncesinin hemen ardından, dakika 75 ve atılan 8 gol kaldı hafızamda. Maçı izlemeyenlerin en azından özet görüntülerini izlemesini şiddetle, gayet futbol aşkıyla tavsiye ediyorum.
Krkic iki, Messi 3 gol attı. Gollerden biri Iniesta, Rodriguez'den geldi.
Ne diyordum? Futbol ne garip, ben az önce 6 golle övünüp, BJK'nın berabere kalmasından güç alıyordum ki, Messi, Barça falan girdi işin içine. Oolalalla..
Neler Var:
Almeria,
barcelona,
Bojan Krkiç,
iniesta,
Messi
16 Kasım 2010 Salı
Sevgilim Piqué.
Hola!
Sevgili'm Pique,
Nasıl sıkılıyor canım bilsen! Bugün bayram. Mutlu mu olmam gerekiyor, hiç de değil! Hayvan kesip bayram yapamıyorum ne yazık ki. Et yemedim hiç, bu saatten sonra da yemem zaten. Bilirsin beni, başıyla sonu bir olacak adımlar atarım.
Ne olacak bu kart cezaların? Dünya liglerinde beğendiğim tek futbolcu sensin, seni de sahada görememek üzüyor beni.
Uzatmayacağım sevgili, sadece seni görmeyi özlediğimi bil diye yazıyorum bunları. En sevdiğim fotoğraflarından birkaç tanesini paylaşacağım. Herkes sevsin seni.
Kocaman öpüyorum, bacaklarına iyi bak.
Hasta la vista :)
Sevgili'm Pique,
Nasıl sıkılıyor canım bilsen! Bugün bayram. Mutlu mu olmam gerekiyor, hiç de değil! Hayvan kesip bayram yapamıyorum ne yazık ki. Et yemedim hiç, bu saatten sonra da yemem zaten. Bilirsin beni, başıyla sonu bir olacak adımlar atarım.
Ne olacak bu kart cezaların? Dünya liglerinde beğendiğim tek futbolcu sensin, seni de sahada görememek üzüyor beni.
Uzatmayacağım sevgili, sadece seni görmeyi özlediğimi bil diye yazıyorum bunları. En sevdiğim fotoğraflarından birkaç tanesini paylaşacağım. Herkes sevsin seni.
Kocaman öpüyorum, bacaklarına iyi bak.
Hasta la vista :)
15 Kasım 2010 Pazartesi
Messi Attı Gol Oldu!
İzlemekten en çok zevk aldığım liglerden biridir La Liga. Bilirsiniz, futbolla özdeştirdiğim başlıca futbolcum Messi’dir. Dün akşam Antep’ten İstanbul’a esen rüzgârdan sonra tüm nefretimi yazarak kusmak istedim. Maçı izleyenler ve takip edenlerin de bildiği gibi kullanılası tek kadro buydu. Elden gelen yapıldı, oynandı, edildi. Ama bu kadar yani. İsmini ağzıma her aldığımda lanet ettiğim bir Caner ve Baroni vardı sahada, yine onlardan beklediğim kadar berbat oynayıp, sahteliklerinin hakkını verdiler. Neyse, Fenerbahçe yazmayacağım sadece ufaktan değineyim dedim.
Gelelim günü güzel kapatmamı sağlayan Barcelona’ya. Diyorum ya, iyi ki futbol, Barça ve Messi var. İyi ki!
Lig de oldukça sevimsiz bulduğum Real Madrid liderlik koltuğundayken, benim Barça’m hemen ardından takibe geçmişti. Nou Camp’ta, ligin üçüncü sırasında bulunan Villareal ile oynanan maçta, yine sahnede Messi vardı. Sahaya değil ilk 11, hiç çıkmayan bir de Pique vardı.
Maça hızlı başlayan taraf Barcelona oldu. Alışılmış futbolunu yaşatıp, rakibe top geçirtmediler. İlk yarda orta sahanın rakip yarı alanına bakan bölümün ilk metrelerine anca saniyeyle belirlenecek sürelerde geçip top kaybeden Villareal, 22. Dakika da Barçalı Davil Villa’nın golüyle kendilere geldiler. Bu dakikadan sonra neredeyse eşitlenen maç, 26. Dakikada Nilmar’ın Villa’ya cevabı ile 1-1 oldu.
İkinci yarıda maç hâkimiyetini yine eline alan Barcelona’da, direksiyona geçen Messi oldu. Tek toplarına, çalımlarına ve sert şutlarına hayran olduğumuz “bit”, 58. Dakikada takımını 2-1 öne geçirdi. Öne geçen Barcelona’nın futbol taktiğini biliyoruz, uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum o yüzden. Derin, kısa ve isabetli paslarla rakibi boğan Barça, kalesine yaklaşan tehlikeleri uzaklaştırıp, 83. Dakikada yine Messi’den gelen golle maçı 3-1 tamamladı. Böylece puanı 28’e çıkan Barcelona, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu.
Her attığı gol olan Messi ve futbolun asıl ismi olan Barcelona, yer neresi ve rakip kim olursa olsun izlenmeye değer…
Ne diyordum? FC Barcelona: més que un club. “Bir Kulüpten Daha Fazlası”
Gelelim günü güzel kapatmamı sağlayan Barcelona’ya. Diyorum ya, iyi ki futbol, Barça ve Messi var. İyi ki!
Lig de oldukça sevimsiz bulduğum Real Madrid liderlik koltuğundayken, benim Barça’m hemen ardından takibe geçmişti. Nou Camp’ta, ligin üçüncü sırasında bulunan Villareal ile oynanan maçta, yine sahnede Messi vardı. Sahaya değil ilk 11, hiç çıkmayan bir de Pique vardı.
Maça hızlı başlayan taraf Barcelona oldu. Alışılmış futbolunu yaşatıp, rakibe top geçirtmediler. İlk yarda orta sahanın rakip yarı alanına bakan bölümün ilk metrelerine anca saniyeyle belirlenecek sürelerde geçip top kaybeden Villareal, 22. Dakika da Barçalı Davil Villa’nın golüyle kendilere geldiler. Bu dakikadan sonra neredeyse eşitlenen maç, 26. Dakikada Nilmar’ın Villa’ya cevabı ile 1-1 oldu.
İkinci yarıda maç hâkimiyetini yine eline alan Barcelona’da, direksiyona geçen Messi oldu. Tek toplarına, çalımlarına ve sert şutlarına hayran olduğumuz “bit”, 58. Dakikada takımını 2-1 öne geçirdi. Öne geçen Barcelona’nın futbol taktiğini biliyoruz, uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum o yüzden. Derin, kısa ve isabetli paslarla rakibi boğan Barça, kalesine yaklaşan tehlikeleri uzaklaştırıp, 83. Dakikada yine Messi’den gelen golle maçı 3-1 tamamladı. Böylece puanı 28’e çıkan Barcelona, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu.
Her attığı gol olan Messi ve futbolun asıl ismi olan Barcelona, yer neresi ve rakip kim olursa olsun izlenmeye değer…
Ne diyordum? FC Barcelona: més que un club. “Bir Kulüpten Daha Fazlası”
Neler Var:
barcelona,
baroni,
caner,
David Villa,
Fenerbahçe,
La Liga,
Messi,
Nilmar,
Nou Camp,
Pique,
Villareal
Hamsi Timsah da Yer!
Haftalık bir hazırlık yapmıştım bu maçı izleyebilmek için, ama plan değişikliği her şeyi alt üst etti. Maç başladığı esnada alana henüz varmış, koltuğuma yeni oturmuştum. Ben kendime gelip maç moduna girerken Jaja beni bekleyecek kadar sabrı olmadığını gösterip, daha maçın beşinci dakikasında Timsahların o gol yemez, ezilmez, yıkılmaz ağlarını havalandırdı. Attığım sevinç çığlığının tüm Trabzon’dan duyulmasını diledim, büyük bir ihtimal de öyle oldu zaten.
Ligin “uçtu uçacak” iki takımı oynuyor, sahadalar. İzlemekten çok da zevk aldığım futbolcular yok, ama maç önemli. Zirve maçı. Şampiyonluktan düşme, koltuktaki yerini garantileme belki de. Hatta biliyor musunuz, bu maç için “derbi” diyenler bile vardı. O alışılmış Fenerbahçeli taraftar yanımı susturup defansa bile geçmedim bunu söyleyenlere. Ne derbisi arkadaşım! Sizin bu öpe koklaya baştağıcı yaptığınız Bursa’nız bu kadar işte. Ne öyle uzun uzadıya anlatmaya, dil dökmeye, kalem bükmeye gerek var, ne de bu maçı derbiden görenlerin futbol bilgisini sınamaya… Adam iki bilinmez maç sonunda kupayı kaldırdı diye beşinci büyük ilan edildiği yetmezmiş gibi bir de Şampiyonlar Liginde önemli işler bekledik. Komiğiz ya! Neyse, “ uzattın ama he!” dediğinizi duyar gibiyim, maça değineyim ben kısaca.
Erken gol yiyen Bursalılar şaşkınlıklarını üstlerinden atamadan, bu kez on altıncı dakikada yine Jaja’nın attığı golle 0-2 geriye düştüler. Hayal kırıklığı ve şaşkınlığı aynı anda yaşayan Bursa, gelen ikinci golden sonra maçın hâkimiyetini tamamen kaybetmişti.
İkinci yarıya geçecek olursak, tabiri caiz ise Trabzonspor’un şovunu izledik. Futbol zevkini dorukta yaşatan Trabzonlu futbolcular, ikinci yarıda Bursalı oyunculara tek bir pozisyon bile vermezken, skorun tabeladaki yansısını değiştirecek sayısı unuttuğum kadar çok atakta bulunup, hepsinden eli boş döndü.
Maçın doksanıncı dakikasında tahminimce alkışlatmak için Jaja’yı maçtan aldı Şenol hoca. Taraftarın desteği ve alkışı görülmeye değerdi. Ama bu, işin gülen yüzü. Bir de çirkin tarafı var ki, maçı izleyen herkes eminim çok kızmıştır! Bursaspor’un kalecisi Ivankov maçtan çıkan Jaja’ya saçma sapan bir müdahalede bulundu. Gerçi pek sevgili (!) Bülent bunu görmezden gelmeyerek kaleciye sarı kartı gösterdi ama içimde kaldı ne yalan söyleyeyim. Hep golle yiyip hem de böyle bir hareket yapınca, buradan da kızmak istedim Ivankov’a!
Ve Bursa’da gelen son düdükle Trabzonspor yaptığı çıkışlara ara vermeden devam etmiş oldu. Ligde üçüncü puan kaybını alan Bursaspor ise şampiyonluk yolunda kan kaybetmeye başladı.
Eklemeden geçemeyeceğim, Trabzonsporlu taraftarların Bursa’da kolbastı oynamasından sonra keyfime diyecek yoktu!
Ne diyordum? “Hamsilerin timsah yediği görülmüş mü kardeşim!” demeyin. Yediler, afiyet bal şeker oldu!
Ligin “uçtu uçacak” iki takımı oynuyor, sahadalar. İzlemekten çok da zevk aldığım futbolcular yok, ama maç önemli. Zirve maçı. Şampiyonluktan düşme, koltuktaki yerini garantileme belki de. Hatta biliyor musunuz, bu maç için “derbi” diyenler bile vardı. O alışılmış Fenerbahçeli taraftar yanımı susturup defansa bile geçmedim bunu söyleyenlere. Ne derbisi arkadaşım! Sizin bu öpe koklaya baştağıcı yaptığınız Bursa’nız bu kadar işte. Ne öyle uzun uzadıya anlatmaya, dil dökmeye, kalem bükmeye gerek var, ne de bu maçı derbiden görenlerin futbol bilgisini sınamaya… Adam iki bilinmez maç sonunda kupayı kaldırdı diye beşinci büyük ilan edildiği yetmezmiş gibi bir de Şampiyonlar Liginde önemli işler bekledik. Komiğiz ya! Neyse, “ uzattın ama he!” dediğinizi duyar gibiyim, maça değineyim ben kısaca.
Erken gol yiyen Bursalılar şaşkınlıklarını üstlerinden atamadan, bu kez on altıncı dakikada yine Jaja’nın attığı golle 0-2 geriye düştüler. Hayal kırıklığı ve şaşkınlığı aynı anda yaşayan Bursa, gelen ikinci golden sonra maçın hâkimiyetini tamamen kaybetmişti.
İkinci yarıya geçecek olursak, tabiri caiz ise Trabzonspor’un şovunu izledik. Futbol zevkini dorukta yaşatan Trabzonlu futbolcular, ikinci yarıda Bursalı oyunculara tek bir pozisyon bile vermezken, skorun tabeladaki yansısını değiştirecek sayısı unuttuğum kadar çok atakta bulunup, hepsinden eli boş döndü.
Maçın doksanıncı dakikasında tahminimce alkışlatmak için Jaja’yı maçtan aldı Şenol hoca. Taraftarın desteği ve alkışı görülmeye değerdi. Ama bu, işin gülen yüzü. Bir de çirkin tarafı var ki, maçı izleyen herkes eminim çok kızmıştır! Bursaspor’un kalecisi Ivankov maçtan çıkan Jaja’ya saçma sapan bir müdahalede bulundu. Gerçi pek sevgili (!) Bülent bunu görmezden gelmeyerek kaleciye sarı kartı gösterdi ama içimde kaldı ne yalan söyleyeyim. Hep golle yiyip hem de böyle bir hareket yapınca, buradan da kızmak istedim Ivankov’a!
Ve Bursa’da gelen son düdükle Trabzonspor yaptığı çıkışlara ara vermeden devam etmiş oldu. Ligde üçüncü puan kaybını alan Bursaspor ise şampiyonluk yolunda kan kaybetmeye başladı.
Eklemeden geçemeyeceğim, Trabzonsporlu taraftarların Bursa’da kolbastı oynamasından sonra keyfime diyecek yoktu!
Ne diyordum? “Hamsilerin timsah yediği görülmüş mü kardeşim!” demeyin. Yediler, afiyet bal şeker oldu!
Neler Var:
Bursaspor,
Spor Toto Süper Lig,
Trabzonspor
14 Kasım 2010 Pazar
KRALEX Yüzledi!
Maça hiç değinmeden Alex'in de 100'ler kulübüne girişinden bahsedeceğim.
Sadece tek bir takımda attığı gollerle 100. golüne ulaşan Alex, sonu ne olursa olsun her zaman ve her şekilde Fenerbahçeli taraftarın desteğini ve sevgisini arkasında hissedecek, hiç şüphesi olmasın.
O bizim, en kıymetlimiz...
10 numara Alex, 100 gollü Alex, Kaptan Alex, Kral Alex, Dahi Alex...
Ne diyorduk? Dahi anlamındaki "de" ayrı yazılır:
Alex De Souza.
Ve Alex İle Sonsuza.
Sadece tek bir takımda attığı gollerle 100. golüne ulaşan Alex, sonu ne olursa olsun her zaman ve her şekilde Fenerbahçeli taraftarın desteğini ve sevgisini arkasında hissedecek, hiç şüphesi olmasın.
O bizim, en kıymetlimiz...
10 numara Alex, 100 gollü Alex, Kaptan Alex, Kral Alex, Dahi Alex...
Ne diyorduk? Dahi anlamındaki "de" ayrı yazılır:
Alex De Souza.
Ve Alex İle Sonsuza.
Neler Var:
Alex,
Fenerbahçe,
Spor Toto Süper Lig
12 Kasım 2010 Cuma
Q7 Düştü Kalktı, Maç Bitti
Kupa maçının grup ayağında olmayacak skorlar, goller, pozisyonlar izledik. Hayal kırıklığımı başlatan Fenerbahçe, kupaya artık tamamen küstüğünü göstermiş oldu. Olmuyorsa olmuyor, zorlamanın anlamı yok diyerek baştan resti çekti. Galatasaray iyi etti, hoş etti dedik. Sıra geldi “devler transferi” yapan Beşiktaş’a. Gülüyorum bakın, gerçekten bu satırları yazarken gülüyorum. Sebebini anlatacağım, az biraz sabır.
Taraftar olmakla taraftarı olduğun takımı “sevmek” arasında sahiden de fark varmış, zaman öğretiyor bunu. Taraftar olmak, bir başka takımın eksiklerini görerek ona çamur atmak değil, kendi takımın eksikleri nasıl çözebileceğini düşünmektir. Kaybettiğin maçta hakeme laf söylemek değil, oynamayan futbolcunla oynayanı ayırt edebilmektir. Taraftar olmak, futbol ve futbolcu kalitesini bilmektir arkadaşım! İki iyi transfer yaptınız, Fenerbahçe’nin miadı geçmiş Guiza’sıyla sağlı sollu dalga geçtiniz diye, “Oo büyüksün abi, iyi de taraftarsın he!”yi hak edecek değilsiniz! Devamlı olarak aynı şeyi söylüyorum evet, ama sabır falan yok artık bende. Zira dönüp dolaşıp aynı yere gelmemin sebebi de, taraftar bilinçsizliği. Ne diyorum, bunu ilerleyen günlerde sıkıca kaleme alayım öyle konuşalım. Şimdi hızlıca ileri sarıp maça dönelim…
Maç boyunca Beşiktaş’ın elde ettiği kadar pozisyonun yarısı Antep’te olsaydı, inanın bu maçın skoru bambaşka olurdu. Arkadaşım insan ayağına gelen topun bir tanesini bile mi kaleye atamaz? Yuh dedim kısaca ben, sahiden yuh!
Q7 ile başlayayım… Adam maç boyunca yerdeydi neredeyse. Ona buna çarpıp devamlı olarak düştü, sonunda da hakemden kartı gördü! Oh dedim, mis gibi oldu. Hiç kusuruma bakmayın valla, törpüleyemem bu maç için dilimi. Kalemime geleni yazacağım, kızan kızsın arkadaşım!
Sonra Bobo, Nihat bir de… Top sevmedi desem, sen isabetli atamadıktan sonra top nasıl sevsin? Anlayacağınız bu akşamki maçta isteksizdi Beşiktaşlı futbolcular. Bir hayli keyifsiz, tutuktular. İşime geldi doğrusu, çatır çatır oynayan Uğur Tülemen’imi izledim ben de, keyfime diyecek yoktu! Antep’in tam doksana gelen golü hiç beklenmedik ve bir o kadar da şıktı, alkışı hak etti.
Kazım’ı da söylemeden olmaz. “Kalede Kazım.” denildikten sonra hafiften bir irkildim ama bunun boşa olduğunu maç esnasında gayet iyi anladım. Kaleyi erken terk edişleri biraz hatalıydı ama maçı toparlamayı bildi. Kısacası, Antep’in istikrarını koruduğu avantajlı bir maç oldu. Beşiktaş’ın maça çok da önem vermediği için böyle isteksiz olduğunu düşünsem de, kızmaktan kendimi alamadım.
Maç esnasında düşünceli gözüken teknik adamın bir an evvel takımı toparlama sürecine girme konusunda istekli olduğunu gördüm. Maçı izlemeye gelen Yıldırım Demirören’in de Q7 hakkında ne düşündüğünü merak etmiyor değilim açıkçası… 26. dakikada gelen golle maçı 1-0 önde kapatan Antep, grup liderliğine oturdu. Kupanın grup maçlarında şaşırmaya devam edeceğiz anlaşılan.
Taraftar olmakla taraftarı olduğun takımı “sevmek” arasında sahiden de fark varmış, zaman öğretiyor bunu. Taraftar olmak, bir başka takımın eksiklerini görerek ona çamur atmak değil, kendi takımın eksikleri nasıl çözebileceğini düşünmektir. Kaybettiğin maçta hakeme laf söylemek değil, oynamayan futbolcunla oynayanı ayırt edebilmektir. Taraftar olmak, futbol ve futbolcu kalitesini bilmektir arkadaşım! İki iyi transfer yaptınız, Fenerbahçe’nin miadı geçmiş Guiza’sıyla sağlı sollu dalga geçtiniz diye, “Oo büyüksün abi, iyi de taraftarsın he!”yi hak edecek değilsiniz! Devamlı olarak aynı şeyi söylüyorum evet, ama sabır falan yok artık bende. Zira dönüp dolaşıp aynı yere gelmemin sebebi de, taraftar bilinçsizliği. Ne diyorum, bunu ilerleyen günlerde sıkıca kaleme alayım öyle konuşalım. Şimdi hızlıca ileri sarıp maça dönelim…
Maç boyunca Beşiktaş’ın elde ettiği kadar pozisyonun yarısı Antep’te olsaydı, inanın bu maçın skoru bambaşka olurdu. Arkadaşım insan ayağına gelen topun bir tanesini bile mi kaleye atamaz? Yuh dedim kısaca ben, sahiden yuh!
Q7 ile başlayayım… Adam maç boyunca yerdeydi neredeyse. Ona buna çarpıp devamlı olarak düştü, sonunda da hakemden kartı gördü! Oh dedim, mis gibi oldu. Hiç kusuruma bakmayın valla, törpüleyemem bu maç için dilimi. Kalemime geleni yazacağım, kızan kızsın arkadaşım!
Sonra Bobo, Nihat bir de… Top sevmedi desem, sen isabetli atamadıktan sonra top nasıl sevsin? Anlayacağınız bu akşamki maçta isteksizdi Beşiktaşlı futbolcular. Bir hayli keyifsiz, tutuktular. İşime geldi doğrusu, çatır çatır oynayan Uğur Tülemen’imi izledim ben de, keyfime diyecek yoktu! Antep’in tam doksana gelen golü hiç beklenmedik ve bir o kadar da şıktı, alkışı hak etti.
Kazım’ı da söylemeden olmaz. “Kalede Kazım.” denildikten sonra hafiften bir irkildim ama bunun boşa olduğunu maç esnasında gayet iyi anladım. Kaleyi erken terk edişleri biraz hatalıydı ama maçı toparlamayı bildi. Kısacası, Antep’in istikrarını koruduğu avantajlı bir maç oldu. Beşiktaş’ın maça çok da önem vermediği için böyle isteksiz olduğunu düşünsem de, kızmaktan kendimi alamadım.
Maç esnasında düşünceli gözüken teknik adamın bir an evvel takımı toparlama sürecine girme konusunda istekli olduğunu gördüm. Maçı izlemeye gelen Yıldırım Demirören’in de Q7 hakkında ne düşündüğünü merak etmiyor değilim açıkçası… 26. dakikada gelen golle maçı 1-0 önde kapatan Antep, grup liderliğine oturdu. Kupanın grup maçlarında şaşırmaya devam edeceğiz anlaşılan.
Neler Var:
Beşiktaş,
Bobo,
Gaziantepspor,
Guiza,
Nihat,
Q7,
Uğur Tülemen,
Yıldırım Demirören,
Ziraat Türkiye Kupası
9 Kasım 2010 Salı
Habersiz Ara
Hola!
Fark ettim ki, günlerdir uğramamışım bloguma. Güncel tek yazı bile yok! Haber vermedim, ama sebeplerim var.
31 Ekim - 7 Kasım arasında maçlarda, spordan ve hayattan soyutladım kendimi-kitap kokusuyla dinlendim. Tüyap Kitap Fuarı boyunca biricik yayınevimiz Carpe Diem'in standında durdum.
Tabii sadece bu değil. Futbol Extra dergisiyle görüştük ettik. Ufaktan başlıyorum yazmalara :) Kasım sayısında da BizBıyıksızlar ile bir söyleşi yaptım. Alın, okuyun. Şiddetle tavsiye ederim :))
Degiye 5M Migros ve d&r aracılığıyla sahip olabilirsiniz. Keyifli okumalar!
Fark ettim ki, günlerdir uğramamışım bloguma. Güncel tek yazı bile yok! Haber vermedim, ama sebeplerim var.
31 Ekim - 7 Kasım arasında maçlarda, spordan ve hayattan soyutladım kendimi-kitap kokusuyla dinlendim. Tüyap Kitap Fuarı boyunca biricik yayınevimiz Carpe Diem'in standında durdum.
Tabii sadece bu değil. Futbol Extra dergisiyle görüştük ettik. Ufaktan başlıyorum yazmalara :) Kasım sayısında da BizBıyıksızlar ile bir söyleşi yaptım. Alın, okuyun. Şiddetle tavsiye ederim :))
Degiye 5M Migros ve d&r aracılığıyla sahip olabilirsiniz. Keyifli okumalar!
Neler Var:
biyiksizlar.com,
Futbol Extra,
Tüyap Kitap Fuarı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















